ZurnaAlemi.Net - Forum ZurnaAlemi.Net - Forum
Asker vurulunca değil, unutulunca ölür!

Geri git   ZurnaAlemi.Net - Forum > Türkiyem > Cografi Bölgelerimiz > Marmara Bölgesi
Sayfaya güncelle İstanbul (KapsamLı )
Uzaklaştırılmış Üyeler Yardım Ajanda Arama Bugünki Mesajlar Forumları Okundu Kabul Et

Yeni Konu aç  Cevapla
Sayfa 3 Toplam 8 Sayfadan < 12 3 45 > Last »
 
Seçenekler Stil
Alt 01.09.09, 19:49   #21
aLper
Acı Cekmek Ruhun Fiyakasıdır
 aLper - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik tarihi: 31.03.08
Bulunduğu yer: DemLenmekden.
Yaş: 26
Mesajlar: 1,172
Tesekkür: 578
Tesekkür Aldı: 969
Tepki Gösterdi: 2
Tepki Aldı: 10
Tecrübe Puanı: 20
aLper has a reputation beyond reputeaLper has a reputation beyond reputeaLper has a reputation beyond reputeaLper has a reputation beyond reputeaLper has a reputation beyond reputeaLper has a reputation beyond reputeaLper has a reputation beyond reputeaLper has a reputation beyond reputeaLper has a reputation beyond reputeaLper has a reputation beyond reputeaLper has a reputation beyond repute
Standart

İstanbul Yalıları 2


Naime Sultan (Gazi Osman Paşa) Yalısı (Beşiktaş)

İstanbul ili Beşiktaş ilçesi, Ortaköy Muallim Naci Caddesi üzerinde bulunan bu yalı aynı zamanda Gazi Osman Paşa Yalısı olarak da tanınmıştır. Yalı Sultan II. Abdülhamit tarafından Plevne kahramanı Gazi Osman Paşa’ya hediye edilmişti. Yalı 1899’da onarılmış, yenilenmiş ve yalıya Naime Sultan ile Gazi Osman Paşa’nın oğlu Kemalettin Paşa yerleşmiştir. Bu nedenle de yalı Naime Sultan Yalısı ismi ile anılmaya başlamıştır.

Yalının bulunduğu alanda daha önceki dönemlerde deniz hamamlarının bulunduğu kaynaklardan öğrenilmiştir. Ayrıca dar bir yolla da buradan arkadaki bir köşke ulaşılıyordu. Yalı kâgir bir zemin kat üzerine ahşaptan iki katlı olarak yapılmıştır. Bunun üzerine bir de çatı katı eklenmiştir. XIX. yüzyılın sonunda İstanbul’da yaygın olarak yapılan simetrik planlı yalı tiplerinin bir örneğidir. Harem ve selamlık bölümleri çift koridorlu olarak aynı yapı içerisinde bütünleşmiştir. Bu yapıda merkezi sofanın yerini simetrik holler ve bu hollere açılan merdivenler almıştır. Salon ve odalar ise yapının cephelerinde yer alır. Bunlar farklı büyüklüklerde olup, çıkmalarla bir takım balkonları meydana getirmişlerdir. Böylece yapının cephesine hareketli bir görünüm kazandırılmıştır. Cephe üçerli pencerelerden oluşan bir aks sistemine sahiptir. Zemin katta oldukça basık olan kemerli pencereler üst katlarda daha büyük ve daha yüksek olarak düzenlenmiştir. Çıkmalardaki pencereler ise daha büyük dikdörtgen çerçevelerin içerisinde yarım daire kemerlidir. Bu kemerlerin üst kısımları ile alt kesimleri ahşap oymalarla bezenmiştir. Cephelerdeki verandalar İon başlıklı, ince, yüksek ikişer kolonla hareketlendirilmiştir. Ayrıca kat çıkmalarının köşelerindeki plasterler de yine İon şeklindedir.

Yalının deniz cephesinde bulunan ekseni üzerindeki çıkma akroterli üçgen bir alınlıkla sonuçlanır. Yakın tarihlere kadar bu yalı Gazi Osman Paşa Ortaokulu olarak kullanılmış, 2002 yılında da yanmıştır. Günümüzde kendi haline terk edilmiştir.


Enver Paşa (Naciye Sultan Yalısı) (Şah Sultan Yalısı) Yalısı (Beşiktaş)

İstanbul ili Beşiktaş ilçesi, Kuruçeşme’de bulunan bu yalı günümüze gelememiştir. Şah Sultan’a ait olup, daha sonra Enver Paşa’nın mülkiyetine geçmiştir. Bu yalının ne zaman yapıldığı kesinlik kazanamamakla beraber XVIII. yüzyılın sonunda veya XIX. yüzyılın başlarında yapılmıştır. Hazine-i Hassa’nın mülkiyetinde olan buradaki yalılar dizisi ile Enver Paşa Yalısı da mülk sahiplerinden geri alınarak Osmanlı sultanlarına verilmiştir.

Bu yalıda uzun süre Hamdi Paşa oturmuş, ölümünden sonra Sultan II. Abdülhamit (1876–1909) tarafından Sadrazam Edhem Paşa’ya ihsan edilmiştir. Edhem Paşa Dâhiliye Nazırı olduğu sırada yabancı devlet misafirlerini burada ağırlamıştır. Nitekim Avusturya-Macaristan Veliahtı Arşidük Rudolf 1884 yılında Edhem Paşa’yı burada ziyaret etmiştir. Edhem Paşa’nın ölümünden sonra yalı Şüray-ı Devlet Reisi Sait Paşa’nın oğlu Şerif Paşa’nın mülkiyetine geçmiştir. Şerif Paşa yalıyı tamir ettirirken yapı üslubunu bozmuş, denize yönelik bazı balkonlar eklemiştir. Şerif Paşa bu yalıya yerleşmeye hazırlanırken Sultan II. Abdülhamit yalıyı kız kardeşlerinden Mediha Sultan’a vermiştir. Fatma Sultan’ın ölümü üzerine Mediha Sultan da bu yalıda fazla oturamamış Baltalimanı’ndaki onun yalısına yerleşmiştir. Bundan sonra yalı bir süre boş kalmış, Meşrutiyetin ilanı sırasında Meclisi Mebusan Reisi Ahmet Rıza Bey’e kiralanmış, ardından Enver Paşa ile evlenen Naciye Sultan’a düğün hediyesi olarak verilmiştir. Bu nedenle de yalı Enver Paşa Yalısı ismi ile tanınmıştır.

Enver Paşa yalının bahçelerini, arkasındaki sırtlarda bulunan korusunu yeniden düzenlettirmiş, korunun içerisine de Boğaziçi’ne hâkim bir köşk yaptırmıştır. Enver Paşa Yalısı iki katlı, kareye yakın dikdörtgen planlı, iki orta sofalı olup, ortadaki salonların çevresine odalar sıralanmıştır. Büyük merdivenlerin bulunduğu sofa ovale yakın plandadır. Buradaki sofalar birbirlerine koridor ve geçitlerle bağlanmıştır. Sofalar arasındaki mekânlara servis odaları yerleştirilmiştir. Bezeme yönünden oldukça sade bir yapıdır.

Enver Paşa burada yerli ve yabancı devlet adamlarını kabul etmiştir. I. Dünya Savaşı’nın sona ermesi ile birlikte Enver Paşa başta olmak üzere İttihat ve Terakki’nin önde gelenleri İstanbul’u terk etmişler ve yalı da kendi haline bırakılmıştır. Cumhuriyet döneminin ilk yıllarında Enver Paşa Yalısı, Kuruçeşme’deki kömür depoları yaptırılırken yıktırılmıştır.


Arnavutköy Yalıları (Beşiktaş)

İstanbul ili Beşiktaş ilçesi, Arnavutköy Kıyılarında XVIII. yüzyıldan itibaren daha çok İstanbul’da yaşayan Rum zenginlerinin yalıları bulunuyordu. Bunların arasında Hekim Mikeloğlu Nikola’nın yalısı, yanında kardeşi Yelyan’ın yalısı, Mavridioğlu’nun yalısı, Delibeyzade Oğulları’nın yalısı bulunuyordu. Günümüze bu yalılardan hiçbir iz gelememiştir. Ayrıca Arnavutköy iskelesinden sonra Hekim Küçük Toma Dimetraki’nin, Andonaki’nin, Konstantaki Reisoğlu Kabakulak’ın, Çuhacı Konstantin’in, Buğdan Voyvodasının, Cevahirci Kasapbaşı’nın yalıları da yine Arnavutköy ile Bebek arasına sıralanmıştı.

Arnavutköy’de Akıntıburnu’ndan sonra ise Türklerin yaşadığı yalılar vardı. Bunlar arasında Sahilhane Kaftan Ağası Hacı Mehmet Ağa’nın, Tershane Emini Hamdi Efendi’nin iki yalısı ile sabık Hazine-i Hümayun Kethüdası Ali Efendi’nin, Hasan Halife’nin, Kasapbaşızadelerin yaptırmış olduğu yalılar bulunuyordu.

XVIII. yüzyılda Sultan I. Abdülhamit devrinin sadrazamı Halit Hamit Paşa’nın Arnavutköyü’nde yalısı vardı. Halil Hamid Paşa sadrazamlığı sırasında Paşakapısı’ndaki konağında oturmasına rağmen çoğu kez de buradaki yalısına gelirdi. Halil Hamid Paşa’nın idamından sonra Arnavutköy’deki yalısının eşyaları saraya götürülmüştür.

Sultan III. Selim döneminin ünlü sadrazamı ve aynı zamanda Nizamı Cedid Ordusu’nun kurulmasında büyük hizmetleri olan İzzet Mehmet Paşa’nın da Arnavutköyü’nde yalısı vardı. Paşa 1797 yılında yalının arkasındaki sırtlara padişah için bir de biniş köşkü yaptırmıştı. Kaynaklardan öğrenildiğine göre bu köşkün iki yanında havuzlar, küçük bir koruluk ve çiçek bahçeleri vardı. İzzet Mehmet Paşa’nın yalısına Sultan III. Selim gelmiş ve kendisi için yaptırılan Biniş Kasrına çıkmıştır. Padişah buraya gelince de İzzet Paşa kendisine bir at sunmuş, maiyetindekilere ise ayrı ayrı hediyeler vermişti. Padişah burada, kasrın önündeki meydanda musiki dinlemiş ve akşam yemeğini yine burada yedikten sonra Beşiktaş Sarayı’na dönmüştür. Ziyaretinin ertesi günü sadrazamına bir Hatt-ı Hümayun göndermiştir. Cevdet Paşa tarihinden öğrendiğimize göre bu Hatt-ı Hümayun şöyledir:

“Müceddeden bina ve ihya eylediğin nüsretgâh gayet müferrih ve mahallinde olduğundan haz eyledim. Dünkü günüm binişle varıp teferrüc ve safa eyledim. Takdim eylediğin hedayadan mahsus oldum.

Doğrusu tam mahallinde nezareti hoş mesire olmuş. Haktaâla safayı hatır verip sair hidematı devletimde dahi nice nice mahasına muvaffak eylesin âmin.”

Sultan III. Selim’in ziyaretinden üç ay sonra Arnavutköyü’nde çıkan bir yangın şiddetli lodosun da etkisi ile yayılmış, köyün bütün dükkânları ile evlerini yakmıştır. Bu yangın sonucunda İzzet Mehmet Paşa’nın yaptırdığı Biniş Köşkü, Halil Hamid Paşa Yalısı, Aziz Efendi Yalısı, Hasan Halife Yalısı, İzzet Mehmet Paşa’nın Yalısı, Mektupçu İbrahim Efendi Yalısı da yanmıştır. Bu yangından sonra Arnavutköy yeniden imar edilmiş, iskeleden Akıntıburnu’na kadar yine Rum ve Ermeni zenginlerinin yalıları yapılmıştır.


Bebek Yalıları (Beşiktaş)

İstanbul ili Beşiktaş ilçesi, Bebek’te XIX. yüzyıl Bostancıbaşı Defterlerinden öğrendiğimize göre Arnavutköy’den sonra Bebek’te de çeşitli kişilere ait yalılar bulunuyordu. Günümüze gelemeyen bu yalılar arasında Hekimbaşızade Necip Efendi Yalısı, Hazinedarbaşı Şakir Ağa Yalısı, Sultan II. Mahmut dönemi Sadrazamı Salih Paşa Yalısı, Dürrizade Abdullah Molla Yalısı, Mustafa Efendi Yalısı, Yesarizade İzzet Efendi Yalısı, Dividigüzel Kerimesi Yalısı, Kadı Mehmet Efendi Yalısı, Soğancıbaşızade Kadri Bey Yalısı, Kambur Mustafa Efendi Yalısı, Cüce Hanım Yalısı, Abdullah Efendi’nin hazinedarı Osman Efendi Yalısı, Ömer Efendi zevcesinin yalısı, bebek ustası Mahmut Efendi’nin yalısı, Salih Paşa’nın yalısı, Dürrizade’nin kardeşi Ata Efendi’nin yalısı, Müderris-i Kiram’dan Tahir Efendi’nin yalısı, Şeyhülislam Esad Efendizade Mollar Efendi’nin yalısı, Nuri Efendi’nin Yalısı, İlyas Efendi’nin yalısı, Morevi Mustafa Efendi’nin yalısı, Mekke Mollası Abud Efendi’nin yalısı, Kazasker Sıtkızade Efendi’nin yalısı, Topçubaşızade Yakup Ağa’nın yalısı, Süleyman Raşit Efendizade Mehmet Bey’in yalısı, Halil Ağa’nın eşinin yalısı, Çelebi Mustafa Paşazade Bekir Bey’in yalısı, Musullu Ali Efendi’nin kızının yalısı, Hüdadar Bey’in yalısı, Hasan Tahsin Efendi’nin yalısı bulunuyordu.

Bebek kıyılarında bulunan çoğu II. Mahmut dönemine ait olan bu yalıların bazıları yıktırılmış ve yeniden yapılmış, bazıları da yanmıştır.


Hekimbaşı Behçet Efendi Yalısı (Beşiktaş)

İstanbul ili Beşiktaş ilçesinde, Bebek vapur iskelesinin yanında bulunan bu yalı XIX. yüzyılda yapılmış olup, günümüze gelememiştir.

Bu yalının ilk sahibi, kaynaklara göre Sultan III. Selim’in (1789–1807) Hekimbaşısı zamanın ünlü âlimlerinden Mustafa Behçet Efendi’dir (1774–1834). Behçet Efendi Sultan III. Selim’in 1805’te hekimbaşısı olduğu sırada padişahın verdiği para ile bu yalıyı satın almıştır. Yalıyı kimden satın aldığı ise bilinmemektedir. Bu yalı tarihteki bazı siyasi toplantılara sahne olmuştur. İngiltere ve Rusya elçileri ile Fransa Maslahatgüzarı 1831’de burada Osmanlı hükümetinin temsilcileri ile Türkiye ile Yunanistan arasındaki sınır ile ilgili görüşmeler yapmıştır. Behçet Efendi’nin ölümünden sonra kardeşinin oğlu Abdülhak Molla 1854 yılındaki ölümüne kadar burada yaşamıştır.

Abdülhak Molla modern anlamdaki Mekteb-i Tıbbıye-i Şahane’yi kurmuş, bu nedenle de Reisül Ulema olarak tanınmıştır. Ayrıca padişahın hekimbaşılığını da yapmış, yalısında bir de eczane kurmuştur. Bu eczanenin girişinde bulunan “Ne ararsan bulunur, Derde Devadan Gayri” sözü bugün dahi kullanılmaktadır. Bunun yanı sıra Saray-ı Hümayun’da da bir başka eczane kurmuştur. Bu eczanenin kapısına da “ Çaresiz olsa hekimi mutlak bula her derde deva Abdulhak” beytini asmıştır. Aynı zamanda Abdülhak Molla devrinin nüktedan ve hoşsohbet kişilerinden idi. Sultan II. Mahmut, Hekimbaşı Behçet Efendi ve Abdülhak Molla’yı bu yalıda iki defa ziyaret etmiştir.

Abdülhak Molla’nın tek oğlu olan Hayrullah Efendi, baba mesleği olan eczacılığın yerine mülkiyeyi seçmiş ve önemli görevlerde bulunmuş, Osmanlı tarihi ile ilgili eserler yazmıştır. Hekimbaşı Yalısında uzun süre oturan Hayrullah Efendi burasını bir ara Keçecizade Fuat Paşa’ya vermiştir. Keçecizade Fuat Paşa’nın oğlunun Vükela Vapuru’nda ölmesi üzerine de paşa üzüntüsünden Kanlıca’daki yalıyı terk etmiştir. Bundan sonra Şekip Paşa Yalısına taşınmışsa da oraya sığamamış, Hayrullah Efendi de kendi yalısında kalmasını teklif etmiştir. Keçecizade Fuat Paşa Hekimbaşı Yalısında, Hayrullah Efendi de Kanlıca’daki Hekimbaşı Yalısı’nda kalmıştır.

Hayrullah Efendi Bebek’teki yalısına döndükten sonra Tahran Sefirliğine atanmış ve yalı İran Sefiri Hüseyin Hama’ya kiralanmış, ardından da Mütercim Rüştü Paşa’ya satılmıştır. Rüştü Paşa’nın ölümünden sonra Sultan II. Abdülhamid’in adamlarından Lütfi Ağa’nın oğlu Mabeynci Faik Bey yalıyı satın almıştır. Sultan II. Abdülhamid’in kızı Ayşe Sultan burada yeni bir yalı yaptırmak isteyince de Faik Bey yalıyı satmak zorunda kalmıştır. Bu nedenle Hekimbaşı Yalısı yıktırılmış ancak yerine Ayşe Sultan’ın istediği yeni yalı yaptırılamamıştır.

Boğaziçi’nin ilk topografik haritasını yapan Mareşal Moltke Hekimbaşı Yalısı ve bahçesine de anılarında yer vermiştir:

“Muhibbim gerçi bütün tabiplerin başı ise de, tababet-i katiyen tahsil etmemiştir. Müşarinileyhin gayet mebzul güller ile dolu harikulade latif bir bahçesi vardır. Bahçe dağın uzunluğundaki etekte setler üzerine kâindir. Oradan selvi ağaçlı bir mezarlıktan geçilip benim başlıca gezinti yerim olan eski bir kaleye kadar çıkılır.”

Hekimbaşı Yalısı mimarisi, iç düzenlemesi yönünden Boğaziçi’nin Avrupai üsluptaki yapılarından biri idi. Bu yalıyı gezmiş olan bir yabancı gezgin de yalıyı şöyle anlatmaktadır:

“Küçükbebek’te yegane şayanı dikkat ev Hekimbaşının yalısıdır. Geniştir, garp usulünde tefriş edilmiştir. Salonlarında oldukça güzel tablolar vardır. Ziyaret ettiğim hekimbaşı elli yaşlarında, nazik, terbiyeli bir adam intibaını bırakmıştı. Mukalemesinde bir nebatat aşığı olduğu hissediliyordu. Türkiye’deki usulüne göre bana şekersiz kahve ile nargile ve aynı zamanda Avrupada fazla, ehemmiyetli olmayan fakat İstanbul’da nadir yetişen bir küçük tabak çilek ikram etti. Ziyaretimi Eylül sonunda yapmıştım ve çilek mevsimi geçmişti. Buna rağmen Hekimbaşının bahçesinde hususi surette yetiştirilmiş çilekler bulunuyordu. Yalının gerisinde muhtelif çiçeklerle süslenmiş ve türlü meyveleri, sebzeleri olan güzel büyük bir bahçe dikkati çekiyordu.”

Hekimbaşı Yalısı bezemesi, mimari yapısı ile Bebek’in görkemli yapılarından birisi idi. Pembe renge boyanmasından ötürü de Pembe Yalı ismi ile de tanınırdı. Büyük, Ortanca ve Küçük Yalı isimleri ile tanınan üç ayrı bölümden meydana gelmişti. İki katlı olan yalı sonradan eklenen bölümlerle dışarıya taşırılmış, altlı üstlü ince uzun pencereler de bütünü ile denize yönelikti. Yalının dışarıya taşan bölümlerindeki çatı üçgen alınlıklar şeklinde idi. Yalıda büyük divanhaneler, salonlar ve odalar vardı. Arka bahçesi ise arkadaki Mahmut Baba Dergâhı’nın bulunduğu Şehitlik Tepesi’ne kadar uzanıyordu.


Âli Paşa Yalısı (Hidiva Sarayı) (Beşiktaş)

İstanbul Beşiktaş ilçesi Bebek semti, Cevdet Paşa Caddesi’nde, Bebek Koyu’nun ortasında bulunan bu yalının yerinde Sultan I. Abdülhamit Devri Şeyhülislamlarından Dürrizade Esseyyit Mehmet Ataullah Efendi’nin yalısı bulunuyordu. Dürrizadeler Osmanlı padişahlarından itibar görmüş tanınmış bir Osmanlı ailesi idi. Sultan I. Mahmut’tan Sultan II. Mahmut’a kadar geçen süre içerisinde beş Osmanlı şeyhülislamı bu aileden yetişmiştir.

Sultan III. Selim’in kız kardeşi Hatice Sultan Mimar Melling’e Defterdar Burnu’ndaki Neşet Abad Sarayını tamir ettirirken bir süre Dürrizadelerde misafir kalmıştır. O sırada Şeyhülislam olan Dürrizade Esseyyit Mehmet Arif Efendi Sultan’a yalısının büyük bir bölümünü ayırmıştı. Sultan III. Selim de sık sık bu yalıya gelmiştir. Dürrizade Arif Efendi’nin 1800 yılında ölümü üzerine yalı, oğlu Şeyhülislam Abdullah Efendi’nin mülkiyetine geçmişti.

Osmanlı kaynaklarına göre bir Ramazan ayının Cuma günü Göksu Kasrı’na giden Sultan II. Mahmut iftarı orda yapmak istemiş ancak, ani bir karar değişikliği yapması maiyetini telaşa düşürmüştür. Bunun üzerine civardaki yalılarda oturan devlet ileri gelenlerine haber salınmıştır. Bu sırada Bebek’te Dürrizadelerin yalısına giden kişi Dürrizade Abdullah Efendi’yi Delaili Şerif okurken bulmuş ve padişahın isteğini iletmişti. Abdullah Efendi hiç telaş etmemiş padişahın gösterdiği bu iltifattan son derece memnun kalmış ve sonra da kethüdasını çağırarak “Cenabı Hak ömür ve şevketi şahanelerini Müjdat buyursun. Şevketmeab efendimiz bizden taam ferman buyurmuşlar. Bizim yemeklerimize uygun miktarda yemek ilave edip, takdim edin” demiştir. İradesi karşısında vükelanın ne yaptığını soran padişah bu olayı dinledikten sonra gülmüş “Koca herif hakikaten kibardır” demiştir.

Dürrizade Abdullah Efendi’nin ölümü üzerine yalının mülkiyeti Sadrazam Mehmet Emin Rauf Paşa’ya geçmiştir. Onun ölümü ile de Sadrazam Ali Paşa’ya (1815–1871) geçmiştir. Âli Paşa’nın sadareti ve Hariciye Nazırlığı sırasında yalı pek çok önemli konferans, ziyaret ve davetlere sahne olmuştur. Burada Karadağ Konferansı (1858) toplanmış, Girit isyanını bastırma hazırlıkları yapılmış, Sultan Abdülaziz’in Avrupa ziyaretini iade etmek üzere İstanbul’a 1869’da gelen İngiliz veliahdına bir davet verilmiştir. Ayrıca İmparator Franz Joseph bu yalıda misafir edilmiştir. Âli Paşa’nın 1871’de yalısında ölümünden sonra Sultan II. Abdülhamit (1876–1909) yalıyı satın alarak Mısır Hıdivi Abbas Hilmi Paşa’nın annesi ve eski Hıdiv Tevfik Paşa’nın eşi Hıdiva Emine’ye 1896’da hediye etmiştir. Bazı kaynaklara göre, Abbas Hilmi Paşa’nın ölümünden sonra aylık masrafı 4000 altın olan yalının giderlerini varisleri karşılayamadığından satılmıştır. Yine bazı kaynaklara göre de Hıdiva Emine Hanım yalıyı kendisi satın almıştır.

Bu yalının ilk defa Dürrizadeler tarafından yapıldıktan sonra Sultan II. Mahmut dönemi Sadrazamlarından Rauf Paşa tarafından yenilendiği de bazı kaynaklarda belirtilmiştir. Günümüze gelen yapı XX. yüzyılın başında yeniden yapılmış ve Hıdiva Sarayı veya Valide Paşa Yalısı olarak tanınmıştır. Eski yalı 1902 yılında yıktırılmış 120.000 İngiliz Lirasına Mimar Raimondo D’Aranco tarafından yapılmıştır. Günümüzde Mısır Arap Cumhuriyeti’nin İstanbul Başkonsolosluk Binası ve Başkonsolosluğun rezidansı olarak kullanılmaktadır.

Boğaziçi’nin en önemli yapılarından olan bu yalı geniş cephesi, denize yönelik 64.00x28.00 ölçüsündeki cephe görünümü ile iki tam katlı, çekme ve çatı katları ile birlikte 5.000 m2 kullanım alanı bulunan küçük bir saray görünümündedir. Dikdörtgen planlı olan bu yapı harem ve selamlık olarak iki ayrı bölümden meydana gelmiştir. Eşit ağırlıklı olarak kütlesel görünümlü, iki bölümlü binanın plan şeması dış görünümünden de kendisini belli etmektedir. Yalının denize dik ekseninin güneyinde harem, kuzeyinde de selamlık bölümleri vardır. Her iki bölümün plan şemaları birbirinin eşidir. Ortada büyük giriş holleri ile kabul salonları buradan üst kata çıkan merdivenlerin bulunduğu açık mekânlar dikkati çekmektedir. Bu mekânların iki tarafına denize paralel dikdörtgen planın iki yanında sıralanmış salon ve odalar vardır. Harem ile selamlığın birleştiği bölümün tam ortasına bir kış bahçesi yerleştirilmiştir. Bu bölüm, harem ve selamlığı birleştiren koridorları birer kapı ile birbirinden ayırmıştır. Yapının hol ve salonları plasterler, kolonlarla hareketlendirilen bölümlerin arkasında yan mekânlarla daha da genişletilmiştir.

Günümüzde Konsolosluk binası olarak kullanılan selamlığın üst katında büyük bir kabul salonu ile büyük bir yemek salonu vardır. Konsolosluğun rezidansı olan eski harem bölümünde ise yemek ve müzik salonlarına yer verilmiştir. Yapının cephe görünümüne salonların geri çekilmesi veya öne çıkarılması ile hareket getirilmiştir. Yapının deniz cephesindeki iki ucuna simetrik yüksek ve dik bir çatı ile kapatılmış bölümler ve bunların arkasında da çift kulelere yer verilmiştir. Bu bölümlerde Avrupa mimarisinin etkileri açıkça görülmektedir. Bunları denize yönelik sütunların taşıdığı balkonlar tamamlamıştır.

Yalının içerisi bezeme yönünden oldukça zengindir. Merdiven korkulukları ince dallar, asma filizleri, atkestanesi yaprakları, tomurcuk ve çiçeklerden oluşan bezemelerle süslenmiştir. Özellikle merdivenleri taşıyan metal çerçeveler ile basamaklardaki kolonlar bitkisel motiflerle süslenmiştir. Yer yer yaldızlı olan çok zengin renklere burada yer verilmiştir. Metalden yapılmış olan çiçek ve yapraklar salonlardaki kolonların başlıklarında, tavan kasetlerinde de tekrarlanmıştır. Kolonların başlıklarında İon üslubu volütler, Korinth üslubu lotüslere yer verilmiştir. Ayrıca tavan kasetlerinde stilize çiçekler art-nouve üslubunu yansıtmaktadır. Harem bölümündeki salonların duvarları pembe ve yeşilin ağırlık kazandığı desenli kumaşlar ve kâğıtlarla kaplanmıştır.


Nazime Sultan Yalısı (Beşiktaş)

İstanbul ili Beşiktaş ilçesi, Kuruçeşme’de, Sultan Abdülaziz’in (1861–1876) kızı Nazime Sultan Yalısı yanındaki Naciye Sultan Yalısı ile birlikte XIX. yüzyılın ilk yarısında Hibetullah Hanım Sultan’a aitti. Daha önce Şah Sultan’a ait olan bu yalı biri büyük diğeri de küçük olmak üzere iki ayrı yapıdan meydana geliyordu. Bunlardan Ortaköy tarafındaki büyük olan yalı Enver Paşa ile evlenen Naciye Sultan’a, diğeri de Nazime Sultan’a verilmişti. Kaynaklarda Nazime Sultan’a yalının ne amaçla verildiği belirtilmemiştir. Bazı arşiv belgelerinde de 1900–1901 yıllarında onarıldığı yazılıdır.

Nazime Sultan Ali Halit Paşa ile 1889 yılında evlenmiştir. Yaşamıyla ilgili birbirleri ile çelişkili bilgiler bulunmaktadır. Bazı kaynaklara göre; 25 Kasım 1895’te ölmüş ve Sultan II. Mahmut türbesine gömülmüştür. Bazılarına göre de, Cünye’de (Beyrut) 1947’de ölmüş ve Şam’daki Sultan Selim haziresine gömülmüştür.

Nazime Sultan Yalısının Raimondo d’Aronco tarafından tasarlandığı iddia edilmişse de bununla ilgili kesin belgeye rastlanmamıştır. Yalı denize paralel uzun ve bol pencereli, önünde rıhtımı olan iki katlı bir yapı idi. XIX. yüzyılın sonlarına doğru sultan sarayları için uygulanan planlar uyarınca birbirlerine eşit büyüklükte harem ve selamlıktan meydana gelmişti. Yalının giriş bölümünün üst katı at nalı kemerli bir cephe görünümüne sahipti. Bu görünümü ile de Boğaziçi’ndeki sultan yalılarından ayrılmaktadır. Girişten sonra geniş merdivenlerle çıkılan salonlar siyah ve beyaz salonlar olarak isimlendirilmişti. Salonların çevresine odalar sıralanmıştır. Cephedeki çok sayıda pencereler özel bir konumdaki çerçeveler içerisine alınmış ve bunlar stilize bezemelerle hareketlendirilmiştir.

Çırağan Sarayı’nın yanmasından sonra bu yalı bir süre Meclis-i Mebusan binası olarak kullanılmış, hanedanın yurt dışına çıkarılmasından sonra satılmış, bir süre tütün deposu olarak kullanılmış ve sonra da yıkılmıştır.


Yılanlı Yalı (Beşiktaş)


İstanbul ili Beşiktaş ilçesi, Bebek-Rumelihisarı Caddesi üzerinde bulunan bu yalıyı XVIII. yüzyılın sonlarında Sultan I. Abdülhamit’in (1774–1789) veya Sultan III. Selim (1789–1807) döneminde yapıldığı konusunda iki ayrı iddia bulunmaktadır. Bunun yanı sıra yalının Sultan III. Mustafa zamanında yapıldığı da iddia edilmiştir. Ancak bunların hiç birisi de kesinlik kazanamamıştır. Yalının ilk sahibinin Reisülküttab Mustafa Efendi olduğu ve çeşitli dönemlerde de onarıldığı bilinmektedir. Bu onarımlardan en önemlisinin Raşit Efendi tarafından yapıldığı kaynaklardan öğrenilmektedir. Reisülküttab Mustafa Efendi’nin ölümünden sonra varisleri yalıyı Kepçe Nazırı Mustafa Efendi’ye satmışlardır. Daha sonra yalının mülkiyeti Raşit Efendi’ye geçmiştir. Sonraki yıllarda Raşit Efendi’nin çocukları yalı ile ilgilenmemiş, yalı içerisindeki eşyalar dağılmış ve yapı uzun süre kendi haline kalmış, 1964 yılında da şüpheli bir biçimde de yanmıştır.

Bu yalı sarp kayalıklar üzerinde tek katlı eli böğründelerle dışarıya taşkın biçimde yapılmıştır. Harem ve selamlıktan meydana gelen yalının haremi biraz daha küçük ölçüde olup, geniş sofaları, Sakal-ı Şerif odası, meşkhanesi, selsebil odası ve arkasındaki hamamı ile kendine özgü bir görünümü vardı. Bu odalar arasındaki Sakal-ı Şerif odasının ayrı bir önemi olup, Ramazan aylarında Teravih Namazı kılınır, Kandil ve bayramlarda da ziyaret edilirdi. Harem kısmının 40 odadan meydana geldiği söylenirse de bu kesinlik kazanamamıştır. Girişin hemen sağındaki büyük taş odada Raşit Efendi yaz aylarında hemen hemen tüm zamanını geçirmiş ve misafirlerini ağırlamıştır. Yalının Türk Barok mimarisinin en güzel örneklerinden nakışlı tavanı, mermer şebekeli fıskiyeli havuzu, köşelerdeki selsebiller ile Raşit Efendi’nin çok sevdiği bu odanın ayrı bir görünümü vardı. Odanın çevresi sedirler ve minderlerle kaplanmış, dolaplar onları tamamlamıştı.

Yalının günümüze ulaşan selamlık kısmı geniş bir set üzerinde olup, Prof. Dr.Y. Mimar Nevzat İlhan tarafından restore edilmiş ve yapının özgün mimarisi korunmuş, içerisindeki düzenlemeler günümüzün koşullarına göre uygulanmıştır.


Yusuf Kamil Paşa Yalısı (Beşiktaş)

İstanbul ili Beşiktaş ilçesi, Bebek’te bugünkü Kemal Sadıkoğlu, Villa Berkçay, Zamir Damar ve Nuri Çapa yalılarının bulunduğu yerde XIX. yüzyıl başlarında İmamzade Esad Efendi’nin yalısı ile Sultan II. Mahmut’un Musahibi Sait Efendi’nin sahil sarayı vardı.

Mısır Valisi Mehmet Ali Paşa Sultan Abdülmecit zamanında Sami Paşa ile Yusuf Kamil Paşa’yı İstanbul’a göndermişti. Paşalar önceleri Arnavutköy ile Mısırlı Hanım’ın yalısında bir süre misafir kalmışlar, sonra da kendilerine yeni bir yer aramaya başlamışlardı. Yusuf Kamil Paşa bir gün kayıkla Bebek’ten geçerken İmamzade Esat Efendi’nin yalısını görmüş ve yanındaki Haydar Efendi’ye dönerek “Şu yalı benim olsa da bir güzel yaptırsam” demiştir. Bir süre sonra da İmamzade Esat Efendi ile yanındaki Sait Efendi’nin yalılarını satın almış, her iki yalıyı birleştirmiştir. Sonra da bu iki yalıyı yıktırarak yerine Fransız Mimar Gardnier’e daha büyük bir yalı yaptırmıştır.

Yusuf Kamil Paşa’nın yaptırmış olduğu yalı ahşap olup, cephe görünümünde ortada üç, yanlarda da iki katlı idi. Alt katta sofa yerine uygulanan mekân yuvarlak kemerli, sütunların taşıdığı bölümler halinde idi. Simetrik plan düzenine göre yapılan yalının deniz tarafında iki yan sofası ile onların arkasına sıralanmış odaları vardı. Yalıdan kafesli bir köprü ile arkasındaki koruluğa geçilirdi. Korulukta yaptırdığı ek binalar teraslar üzerine oturtulmuştu.

Yusuf Kamil Paşa Yalısını zamanın pek çok tanınmış kişisi ziyaret etmiştir. Bunlardan birini Haluk Şehsuvaroğlu şöyle anlatmıştır:

“Böyle gecelerden birinde, devrin zariflerinden biri Yusuf Kamil Paşa’yı fevkalade eğlendirip, hoş vakitler geçirtmiş, Paşa da âdeti üzere kâhyasını çağırıp, efendiye 500 altın ihsan ettim, verirsiniz demiş. Nüktedan zat o geceyi hayaller içerisinde uykusuz bir halde geçirmiş, 500 altını sabaha kadar nerelere harcayacağını bilememiş. Diğer taraftan paşanın kâhyası Hüseyin Haki Efendi de bu mübalağalı ihsanı tashih ettirmiş ve ertesi sabah sabırsızlıkla kahvaltı tepsisini bekleyen nüktedan efendinin kahvaltı tepsisine bir zarf içerisinde 5 altın koymuştur. Neye uğradığını şaşıran misafir hemen kâhyaya koşmuş;

— Galiba bir yanlışlık oldu. Paşa hazretleri dün akşam bana 500 altın ihsan etmişlerdi. Bu sabah 5 altın geldi.
Hüseyin Haki Efendi;
— Bana verilen emir böyledir başka bir şey yapamam. Şimdi kendileri merdivenden aşağıya inerler. Siz vaziyeti arz ediniz demiş.
Misafir sabırsızlıkla paşanın inmesini beklemiş ve tam paşa indiği sırada onu etekleyerek derdini anlatmış.
Yusuf Kamil Paşa da;
—Aman efendim dün akşam işret esnasında bir halt etmişim. Doğrusu bu sabah aldığınız ihsandır.
Misafir bir selam daha verip:
— Aman efendim o haltı dün akşam değil şimdi işlediniz” demiş.

Yusuf Kamil Paşa yalıyı sonradan Sait Halim Paşa’nın babası Mısırlı Prens Halim Paşa’ya satmıştır. Sanatkâr ruhlu bir kişi olan Halim Paşa da yalıyı zevkine göre döşetmiş, koruda musiki âlemleri tertiplemiş, devrin tanınmış ressamlarını yalıda bir araya getirmiştir. Bu arada tepede yaptırdığı köşkü de resim atölyesi haline sokmuştur. Uçurumun üzerinde yapılmış olan bu köşkün ahşap odasından ötürü de eski Boğaziçililer buradan Bülbül Yuvası diye söz etmişlerdir.

I.Dünya Savaşı sırasında yalı Maarif Nezareti’nin emrine verilmiş ve Darül Eytam haline getirilmiştir. Bu yüzden yalı harap olmuş, 1928–1929 yıllarında yıktırılmıştır.


Mazhar Paşa Yalısı (Sarıyer)

İstanbul Sarıyer ilçesi Emirgân-Baltalimanı arasında bulunan Mazhar Paşa Yalısı da günümüze gelemeyen yalılardandır. Mazhar Paşa Sadrazam Büyük Reşit Paşa’nın oğlu idi. Devlet yönetimine girmemiş, kendi başına yaşamış, Celmiz isminde bir Çerkez kızı ile evlenmiş, ondan Necmettin, Veliddin isimli iki oğlu ile Nemciye isimli bir kızı dünyaya gelmiştir.

Mashar Paşa devrin ünlü aşçılarını yalısında bir araya getirmiş, onların hazırladığı yemekler Boğaziçi’nde uzun yıllar anlatılmıştır. Paşa yalısında dostlarına, komşularına ziyafetler vermiştir. Aynı zamanda yalıda yaşayan ağaların, uşakların, çırakların, sofracıların ve harem ağalarının işgüzarlığı terbiyeleri de çok ünlü idi. Mazhar Paşa da haklı olarak bu durumdan hoşlanır, guru duyarmış. Aynı zamanda musikişinas olan paşa gayet güzel tambur çalar, haremindeki saz takımı devrin en ünlü hocalarından ders alırmış.

Mazhar Paşa Yalısı XVIII. yüzyılda yapılmış iki katlı bir yapı olup, yapım tarihi kesinlik kazanamamıştır. Mimari yapısı hakkında da kesin bir bilgimiz bulunmamaktadır. Bu yalı XIX. yüzyılın sonlarına doğru yıkılarak ortadan kalkmıştır.


Emirgân (Şerifler) Yalısı (Sarıyer)

İstanbul Sarıyer ilçesi, Emirgan’da bulunan bu yalı, Bizanslıların Selvili Orman (Kyparades) ismini yakıştırdığı yörede bulunmaktadır. XIX. yüzyılın ikinci yarısına kadar Miriye ait olan Emirgan’ı Sultan III. Mehmet (1593–1603) Osmanlı İmparatorluğu’nun kuruluşundan Sultan III. Murat (1574–1595) devrine kadar uzanan tüm resmi yazışmaları kitap halinde derleyen Nişancı Feridun Paşa’ya vermişti. Bundan böyle de günümüzün Emirgan’ı Nişancı Feridun Bey’in yazlık bahçesi olmuş ve Nişancı Feridun Bey Bahçesi olarak anılmıştır.

Sultan IV. Murat (1623–1640) Revan seferi sırasında kendisine Revan Kalesi’ni teslim eden Emirgüneoğlu Tahmasb Kuli Han’ı, kethüdası Murat Ağa’yı ve adamlarının hayatlarını bağışlamıştır. Bu arada Yusuf ismini alan Emirgüne Han’a murassa kılıç, hançer vermiş ve üç hil’at giydirdikten sonra üç tuğ ile Halep Valisi yapmıştır. Kethüdası Murat Ağa da Beylerbeylik rütbesi ile Trablusşam’a gönderilmiştir. Kısa bir süre sonra Yusuf Ağa idam, Emirgüneoğlu da azl olmuştur. Sultan Murat son derece zeki hoşsohbet bir kişi olan Emirgüneoğlu’na haslar ile Feridun Bey bahçelerini vermiş ve onu kendisine Musahip yapmıştır. Emirgüneoğlu da Feridun Bey bahçelerinde kendisine sahil saray niteliğinde bir yalı yaptırmıştır. Bu yapıdan Evliya Çelebi de söz etmiştir:
“Cümle kapısı tarzı Acem üzere tarh olunmuş, dört duvarı billurdan bir hamamı vardır. Gül ve gülistan içinde bulunan bu hamamdan bülbüllerin yuvalarında yavrularını besledikleri seyredilir. Bu bağın dışında binlerce ağaç vardır.”

Zarif Orgun’dan öğrenildiğine göre de; “Feridun Bey bahçeleri denmekle malum Emirgüneoğlu Yusuf’un Naip ve Mutasarrıf olduğu bahçe ki hududu sahil-i bahirde vaki ayazmadan Müslüman mezarlığına ve oradan Tırnakçızade Mehmet’in bağına ve ondan çeşmebaşı nam mevki denilerek binaların anlatılmasına geçilmiş, altı bab oda, sofa, büyük iki şahnişin, dehliz ve büyük havuzlu hamam akarsu, mutfak, kiler, yanında odalar ve bahçede meyve ağaçları ve diğer ağaçlarla su haznesi, büyük ahır, şahnişinli büyük oda ve üstünde üç şahnişinli ve şadırvanlı, altın yaldızlı, çinili oda ve şahnişinli odaya bitişik diğer odalar, üç dehliz ve bahçede bir kameriye ve su haznesi üzerinde bir köşk, dört oda, su dolabı ve bir dalyan ve bu hudut içerisinde tahminen 170 kile tohum ekilen tarlalar…”

Emirgüneoğlu’nun Emirgan’daki güzel günleri çok uzun sürmemiş, Sultan IV. Murat’ın (1623–1640) ölümünden sonra, iyi bir de ün yapmadığından ötürü idam edilmiştir. Bundan sonra malına mülküne el konmuş, Boğaziçi’ndeki bahçeleri, yalısı Sadrazam Kemankeş Mustafa Paşa’ya verilmiştir.

Tarihi kaynaklar Emirgan’daki yalının sürekli el değiştirdiğinden söz etmiştir. Sultan III. Mustafa’nın (1695–1703) emri ile önce devrin ilmiye ricalinden Mirza Mustafa Efendi’ye, onun 1722 yılında yalıda ölümünden sonra oğlu Mehmet Emin Salim Efendi’ye, Şeyhülislâm Vassaf Abdullah Efendi’ye, onun ölümünden sonra da oğlu Esat Efendi’ye geçmiştir. Esat Efendi’nin mirasçısı olmadan ölümünden sonra Sultan I. Abdülhamit (1774–1789) burada cami, hamam ve dükkânlar yaptırmış, yalının bulunduğu çevre de küçük bir köye dönüşmüştür.

Emirgan Yalısı Sultan II. Mahmut (1789–1807) zamanında yapılan Bostancıbaşı Defterlerinde Hazine-i Hümayun Baş Yazıcısı Feyzi Beyzade Mehmet Bey’in üzerinde görülmüştür. Daha sonraki yıllarda da Asakir-i Mansure-i Muhammediye Seraskeri Vidinli A.Hüseyin Paşa’ya 1828-1829’da satılmıştır. Bundan sonra Mekke Emiri Şerif Abdiillah Paşa bu yalıyı satın almış, onun ölümü ile de Sait Çiftçi’ye satılmıştır. Yalının selamlık bölümü Kültür Bakanlığı tarafından 1968 yılında kamulaştırılmıştır. Harem bölümünde ise Sait Çiftçiler’e ait bir köşk bulunmaktadır. İstanbul’da 1840–1850 yıllarında yaşamış olan ve Ayasofya’yı onaran G. Fosatti Vidinli Hüseyin Paşa Köşkü ismi ile bu yapının bir de rölövesini çizmiştir.

Emirgan Yalısı harem ve selamlık olmak üzere ahşap ve iki ayrı bölümden meydana gelmiştir. Çeşitli ağaç ve çiçek bahçeleri ile kaplı geniş bir alan içerisindeki selamlığın bol ışıklı geniş pencereleri vardı. Selamlık ve harem arasında geçişi sağlayan direkler üzerindeki asma köprü her iki yapıyı da birbirine bağlıyordu. Yalı halkının bahçeye inmeden doğrudan doğruya selamlıktan hareme geçişini sağlayan bu köprü 1946 yılında yıktırılarak ortadan kaldırılmıştır. İstanbul Üniversitesi Kütüphanesindeki Sultan II. Abdülhamit devri fotoğraf albümündeki resimlerde bu köprü açıkça görülmektedir.

Emirgan Yalısı’nın haremi günümüze gelememiştir. Selamlık kısmı şahnişinli, yonca planlı olup, ana salonunun üç cephesinde sıralanmış pencereler ile denize açılmış bir divanhane görünümündedir. Amcazade Hüseyin Paşa Yalısı’nın yazlık divanhanesini hatırlatan bu salonun ortasına fıskiyeli bir de havuz yerleştirilmiştir. Selamlığın alt katı deniz tarafındaki penceresiz taş duvarların ardında kalmış, içeriye giriş yandaki yedi basamaklı bir merdivenle sağlanmıştır. İlk yapıldığı dönemde burada bir de kayıkhane bulunuyordu. Yalının önünden geçen yol nedeni ile bu kayıkhane iptal edilmiştir. Yalının sahanlığının sağında bahçeye aşılan bol ışık alan camekânlı bir yemek odası solda da küçük bir oda vardır. Yalının tüm odalarının duvarları, tavanları yağlı boya resimlerle bezenmiştir. Aynı zamanda yaldızlı nakışlar, çiçek bezemeli motifler de onları tamamlamıştır. Bu bezemeler barok üslupta olup, Topkapı Sarayı harem dairesi ile benzerlikler göstermektedir. Bu bezemeler Çanakkale Bayramiç ilçesindeki 1789 tarihli Hadimoğlu Konağı ile de benzerlik göstermektedir.

Yalı bahçesinde XX. yüzyılın ilk yarısında yapılmış üç katlı müştemilat bulunmaktadır. Bu bölüm Kültür Bakanlığı’nın misafirhanesi olarak kullanılmıştır.

Emirgan Yalısı’nın müze olarak düzenlenmesi düşünülmüş bunun için de Topkapı Sarayı, Türk ve İslam Eserleri Müzesi ve Divan Edebiyatı Müzesi’nden, dışarıdan satın alınan eserlerle döşenmiştir. Ancak müze kurulamamıştır.

Emirgan Yalısı 1980 yılından sonra Kültür Bakanlığı, Türk ve İslam Eserleri Müzesi’nin yönetimine geçmiş, restorasyonu ve iç bezemeleri yapılmıştır. Günümüzde Topkapı Sarayı Müzesi’nin yönetimindedir.


Ferik Ahmet Afif Paşa Yalısı (Sarıyer)

İstanbul ili Sarıyer ilçesi, İstinye-Yeniköy sahil yolu üzerinde yer alan bu yalı Levazımat Reisi (İaşe İşleri Bakanı) ve Birinci Ferik Ahmet Afif Paşa (1852–1920) tarafından 1900–1910 yıllarında Mimar Alexandre Vallaury’e yaptırılmıştır. Bu yalının ilk sahibinin Koca Reşit Paşa’nın kızı Ferendiz Hanım’a ait olduğunu Haluk Şehsuvaroğlu belirtmiştir. Bu durumda Ahmet Afif Paşa’nın bu yalının yerine yenisini yaptırdığı anlaşılmaktadır.

Yalı zemin üzerine iki normal bir de çatı katından meydana gelmiştir. Yalının girişleri sağ ve sol yan cephelerinde üç kollu merdivenler ile sağlanmıştır. Kara tarafı cephesinde ise yalnızca servis merdivenlerine açılan servis girişleri bulunmaktadır. Yalının planı denize dik bir eksene göre simetrik olarak yapılmıştır. Bu nedenle deniz cephesi dar, kara cepheleri daha geniş olup, yalının her odasından denizin görülmesi böylece sağlanmıştır. Yalının ana merdiveni yalnızca iki katı birbirine bağlamaktadır. Deniz cephesindeki köşe odaları küçük çıkmalar halinde denize yönelmiştir. Bu yöneliş yalı mimarisinde tek bir örnek olarak karşımıza çıkmaktadır. Ayrıca bu çıkmalar kuleler şeklinde daha belirginleştirilmiştir. Mimari düzeninde dengeyi sağlayabilmek için de yalının kara tarafındaki iki köşesine de soğan kubbeli iki kule daha eklenmiştir.

Yalının deniz cephesi, ince uzun pencereleri, pencereler ile katlar arasındaki boşlukları dolduran mimari dekorasyon ile hareketli bir görünüm sağlanmıştır. Ayrıca ahşap panolar onları tamamlamıştır. Burada Mimar Vallaury üç açıklıklı mimari ögelere de yer vermiştir. İç mekânlarda ise birinci ve ikinci katlardaki tavanlar muşamba üzerine alçı ve altın varaklı kalem işleri ile bezemeler yapılmıştır. Yan duvarlarda sistematik şekilde panolar halinde kalem işlerine yer verilmiştir. Kara cephesindeki odaların tavan göbeklerinde ise ağırlık rokoko üslubundadır.


Sait Halim Paşa Yalısı (Sarıyer)

İstanbul ili Sarıyer ilçesi, Yeniköy Köybaşı Caddesi üzerinde, Yeniköy vapur iskelesine 100 m. uzaklıkta olan bu yalı XIX. yüzyılın ikinci yarısında yapılmıştır. Yalının mimarı Petraki Adamanti isimli birisidir. Bu yalıda ampir ve eklektik üsluplar bir arada uygulanmıştır.

Yalının ilk sahiplerinin Düzoğulları isimli bir aile olduğu, sonradan İstanbul Rumlarının temsilcisi olarak tanınan Logothete Nicolas Aristarhis isimli bir kişiye, sonra da V.Lahos isimli bir Rum bankerinin mülkiyetine geçmiştir. XIX. yüzyılın sonlarında Sait Halim Paşa bu yalıyı satın almıştır.

Sait Halim Paşa Mısır Valisi Kavalalı Mehmet Ali Paşa’nın torunu, Vezir Halim Paşa’nın da büyük oğludur. Lozan Üniversitesi Siyasal Bilimler Bölümü’nü bitirdikten sonra paşalık unvanı ile devlet şurası üyeliğine getirilmiştir. Sultan II. Abdülhamit zamanında Mısır ve Avrupa’ya giderek jön Türk hareketlerinin önde gelen kişilerinden biri olmuştur. İttihat ve Terakki Fırkası’nda rol almış, genel sekreterlik görevini de üstlenmiştir. Meşrutiyet’in ilanından sonra Türkiye’ye dönerek Ayan üyeliği, Devlet Şurası Başkanlığı, Hariciye Nazırlığı yapmış, 1913’te de Sadrazam olmuştur. Sadaret Makamından 3 Şubat 1917’de ayrılmasına rağmen Malta’ya sürülmüştür. Türkiye’ye dönmesine izin verilmemiş Roma’da 1921’de bir Ermeni komitacısı tarafından öldürülmüştür. Mezarı İstanbul’da Mahmut Paşa Türbesi’ndedir.

Sait Halim Paşa yalıyı Papa Kalfa isimli bir ustaya onarttırmış, bazı yeni ilaveler ve değişiklikler yaptırmıştır. Bundan böyle yalı Sait Halim Paşa Yalısı ismi ile tanınmıştır. Sait Halim Paşa’dan sonra oğlu Prens Halim’e geçen bu yalı 1968’de Turizm Bankası tarafından satın alınmış ve yeniden restore edilmiştir. Turizm Bankası ile TAÇ Vakfı arasında düzenlenen 16.6.1981 tarihli protokol uyarınca yalının iç süslemeleri dışında kalan restorasyon projeleri TAÇ Vakfı tarafından yapılmıştır. Projeleri Y.Mimar Sinan Genim hazırlamıştır. Turizm Bankası 1989’da Türkiye Kalkınma Bankası’na dönüşünce de yalının yeni sahibi Türkiye Kalkınma Bankası olmuştur.

Yalı bahçesi yaz aylarında kısa bir süre restoran olarak işletilmiş, içerisi de XIX. yüzyıl yalılarını yansıtacak biçimde müze-yalı olarak düzenlenmiştir. Bir süre Başbakanlık yazlık konutu olarak kullanılan yapıda resmi toplantılar yapılmıştır.

Sait Halim Paşa yalısı eski kaynaklardan öğrenildiğine göre, setler halinde koruluklara kadar uzanıyordu. Boğaziçi’nin pek çok yalısında görüldüğü gibi burada da arkadaki sırtlara bağlanan bir köprüsü vardı. Yalı harem ve selamlık olmak üzere iki ayrı bölümden meydana gelmiştir. Denizden bakıldığında kuzeyi harem, güneyi de selamlıktır. Her iki bölüm aynı yapıda birleştirilmiştir. Yalı bahçesine Boğaz yolu üzerindeki kapıdan girilmektedir.

Yalı bahçesine Boğaz yolu üzerindeki kapıdan girilmektedir. Yalı bodrum üzerinde iki katlı olup, rıhtımında harem ve selamlığa açılan kapılar bulunmaktadır. Bu kapıların önündeki iki aslan heykelinden ötürü de yalıya Aslanlı Yalı ismi verilmiştir. Yalının cepheleri çıkmalarla yer yer hareketlendirilmiş, alt ve üst katları bir kornişle ikiye bölünmüştür. Ahşap panjurlu pencerelerin bir kısmı üçgen alınlıklarla sonuçlandırılarak cephe hareketliliğine farklılık getirilmiştir. Yapı ana planı doğrultusunda orta sofa çevresinde sıralanmış odalardan meydana gelmiştir. Sait Halim Paşa’nın yaptırdığı onarımlarda orta sofa bir merdiven holüne dönüştürülerek denize yönelik geniş cephe Venedik odası, Altın Oda, Japon Odası isimleri altında üç büyük odaya dönüştürülmüştür. Yalının ortasında yer alan merdiven çatıdaki fenerler bu dönemde yapılmış ve onlara bir de denize yönelik balkon eklenmiştir.

Camekânlı girişten birkaç basamak çıkıldıktan sonra harem ve selamlık hollerine ulaşılmaktadır. Harem holünün alçı, nakış ve kakma işlerle zengin bir bezemesi vardır. Buradan barok üsluptaki bir merdivenle üst kata çıkılmakta, bahçeye yönelik tarafta yekpare kristal avizeler ile duvarlardaki tablolarla zengin bir görünümü olan yemek salonuna girilmektedir. Buraya bir de çalışma odası eklenmiştir.

Selamlık bölümünün girişi ahşap lambrili ve Kütahya çinileri ile kaplıdır. Girişin karşısındaki duvara da Venedikli ressam Clement’in oldukça büyük bir tablosu yerleştirilmiştir. 1865 tarihli olan bu tabloda bir av sahnesi canlandırılmış ve Sait Halim Paşa’nın babası Kavalalı Mehmet Ali Paşa da burada görüntülenmiştir.

Selamlık girişinin sağındaki bekleme odasından resmi kabullerin yapıldığı orta mekâna oradan da hareme geçilmektedir. Osmanlı İmparatorluğu’nun I. Dünya Savaşı’na girmesinde büyük etkisi olan Türk-Alman ittifakı 2 Ağustos 1914’te Sadrazam Sait Halim Paşa ile Alman elçisi Wangenheim tarafından bu orta mekânda yapılmıştır. İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin önde gelen kişilerinden Enver Paşa, Talat Paşa ve Büyük Cemal Paşa Sait Halim Paşa ile birlikte sık sık toplantılar düzenlemiştir.

Sait Halim Paşa Yalısı’nın bezemeleri XIX. yüzyıl Batı üslubu ile Osmanlı sanatının bir çeşit bütünleşmesinden oluşmuştur. Yalının iç dekorasyonunda eklektik üslup kendisini açıkça göstermektedir. Burada zengin altın yaldızlı bezemeler içerisinde alçı kaplamalar, kabartmalar, sedef bağa ağaç işçiliği, bitkisel geometrik şekiller, yazı ve resimler bir uyum içerisinde bir arada kullanılmıştır. Osmanlı, Mısır ve XVI. Louis üslubu mobilyalar, Murana avizeleri de onları tamamlamıştır. Ayrıca kaynaklarda, Aleexandere, Berrchere, Clement, Crapalet, Dalpy, Henery, Leray, Roullet, Valery gibi ünlü ressamların eserlerinin yanı sıra Mahmut Celaleddin, Kazasker Mustafa İzzet Efendi, Hafız Osman’ın yazıları, Kütahya çinileri, bronz heykeller ve çeşitli Osmanlı-İran halılarının da bu yalıda bulunduğu belirtilmiştir.

Sait Halim Paşa Yalısı 1995 yılında bilinmeyen bir nedenle kısmen yanmış, içerisindeki eserlerin ne olduğu konusunda çeşitli iddialar ortaya atılmıştır. Yalı yeniden restore edilmiştir.


Kocataş (Necmettin Molla) Yalısı (Sarıyer)

İstanbul ili Sarıyer ilçesinde bulunan bu yalı Abraham Paşa, Molla Bey, Necmettin Molla Yalısı isimleri ile de tanınmıştır. XIX. yüzyılın sonlarında Neo-Klasik üslupta, ahşap, bağdadi tekniğinde yapılan Abraham Paşa Yalısı Kocataş Yalısı’nın yanında bulunuyordu. Bu yalı yanarak ortadan kalkmıştır. Kocataş Yalısı Sultan II. Abdülhamit (1876–1909) döneminde kısa bir süre Sadrazamlık yapan daha sonra da Adliye Nazırı olan Abdurrahman Nurettin Paşa tarafından Mimar Sarkis Balyan’a yaptırılmıştır.

Bu yalı arkasındaki 17.123 m2’lik bir alanda yer almıştır. Üç katlı yalının ortasındaki ana bölüm ve bunun iki yanındaki ikişer katlı servis binalarından meydana gelmiştir. Bu binalarla ana bina arasında katlarla bağlantı bulunmaktadır. Asıl yapıya dört sütunun taşıdığı bir portikten girilmektedir. Bu portiğin üzerindeki iki kat dışarıya çıkıntılı olarak yükselmiştir. Bu çıkmanın son katının üzerinde üçgen şeklinde bir alınlığa yer verilmiştir. Cephelerdeki düz ve basık kemerli olan pencerelerin tümü panjurludur.

Girişin hemen ardında yer alan taşlığa ikisi karşıda olmak üzere dört kapı açılmaktadır. Bu kapılardan sağ ve soldakilerden ikisi şömineli odalara açılır. Karşısına gelen camekânın hemen ardında yine sağ ve solda yan binalara geçişi sağlayan koridorlar vardır. Aynı zamanda burada önce çift sonra da tek yönlü olarak üst kata çıkan ana bir merdiven bulunur. Bu merdiven rokoko üslubunda dökme demir korkulukludur. Duvarları ise yağlı boya natürmort boyalarla bezenmiştir. Merdivenin birinci sahanlığından camekânlı geniş bir kapı arka balkona açılır. İkinci kattaki sahanlıktan büyük bir salona geçilir. Bu salonun çevresinde de yan odalar bulunmaktadır. Burada yanlardaki kapılardan alt katta olduğu gibi yan binalara geçiş sağlanmıştır. Bu salonlar kabartma alçı rokoko bezemelerle süslenmiştir.

Yalının üçüncü katında basık tavanlı odalar bulunur. Bunların hizmetli odaları olarak kullanıldığı sanılmaktadır. Yan taraftaki servis binalarında da mutfak ve kilerler vardır.


Mustafa Reşit Paşa Yalısı (Sarıyer)

İstanbul ili Sarıyer ilçesinde, Baltalimanı- Hisar Yolu üzerinde, Mustafa Reşit Paşa’nın XIX. yüzyılda yaptırmış olduğu ahşap yalısı bulunuyordu. Bu yalıda 1838, 1839, 1840 ve 1846 yıllarında İngiltere, Fransa, Rusya ve Belçika ile yapılan ikili ticari ve siyasi anlaşmalar imzalanmıştır.

Mustafa Reşit Paşa bu yalının yanına XIX. yüzyılın ortalarında Balyan ailesinden Mimar Sarkis ve Karabet Amira Balyan’a saray niteliğinde kâgir bir yalı yaptırmıştır. Bu yalı Sultan Abdülmecit’in kızı Fatma Sultan’ın Mustafa Reşit Paşa’nın oğlu ile evlenmesi sırasında Osmanlı hazinesince satın alınarak yeni evlilere verilmiştir. Sonraki yıllarda Sultan Abdülaziz devrinde bu sahil sarayının çevresine yeni köşkler ve binalar eklenmiştir. Fatma Sultan’ın 1883 yılında ölümünden sonra yalı boşalmış ve kız kardeşi Mediha Sultan’a verilmiştir. Mediha Sultan’ın Damat Ferit Paşa ile evlenmesi üzerine yapıya bir de harem binası eklenmiştir. Bu yalı Cumhuriyetin ilanına kadar Fatma Sultan’ın mülkiyetinde kalmıştır. Cumhuriyet döneminde bir süre boş kalan yapı Balıkçılık Enstitüsü’ne devredilmiştir. Bu arada Damat Ferit Paşa’nın kitaplığı, yalının eşya ve tabloları satılmıştır. Günümüzde yalının harem dairesi Baltalimanı Kemik Hastalıkları Hastanesi olarak kullanılmaktadır.

Neo-Klasik üsluptaki bu yalı geniş bir avlu çevresinde olup, bahçesinde havuz ve köşkleri ile deniz hamamları bulunmaktadır. Yalı dikdörtgen planlı olup, yan cephelerden masif kolonlarla dışarıya taşırılmıştır. İki katlı yapının birinci katının ortasında dikdörtgen bir sofa bulunmakta olup, bu sofanın duvarları aynalarla kaplanmış, içerisine mermer kaplamalar yerleştirilmiştir. Yapının birinci katı üç yönlü koridorlarla çevrilmiş, çevresine odalar yerleştirilmiştir. Yapının cadde üzerindeki birinci katı dört iri konsolun taşıdığı çıkma ile dışarıya taşırılmıştır.

Yalının zemin katında üst kata çıkan üç merdiven vardır. Bu merdivenlerden biri birinci katın holüne çıkan ana merdiven, ikincisi ana merdivenin sahanlığından havuza inen merdiven, üçüncüsü de servis merdivenidir.

Yalının havuzunun üzeri yakın tarihlerde kapatılmış ve özelliğini yitirmiştir. Bu havuzun üzeri ikinci kat damına kadar yükselen piramidal bir camekânla kapatılmıştır. Günümüzde bu camekânlı bölüm halen mevcuttur.

Yalının rıhtımında açık yüzme havuzu ile kapalı bir deniz hamamı vardı. Bahçesinde bulunan Hünkâr Köşkü ile arkasındaki tepenin yamacındaki hamam önünden geçen yolun genişletilmesi sırasında yıktırılmıştır.
aLper isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Alıntı ile Cevapla
aLper
Açık Profil bilgileri
aLper nickli üyeye özel mesaj gönderin
aLper - Daha fazla Mesajını bul
Alt 01.09.09, 19:49   #22
aLper
Acı Cekmek Ruhun Fiyakasıdır
 aLper - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik tarihi: 31.03.08
Bulunduğu yer: DemLenmekden.
Yaş: 26
Mesajlar: 1,172
Tesekkür: 578
Tesekkür Aldı: 969
Tepki Gösterdi: 2
Tepki Aldı: 10
Tecrübe Puanı: 20
aLper has a reputation beyond reputeaLper has a reputation beyond reputeaLper has a reputation beyond reputeaLper has a reputation beyond reputeaLper has a reputation beyond reputeaLper has a reputation beyond reputeaLper has a reputation beyond reputeaLper has a reputation beyond reputeaLper has a reputation beyond reputeaLper has a reputation beyond reputeaLper has a reputation beyond repute
Standart

İtalyan Elçiliği Yalısı (İtalyan Sefareti Yazlık Binası) (Sarıyer)

İstanbul ili Sarıyer ilçesi Tarabya Kefeliköy Caddesi’nde bulunan bu yalı İtalyan Dışişleri Bakanlığı tarafından, İtalyan Mimarı Raimondo d’Aronco’ya 1905–1906 yıllarında yaptırılmıştır. Bu yalı eski elçilik binasının yerine yapılmış, yalnızca eski yapıdan birinci terasın altında bulunan servis yapıları, mutfak ve kömür deposu korunmuştur. İtalya Udine’de bulunan d’Aronco’nun arşivinde bulunan çizimlerden eski yapının bugünkü yapıdan daha küçük, üç katlı ve sade bir mimari üslupta olduğu anlaşılmaktadır.

Yalı ahşap kazık temeller üzerine oturtulmuştur. Burada karma bir yapım tekniği uygulanmıştır. Zemin kat kâgir, kat döşemelerinin araları tuğla dolgulu putrellerle volta tekniğinde yapılmıştır. Zeminin üzerindeki katlar ahşap, tuğla dolgulu ve bağdadi sıvalıdır.

Günümüze gelen yalı 27.00x20.00 ölçüsünde dikdörtgen planlı, dört katlı bir yapıdır. Uzun kenarı yönündeki eksenine göre simetrik bir plan düzeni göstermektedir. Buna göre orta kısımda birer orta hol ve çift kollu geniş merdivenlere yer verilmiştir. Kuzey cephesinde merdiven holü 3 m. kadar dışarıya taşırılarak burada da bir simetri uygulanmıştır. Yapının zemin katı giriş eksenine göre simetriktir. Üçüncü katta merdivenler sona ermekte, kuzey cephesinin dört katlı diğer cephelere göre üç kat olarak sona erdirilmesi ile bu kez cephe görünümünde simetriden uzaklaşılmıştır. Bu durum üçüncü katın güney cephesindeki çıkma, balkon ve üzerini örten çatı ve saçakla daha belirginleşmektedir. Bu tür üslubun d’Aronco’ya özgü olduğu bilinmektedir.

Yapının çatısı kuzeyde üçüncü kata kadar inmekte ve bu da yalıya farklı bir görünüm vermektedir. Üst katta denize yönelik balkon büyük bir kemer içerisine alınmış, üzerine de büyük girlantların asıldığı kraliyet arması ve bir de yıldız yerleştirilmiştir.

Yapının güney cephesi ise farklı bir görünümdedir. Bahçeye büyük bir terasla açılan güney cephesinde taş plasterler küresel köşe taşları ile yapının sınırları belirginleştirilmiştir. Buradaki geniş saçak balkonları örttüğü gibi üst kattaki odaları da gizlemektedir.

Yalının taş döşeli zemin kat holü simetrik olarak iki yanında birer çift kolonla sınırlanmış ve bir iç avlu görünümüne bürünmüştür. Burada bir minerva heykeli görülmektedir. Yapının tüm katlarında d’Aronco’nun diğer yapılarında çok sık kullandığı gibi art-nouva üslubunda bezemeye yer verilmiştir. Bunlar çiçek şeritleri, stilize motifler, çeşitli figürler, kasetli bölümler, meandr şeritleridir.


Avusturya Elçiliği Yalısı (Avusturya Sefareti Yazlık Binası) (Sarıyer)

İstanbul ili Sarıyer ilçesi, Yeniköy’de 36 dönümlük bir alan Osmanlı-Avusturya dostluğunun bir nişanesi olarak Sultan II. Abdülhamit’in isteği ile Mıgırdıç Cezayirliyan’dan kamulaştırılmış ve Avusturya-Macaristan İmparatoru II. Franz Joseph’e 1898 yılında hediye edilmiştir. Bu alanda Avusturya Elçiliği yazlık binası yapılmıştır.

Neo-Klasik üslupta kâgir ve üç katlı olarak yapılan bu yalı 36.00x27.00 m. ölçüsündedir. Zemin katının altında binanın hemen hemen yarısından fazlasını kaplayan bir de bodrum katı bulunmaktadır. Yalının müştemilat binaları da bahçesinde yer almaktadır. Yalının birinci ve ikinci katları üçüncü kata göre daha yüksek ve daha gösterişlidir. Belki de yalının üçüncü katı daha sonraki yıllarda buraya eklenmiştir. Kütlesel görünümünü hafifletmek amacı ile çok sayıda geniş pencereler yapının tüm cephesini kuşatmıştır. Ayrıca balkon ve teraslar da kütlevi görünümü azaltan diğer unsurlardır. Simetrik görünüm iç ve dışarıda uygulanmıştır.

Deniz cephesinin sağındaki görkemli bir portal ile yapıya girilmektedir. Bu katta orta sofadan geniş merdivenlerle üst kata çıkılmaktadır. Bitki motifleri ile bezeli demir döküm korkulukları olan bu merdivenin görkemli bir görünüşü vardır. Kabul ve toplantı salonu olarak düzenlenen bu kat hemen hemen bu katın bütününü kaplamaktadır. Yalının üst katı hizmet binalarına ayrılmıştır.

Günümüzde Avusturya Konsolosluğu’nun resepsiyonlarının verildiği, özel toplantıların yapıldığı yalıda ayrıca Avusturya Kültür Ofisi de hizmet vermektedir.
aLper isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Alıntı ile Cevapla
aLper
Açık Profil bilgileri
aLper nickli üyeye özel mesaj gönderin
aLper - Daha fazla Mesajını bul
Alt 01.09.09, 19:50   #23
aLper
Acı Cekmek Ruhun Fiyakasıdır
 aLper - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik tarihi: 31.03.08
Bulunduğu yer: DemLenmekden.
Yaş: 26
Mesajlar: 1,172
Tesekkür: 578
Tesekkür Aldı: 969
Tepki Gösterdi: 2
Tepki Aldı: 10
Tecrübe Puanı: 20
aLper has a reputation beyond reputeaLper has a reputation beyond reputeaLper has a reputation beyond reputeaLper has a reputation beyond reputeaLper has a reputation beyond reputeaLper has a reputation beyond reputeaLper has a reputation beyond reputeaLper has a reputation beyond reputeaLper has a reputation beyond reputeaLper has a reputation beyond reputeaLper has a reputation beyond repute
Standart

Alman Elçiliği Yazlık Köşk ve Yalıları (Sarıyer)

İstanbul ili Sarıyer ilçesi Tarabya Koyu’nda, Yeniköy-Tarabya Caddesi üzerinde bulunan bu köşkler büyük bir bahçe içerisine yerleştirilmiştir. Yapıların bulunduğu bu alanda eski Tarabya Kasrı bulunuyordu. Günümüzde alt bahçede bu kasra ait bir kemer kalıntısı ile Sultan Abdülaziz’in tuğrası görülmektedir. Bunun yanı sıra eski Tarabya Kasrı’ndan kalmış ve depo olarak kullanılan bir de mutfak bulunmaktadır.

Bu yapılar XIX. yüzyılın ikinci yarısında eklektik üslupta yapılmıştır. Buradaki yapıların yerleşiminde arazi konumundan ötürü simetri uygulanamamıştır. Ana bina, yeni elçilik evi ve müsteşarlık binası bulunmaktadır. Yapılarda farklı üsluplar uygulanmıştır. Dilimli moresk kemerlerin kule figürleri ve çatı uçlarında görülen mızrak biçimli öğeler dikkat çekicidir. Ön kısımda, denize yönelik elçi evinde ise tamamen eklektik üslup görülmektedir. Bu yapıların arasında bir de şapel, çeşme ve mezarlık bulunmaktadır. Buradaki mezarlıkta I.Dünya Savaşı’nda şehit olan askerler ile Mareşal Von der Goltz gömülüdür. Şehitlerin anısına yapılan rölyefler de Georg Kohl’a aittir.

Üst bahçe terasında 1835–1839 yıllarında Türkiye’de bulunmuş olan General Moltke’nin anısına bir anıt yapılmıştır. Burada bronz bir madalyon içerisinde Moltke’nin porfirden yapılmış portresi bulunmaktadır. Ayrıca kaidenin bir yüzünde Sultan II. Abdülhamit’in tuğrası, diğer yüzünde de İmparator II. Wilhelm’in monogramları görülmektedir.

Buradaki yapılar dikdörtgen planlı, ikişer katlı olup, üzerleri kırma çatı ile örtülmüştür. Bu çatıların üzerine gizli çatı katları da yerleştirilmiştir. İki yan cephelerde çatılar üçgen alınlıklarla daha belirgin bir şekle sokulmuştur. Yapıların içerisinde geniş bir holün çevresinde odalar sıralanmış olup, iç düzende simetri kendisini açıkça göstermektedir.


Rus Elçiliği Yalısı (Rusya Sefareti Yazlık Binası) (Sarıyer)

İstanbul ili Sarıyer ilçesi Büyükdere-Sarıyer Caddesi üzerinde, geniş bir bahçe içerisinde yer alan Rus Elçiliği yazlığının yapım tarihi ve mimarı bilinmemektedir. XIX. yüzyıl başlarına ait, Sultan II. Mahmut (1808–1839) dönemi Bostancıbaşı Defterlerinde bu yalıdan “Kurbinde Rusya elçisinin kebir yalısı” olarak söz edilmiştir. Ayrıca Melling’in albümündeki gravürde de Rus elçilik binası görülmektedir. Yalının iki yanında da Rus elçilik mensuplarına ait yapılar bulunmaktadır. Melling yalının bir İngiliz mimarı tarafından yapıldığını belirtmiştir.

Günümüze gelen Rus Elçilik Binası gravürdekilerden farklı bir görünümdedir. Gravürlerde denize dik konumda iki yan kanat ve bunları birleştiren bir orta bölüm görülmektedir. Oysa bugünkü yapının yan kanatları gravürlere benzediği halde orta bölümünün oldukça farklı olduğu görülmektedir. Her iki bölüm arasında da belirgin bir üslup farkı vardır. Buna dayanılarak orta bölümün sonradan yapıldığı sanılmaktadır.

Neo-Rönesans ağırlıklı olan orta binanın girişinde üç bölümlü portiğe yer verilmiştir. Kompozit başlıklı dört yüksek kolonun taşıdığı bu portiğin üzerinde birinci katın balkonu bulunmaktadır. Geniş bir silme ile ayrılan üst kattaki dikdörtgen söveli pencereler üçgen biçimli kabartma bezemelerle süslenmiştir. Çatı altında da oldukça geniş, dişli bir saçak frizi bulunmaktadır. Yan kanatlar yüksek bir su basman üzerinde tek katlı olup, ahşaptan yapılmıştır. Burada da yarım daire kemerler, üçer açıklıklı bir bölüm, kompozit başlıklı plasterler dikkati çekmektedir.

Günümüzde bu yapılar grubu oldukça harap durumda olup, kullanılmamaktadır.


İpsilante Yalısı (Sarıyer)

İstanbul ili Sarıyer ilçesi Tarabya’da bulunan bu yalı, Bab-ı Âli’de tercüman olarak çalışan, Eflâk ve Boğdan’da voyvodalık yapan Fenerli Rum ailelerden İpsilantiler tarafından XVIII. yüzyılda yaptırılmıştır. Bu aileden Aleksandros İpsilanti Rus yanlısı bir siyaset gütmüş ve Osmanlı İmparatorluğu’nda kalamayacağını anlayarak Saint-Petersburg’a kaçmıştır. Bunun üzerine yalısı Sultan III. Selim tarafından 1807’de Fransa Büyükelçisi General Sebastiani’ye elçilik yazlığı olarak verilmiştir.

İpsilanti Yalısı XIX. yüzyılın ikinci yarısında onarılmış ancak, 1913 yılında çıkan bir yangınla esas bina yanmış, geriye müştemilat binaları ile XIX. yüzyılın ortalarında buraya eklenen ek bina kalmıştır. Günümüzde bu yapı onarıldıktan sonra 1989’da Marmara Üniversitesi Fransızca Kamu İdaresi Bölümü’ne verilmiştir.

İpsilanti Yalısı’nın XIX. yüzyıl başlarındaki durumu Melling’in 1819 yılındaki bir gravüründe görülmektedir. Bu gravüre göre; yaklaşık 3–4 m. enindeki küçük bir rıhtımın arkasında, küçük bir bahçe ile ayrılmış iki bina bulunmaktadır. Bunlar kâgir bir zemin üzerine ikişer katlı yapılardır. Konsollarla dışarıya taşırılmış, yan yana dizilmiş çıkmalar yalının deniz cephesine hareketli bir görünüm kazandırmıştır. İkinci kat seviyesindeki çıkmalar birinci kata göre öne doğru daha geniş çıkıntılıdır. Denize yönelik pencereler zemine kadar inmekte olup bu da iç mekâna büyük bir aydınlık kazandırmaktadır. Yalının üst katına ayrıca barok üslupta oval tepe pencereleri de yerleştirilmiştir.

XX. yüzyılın başlarında çekilmiş bir fotoğrafta karmaşık cephe düzeni yerine, yalın bir cephenin olduğu görülmektedir. Asıl yalıyı oluşturan ve 1913’te yanan yalı dışarıya doğru iki kademeli çıkmalarla Melling albümündeki gravüre benzemektedir. Bununla beraber bazı ayrıntıları bulunmaktadır. XIX. yüzyıl başlarına ait olan yapıda yedi çıkma görülürken XX. yüzyıldaki fotoğrafta bu çıkmaların ikiye indiği görülmektedir. Ayrıca gravürdeki yuvarlak, oval tepe pencereleri de fotoğrafta görülmemektedir. Bu ayrıntıların Melling’in yapmış olduğu gravürün biraz da hayali olduğu mu yoksa sonradan yalının yenilendiği konusunda şüpheli bir durum ortaya koymuştur.

Yalının arkasındaki tepe iki büyük set halinde düzenlenmiş olup, fıstık ağaçları ile çevrilidir.


Sadberk Hanım (Azaryan)Yalısı (Sarıyer)

İstanbul ili Sarıyer ilçesi, Büyükdere Piyasa Caddesi’nde bulunan yalı XX. yüzyılın başında yanmış olan eski bir konak arsası üzerine tüccar Bedros Azaryan tarafından yaptırılmıştır. Yalı batılılaşma dönemi yapılarına özgün bir anlayışla ele alınmıştır. İstanbul’da bu dönemde yapılmış büyük konutların merkez planlı ve merkezi çıkmalı tasarımına uygun yapılmıştır. Ancak cephe görünümü ile döneminde yapılan yapılardan ayrılmaktadır.

Azaryan Yalısı arkasındaki yazlık Rus Sefaretinin sınırlarına kadar uzanan çok geniş bir bahçe içerisindedir. Boğaz’daki birçok konakta görüldüğü gibi bahçesi setler halinde olup, ağaçlarla kaplıdır. Bahçesiyle birlikte 4280 m2 olan Azaryan Yalısı 400 m2 lik bir alana oturmaktadır.

Bodrum katı üzerinde üç ana kat ve bir de çatı katından meydana gelmiştir. Yapının dış mimarisi ahşap, karnıyarık plan tipinde, konakla Batı mimarisinin bir karışımıdır. Osmanlı konaklarında Cihannüma olarak dışarıya açılan çıkma burada bir balkon şeklini almıştır. Cadde üzerindeki ana giriş kapısından parke döşeli büyük bir sofaya girilmektedir. Bu sofanın iki yanında biri servis, diğeri de üst katlara çıkmak üzere iki merdiveni bulunmaktadır. Girişe göre solda bulunan servis merdiveni yandaki servis kapısına da açılmaktadır.

Yalının iç bezemesi ampir üslubunda olup, çeşitli kalem işleri, mermer taklidi sıvalar ve alçı tavanlar ile Orta Avrupa mimari tasarımını yansıtmaktadır.

Yalı, 1950 yılında Koç ailesince satın alınmış 1978 yılına kadar yazlık olarak kullanılmıştır. 1978–1980 yılları arasında, Sedat Hakkı Eldem'in hazırladığı bir restorasyon projesinin uygulanmasıyla bina müzeye dönüştürülmüştür. Bugün 14 Ekim 1980’de ziyarete açılan Sadberk Hanım Müzesi’nin büyük bir bölümünü oluşturmaktadır.


Zeki Paşa Yalısı (Sarıyer)

İstanbul ili Sarıyer ilçesi, Rumelihisarı’nda Baltalimanı-Hisar yolunda bulunan bu yalı günümüzde Fatih Sultan Mehmet Köprüsü’nün köprü ayağı altında kalmıştır. Yalı XIX. yüzyılın II. Yarısında yapılmıştır. Mimarı Alexandre Vallaury’dir.

Yalının ilk sahibi Sultan II. Abdülhamit (1876–1909) döneminde Tophane Müşirliği ve Askeri Mektepler Nazırlığı yapmış olan Müşir Zeki Paşa’dır (1849–1914). Müşir Zeki Paşa Meşrutiyet’in ilanından sonra Küçük Sait Paşa kabinesinde yalnızca yedi gün görev yapmış ve sonra da azledilmiştir.

Yalı Boğaziçi’nde yapılmış olan diğer yalıların mimarisinden farklı olarak adeta bir şato görünümündedir. Kayalar üzerine oturan bu yapı Barok üsluptadır. Zemin katı üzerinde dört katlı olan yalıya hem bahçeden, hem de deniz tarafından girilebilmektedir. Geniş bir rıhtımı olan yalı bahçesinde mermer selsebil ve mermer bir de havuz bulunmaktadır. Yalının bahçeye yönelik iki büyük, dikdörtgen mermer söveli bahçe kapıları bulunmaktadır. Bahçe girişleri simetrik olarak kuzeybatı ve güneybatıdan iki kollu döner merdivenlerle sağlanmıştır. Yapıldığı dönemden kalan camekânlı bölümlerden ikişer ayrı hole geçilmektedir. Buradan da geniş bir servis holüne girilmektedir. Servis holünün iki yanında büyük salonlar ve odalar sıralanmıştır. Zemin kattaki bu plan düzeni diğer üç katta da yinelenmiştir.

Zemin üstü katlarına yapının batı cephesindeki çıkmalara oturtulmuş merdivenlerle çıkılmaktadır. Yalının cephesi farklı renkte ve boyutlarda poligonal taş kaplanmıştır. Ayrıca bu cepheler çıkmalarla hareketlendirilmiştir. Her kattaki çıkmalar ve pencereler birbirlerinden farklıdır. Bunlar farklı açıklıklarda değişik kemer ve sövelerle şekillendirilmiştir. Cephelerde dekoratif olarak İon başlıklı sütunlar, ajurlu kemerler bulunmaktadır. Pencere aralarında plasterler, kat aralarında da silmelere yer verilmiştir.


Şehzade Burhanettin Efendi Yalısı (Sarıyer)

İstanbul ili Sarıyer ilçesi, Yeniköy Köybaşı Caddesi ile İskele Çıkmazı Sokağı’nın kesiştiği noktada bulunan bu yalıyı Sarraf Varki Vartaks XIX. yüzyılın sonlarında yaptırmıştır. Varki Vartaks’ın 1885 yılında ölümü üzerine yalı ve çevresindeki arazi varisleri arasında ihtilaf konusu olmuştur. Yalıyı icradan Teşrifat-ı Umumiye Nazırı Mahmut Münir Paşa almıştır. Ancak paşanın 1899’da ölmesi ile birlikte yalının mülkiyeti Ayşe Pervin Hanım ile Şükriye Ulviye Hanım’a geçmiştir. Ardından da Sultan II. Abdülhamit’in (1876–1909) oğlu Şehzade Mehmet Burhaneddin Efendi’ye satılmıştır.

Şehzade Burhaneddin Efendi yalıyı yıktırarak 1912’de yeniden yaptırmıştır. Bugün bu döneme ait ikinci balkonu çatı alınlığında 1328 tarihli “Ya Hafız” levhası görülmektedir. Osmanlı hanedanının yurt dışına çıkarılmasından sonra Mısırlı Ahmet İhsan Bey yalıyı 1923’te satın almıştır. Ahmet İhsan Bey’in 1946’da ölümü üzerine de mirasçıları yalıyı Erbilgin ailesine satmışlardır. Günümüzde Şehzade Burhaneddin Efendi veya Erbilgin ailesi yalısı olarak tanınan bu yalı Y. Mimar Hüsrev Tayla tarafından bütünüyle restore edilmiş, yalının orijinal izleri ortaya çıkarılmış, iç ve dış mimarisinde bazı değişiklikler yapılmıştır.

Osmanlı İmparatorluğu’nun son devir yapılarındaki özellikleri yansıtan ahşap karkas yalı, zemin kat üzerine iki kat olarak yapılmıştır. Yalının deniz cephesinde ikinci katların cumbaları taştan çıkıntılı kanatlar üzerine oturtulmuştur. Cephenin orta bölümünde ise her katta ahşap dikmeli balkonlara yer verilmiştir.

Yalı girişinin iki yanında birer servis merdiveni, güneyinde ise diğer katlara çıkan, ikili başlayarak tek kollu devam eden ana merdiven bulunmaktadır. Ayrıca ikinci kata çıkış servis merdivenleri ile de karşılanmıştır. Osmanlı Türk evlerinin iç sofalı plan tipindeki yalının birinci kat sofasının deniz yönünde bir eyvanı bulunmaktadır. Bağdadi duvarlarına rokoko üslubunda bezemeler yapılmıştır. Zemin katta yedi oda, bir mutfak, bir tuvalet; birinci katta on iki oda, dört tuvalet ve bir Türk hamamı; ikinci katta da yedi oda ile bir tuvalet bulunmaktadır.

Y. Mimar Hüsrev Tayla’nın yapmış olduğu restorasyonda, 1944 yılında Mimar Burhaneddin Bey’in yapmış olduğu değişiklikler ortadan kaldırılmıştır. Birinci ve ikinci katların ön balkonlara açılan duvarları geriye çekilmiş, batı cephesine de dikmeler üzerine bir balkon eklenmiştir. Ayrıca yalının kuzeyindeki bahçe kapısı kaldırılmış ve burası sütunlu bir revaka dönüştürülmüştür. Duvarlarda daha önce oluşturulan mekânlar kaldırılmış, daha önce kapatılan kapı ve pencereler açılmıştır. Birinci katta güneybatıdaki odalar Türk hamamına dönüştürülmüştür. Bu kattaki sofa balo salonuna dönüştürülmüştür. Yalının güneyindeki kayıkhanenin yerine de kapalı bir havuz yapılmıştır. Ayrıca pencerelerin ahşap kepenkleri kaldırılmış, balkonların ajurlu korkulukları da sade parmaklıklara dönüştürülmüştür. Bu arada bahçenin kuzeyindeki Mahmut Münir Paşa zamanından kalan tek katlı selamlık üzerine de bir kat eklenmiştir. Yalının arkasındaki koru ile bağlantılı olan köprü 1957 yılında yol yapımı nedeni ile yıkılmıştır.


İkiz Yalı (Sarıyer)

İstanbul ili Sarıyer ilçesi Yeniköy’de bulunan bu yalı, Sara Sultan tarafından ikiz kızları için Mimar Raimondo d’Aronco’ya 1906 yılında yaptırılmıştır.

Yalı Art-Nouva üslubunda dikdörtgen planlı ve üç katlı bir yapıdır. Birbirine bitişik ve kapılarla birbirleri ile bağlantı kurulan simetrik planda bir yapıdır. Yapının dış cephesindeki pencereleri ikiz ve üçüz şekillerde birbirlerinden farklı üsluplarda yapılmıştır. Yalının iki köşesi orta bölümlerden daha yüksek olup, kule görünümlüdür.

Yalı denize yönelik geniş bir salon ve bunun iki yanındaki odalardan meydana gelmiştir. İkinci kattaki köşe bloklar art-nouva üslubunda bir kemerle sınırlanan balkonlara sahiptir. Zemin kat balkonları rıhtımın hemen üzerindedir. Üçüncü katta denize yönelik pencerenin önüne küçük birer balkon yerleştirilmiştir. Yapının iç mimarisinde simetri egemen olmasına rağmen dış cephesinde simetriden pencere ve balkonlar nedeni ile yer yer kaçınılmıştır.

Yalının güney yarısı Faik Kurtoğlu tarafından, kuzey yarısı da Bekir Sıtkı Oyal tarafından satın alınmış, 1967 yılında da İsmet Okur’a satılmıştır.


Faik Bey (Pakize Hanım) Yalısı (Sarıyer)

İstanbul ili Sarıyer ilçesi, Yeniköy ile İstinye arasında bulunan bu yalı XIX. yüzyılın sonlarında yapılmıştır. Kimin tarafından yaptırıldığı kesin olarak bilinmemekle beraber Faik Bey Yalısı ismi ile tanınmaktadır.

Yalı zemin, çatı katı ve iki kattan meydana gelmiştir. Dikdörtgen planlı yalıda denize yönelik orta salonun etrafında odalar sıralanmıştır. Alt ve çatı katının cephe görünümleri diğer iki kattan farklıdır.

Zemin kat pencereleri denize yönelik sekiz adet olup, bunlar diğer katlara oranla küçük tutulmuştur. İki ve üçüncü katın pencereleri tüm cepheyi kaplamakta olup, dikdörtgen şekilde, hafif yuvarlak kemerlidir. Çatı katının pencereler altı adet olup bunlar dikdörtgen sövelidir. Ortadaki iki pencere bir balkon içerisine alınmıştır. Bu balkon yalının denize yönelik tek balkonudur.

Plan düzeni yapılışından sonra değişikliğe uğramıştır. Orijinal yapının da denize yönelik büyük bir salon bulunmakta, odalar da bu salonun çevresinde sıralanmıştı.




Beyhan Sultan Yalısı (Eyüp)

İstanbul ili Eyüp ilçesi, Defterdar İskelesi yakınında bulunan bu yalının yerine 1835 yılında Feshane Fabrikası yapılmıştır.

Beyhan Sultan, Sultan III. Mustafa’nın kızı olup, 1784’te Silahtar Mustafa Paşa ile evlenmiştir. Sultan 1824 yılında bu yalıda ölmüş ve Eyüp Mihrişah Valide Sultan Türbesi’ne gömülmüştür. Beyhan Sultan’ın Arnavutköy’de bir de sahil yalısı bulunuyordu.


Abdullah Paşa Yalısı (Eyüp)

İstanbul ili Eyüp ilçesi Bahariye’de bulunan Abdullah Paşa Yalısı XVIII. yüzyılın ilk yarısında yapılmıştır. Abdullah Paşa 1728’de Emine Sultan ile evlenmiş, 1735’te de bu yalıda ölmüş, Eyüp Sultan Türbesi’nin haziresine gömülmüştür. Paşanın ölümünden sonra yalı oğlu Mirahur-ı Evvel Abdüllatif Bey’in mülkiyetine geçmiştir. Sonraki yıllarda Türk müzeciliğinin kurucusu Ahmet Fethi Paşa’nın babası Kâğıtçıbaşı Ahmet Ağa’nın mülkü olan yalıda Ahmet Fethi Paşa dünyaya gelmiştir.

Bu yalının ne zaman yıkıldığı ve mimarisi hakkında kaynaklarda yeterli bilgi bulunmamaktadır.


Alemdar Mustafa Paşa’nın Eşi Kamer-Veş Yalısı (Eyüp)

İstanbul ili Eyüp ilçesinde, Eyüp Büyük İskelesi ile Bostan İskelesi arasında bulunan bu yalının ismine 1815 tarihli Bostancıbaşı defterlerinde rastlanmamaktadır. Günümüze gelemeyen bu yalı büyük olasılıkla bu tarihten önce yıkılmıştır. Buna göre de XVIII. yüzyıl yalılarından olduğu sanılmaktadır.

Yalı ile ilgili kaynaklarda ismi dışında herhangi bir bilgiye rastlanmamıştır.


Hançerli Sultan Yalısı (Eyüp)

İstanbul ili Eyüp ilçesi Bostan İskelesi yakınında Şah Sultan Camisi’nin de sağında bulunuyordu. Hançerli Sultan 1533 yılında ölmüştür. Bostancıbaşı Defterlerinden öğrenildiğine göre bu yalının Sultan II. Mahmut (1808–1839) devrinde ayakta olduğu anlaşılmaktadır. Sonraki yıllarda bu yalının yerine Müsteşar Sadettin Bey Yalısı ile Müsahip Sait Efendi Yalısı yapılmıştır.

Hançerli Sultan, Sultan II. Beyazıt’ın oğlu Şehzade Mahmut’un kızı ve Sadrazam Çandarlı İbrahim Paşa’nın oğlu Mehmet Bey’in eşidir.

Hançerli Sultan Yalısı’nın XVII. yüzyılda yapıldığı sanılmaktadır. Kaynaklarda yalının mimarisi ile ilgili bilgiye rastlanmamıştır.


Hanım Sultan Yalısı (Eyüp)

İstanbul ili Eyüp ilçesi, Bahariye’de Bostan İskelesi ile Şah Sultan Camisi arasında, Hançerli Sultan Yalısı’nın da yanında bulunan bu yalı sonraki yıllarda Merzifonlu Kara Mustafa Paşa’nın ve oğlu Ali Paşa’nın mülkiyetine geçmiştir. Bu yalının XVI. yüzyılda yapıldığı sanılmaktadır.

Günümüze gelemeyen bu yalı ile ilgili kaynaklarda yeterli bilgi bulunmamaktadır.


Hatice Sultan Yalısı (Eyüp)

İstanbul Eyüp ilçesi, Ayvansaray yakınında Yavedüt Camisi yakınında bulunan bu yalının yerinde Sultan III. Murat’ın kızı Fatma Sultan’ın sahil sarayı bulunuyordu. Bu saray XVIII. yüzyılda yıkılmıştır. Sahil Sarayının yerinde daha sonra Hatice Sultan Sarayı yapılmıştır.

Hatice Sultan, Sultan IV. Mehmet’in kızı olup, Sadrazam Hasan Paşa’nın da eşidir. Bu yalı ile ilgili kaynaklarda yeterli bilgiye rastlanmamaktadır.


Hatice Sultan Yalısı (Eyüp)

İstanbul Eyüp ilçesi, Mihrişah Valide Sultan İmareti yakınında Hibetullah Sultan Sahil Sarayı’nın yanında bulunuyordu.

Hatice Sultan, Sultan III. Mustafa’nın kızı ve Sultan III. Selim’in kız kardeşidir. Hatice Sultan Hotin Muhafızı Ahmet Paşa ile 1786 yılında evlenmiş ve 1822 yılında da bu yalıda ölmüş, Eyüp Mihrişah Valide Sultan Türbesi’ne gömülmüştür.

Mimar Melling’in albümünde gravürü görülen Defterdarburnu’ndaki sahil saray da Hatice Sultan’a aitti. Eyüp’teki Hatice Sultan yalısı ölümünden sonra yıkılmıştır. Kaynaklarda bu yalının mimarisi ile ilgili yeterli bilgiye rastlanmamıştır.


Kara Mustafa Paşa Yalısı (Eyüp)

İstanbul Eyüp ilçesi, Bahariye’de Kasr-ı Hümayun yanında bulunan bu yalı Merzifonlu Kara Mustafa Paşa tarafından XVII. yüzyılın ortalarında yaptırılmıştır. Merzifonlu Kara Mustafa Paşa 1676’da Sadrazam olmuş, 1683’te Viyana bozgunundan sonra Belgrat’ta idam edilmiştir.

Kaynaklardan öğrenildiğine göre Amcazade Hüseyin Paşa Sultan II. Mustafa’ya bu yalıda bir ziyafet vermiştir. Ardından Nemçe Elçisi burada karşılanmıştır. Yalının ne zaman yıkıldığı ve mimari yapısı konusunda herhangi bir bilgi bulunmamaktadır.


Kaya Sultan Yalısı (Eyüp)

İstanbul ili Eyüp ilçesinde Bahariye Mevlevihanesi yakınındaki bu yalının XVII. yüzyılın başlarında yapıldığı sanılmaktadır. Kaya Sultan, Sultan IV. Murat’ın kızı olup, 13 yaşında Melek Ahmet Paşa ile evlendirilmiştir. Kızı Fatma Sultan’ı doğururken 1659 yılında ölmüş, Ayasofya’daki Sultan İbrahim Türbesi’ne gömülmüştür. Bu yalı ile ilgili bunun dışında herhangi bir bilgi bulunmamaktadır.


Rukiye Sultan Yalısı (Eyüp)

İstanbul İli Eyüp ilçesinde bulunan bu yalının yeri kesinlik kazanamamıştır. Rukiye Sultan, Sultan IV. Murat’ın kızı olup, Melek Ahmet Paşa ile 1663 yılında evlendirilmiştir. Rukiye Sultan da eşinin ölümünden 10 yıl sonra 1695’te bu yalıda ölmüş, Sultanahmet Camisi’ndeki türbeye gömülmüştür. Sultanın ölümünden sonra yalı Şeyhülislâm Feyzullah Efendi’nin mülkiyetine geçmiştir. Yalının ne zaman yıkıldığı ve mimari yapısı konusunda da yeterli bilgi bulunmamaktadır.


Safai Mustafa Efendi Yalısı (Eyüp)

İstanbul ili Eyüp ilçesinde, Yavedut Camisi ile Defterdar İskelesi arasında bulunan bu yalı XVII. yüzyılın sonlarında yapılmıştır. Safai Mustafa Efendi Bab-ı Âli’de yetişmiş, Elmas Mehmet Paşa’nın defter emini olmuştur. 1725 yılında da ölmüştür. Bu yalı ile ilgili de kaynaklarda yeterli bilgiye rastlanmamıştır.


Saliha Sultan Yalısı (Eyüp)

İstanbul Eyüp ilçesinde, Bahariye sahilinde bulunan bu yalı XVIII. yüzyılın ilk yarısında yapılmıştır.

Saliha Sultan, Sultan III. Ahmet’in kızı olup, 1715 tarihinde doğmuş, Sarı Mustafa Paşa ile 1728, Ali Paşa ile 1740, Ragıp Paşa ile de 1758 yılında evlendirilmiştir. Ragıp Paşa’nın 1763 yılında ölümünden sonra da Kaptan-ı Derya Mehmet Paşa ile evlendirilmiştir. Sultan’ın düğünleri bu yalıda yapılmıştır.

Saliha Sultan 1778 yılında da bu yalıda ölmüştür. Yalı ile ilgili yeterli bir bilgi bulunmamakla beraber, Sultan I. Abdülhamit’in 1778 tarihli bir Hatt-ı Humayunu’nda İstanbul’da Yeşil İmaret bitişiğinde Saliha Sultan Sarayı ile Eyüp’teki Sahilhanesinin bütün ilaveleri ile beraber I.Abdülhamit tarafından kızı Esma Sultan’a temlik edildiği yazılıdır.


Uryanizâde Ahmet Esat Efendi Yalısı (Eyüp)

İstanbul Eyüp ilçesinde, Defterdar İskelesi ile Yavedut Camisi arasında bulunan bu yalıda Şeyhülislâm Uryanizade Ahmet Esat Efendi 1813 yılında dünyaya gelmiştir. Babası Sultan II. Mahmut’un kadılarından Mehmet Sait Efendi’dir. Bu bakımdan yalının XVIII. yüzyılda yapıldığı ve babasının ölümünden sonra Ahmet Esat Efendi’ye geçtiği anlaşılmaktadır.

Bu yalı ile ilgili de kaynaklarda yeterli bilgi bulunmamaktadır.


Valide Sultan Yalısı (Eyüp)

İstanbul ili Eyüp ilçesi, Zal Mahmut Paşa Camisi’nin yakınında, Feshane Caddesi üzerinde bulunan bu yalının oldukça büyük olduğu kaynaklardan öğrenilmektedir. Yalı Sultan IV. Mehmet’in annesi Turhan Hatice Sultan tarafından yaptırılmış, Turhan Hatice Sultan’ın ölümünden sonra da Rabia Gülnuş Emetullah Sultan’a verilmiştir. Sonraki yıllarda Sultan III. Ahmet’in kızı Fatma Sultan’a verilmiş, ancak yalı Valide Sultan Yalısı ismi ile tanınmıştır.

Yalının divanhane tavanının, çeşmesinin, döşeme çinilerinin ve kameriyesinin 1728 yılında tamir edildiği konusunda kaynaklarda bir not bulunmakta olup, bunun dışında mimari yapısı ile ilgili bir bilgi bulunmamaktadır.


Yahya Bey Yalısı (Eyüp)

İstanbul ili Eyüp ilçesi, Defterdar’da Eski Feshane Binası yanında bulunuyordu. Yahya Bey Sadrazam Hüsrev Paşa’nın kethüdası olup, zenginliği ile tanınmıştır.

Yalının Haliç kıyılarında bir rıhtımı olup, altı dönümden fazla meyve ağaçlı bahçesi vardı. Bu bahçe içerisinde küçük bir akarsu ile havuz, kuyu, mutfak ve hizmetkârlara ait koğuşlar bulunuyordu.

Yalı içerisinde on beş oda, iki salon, sofalar, iki yemek odası ve bir de hamamı vardı. Kaynaklardan yalının geniş pencereleri olduğu, içerisinde yirmiye yakın çeşmesi olduğu da öğrenilmektedir. Bu yalı 1898 yılında Esma isimli bir hizmetçi tarafından yakılmıştır. İçerisindeki Mevlevi dervişi Veled Çelebi’nin zengin kütüphanesi ile eşyaları da yanmıştır.
aLper isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Alıntı ile Cevapla
aLper
Açık Profil bilgileri
aLper nickli üyeye özel mesaj gönderin
aLper - Daha fazla Mesajını bul
Alt 01.09.09, 19:51   #24
aLper
Acı Cekmek Ruhun Fiyakasıdır
 aLper - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik tarihi: 31.03.08
Bulunduğu yer: DemLenmekden.
Yaş: 26
Mesajlar: 1,172
Tesekkür: 578
Tesekkür Aldı: 969
Tepki Gösterdi: 2
Tepki Aldı: 10
Tecrübe Puanı: 20
aLper has a reputation beyond reputeaLper has a reputation beyond reputeaLper has a reputation beyond reputeaLper has a reputation beyond reputeaLper has a reputation beyond reputeaLper has a reputation beyond reputeaLper has a reputation beyond reputeaLper has a reputation beyond reputeaLper has a reputation beyond reputeaLper has a reputation beyond reputeaLper has a reputation beyond repute
Standart

İstanbul Hanları 1

İstanbul Hanları

Hanlar,uzak bölgelerden gelen tacirlerin kalabileceği,mallarını güven altında bekletebileceği bir ihtiyaçtan doğmuştur. Başlangıcından itibaren han ve kervansaray adı altında topladığımız bu ticari yapılar insan-yük-hayvan üçlüsünün bir arada konakladığı yapılardır. Çeşitli yerlerden gelen tüccar mallarını taşıyan hayvanlarını alt kattaki ahırlarda barındırır kendi ise yukarıdaki odalarda ikamet eder,mallar ise alt ve üst katlardaki depolarda korunurdu. Gece olunca bu binaların kalın ve güvenlikli kapıları soyguna karşı kapanır ve gün ışıyıncaya kadar açılmazdı. Hanların büyük bir kısmı vakıf sahipleri tarafından vakıflarına gelir temin etmek için da yaptırılmıştır. Osmanlı ticaret merkezlerinin vazgeçilmez bir parçası olan bu hanlar,fetihten sonra Fatih tarafından ikisi Tahtakale’de ikisi de bedesten yakınında olmak üzere dört han yaptırmıştır. İlk inşa edilen han’ın Bedesten yakınındaki günümüze ulaşamamış olan “Bodrum Kervansarayı” olduğu bilinmektedir. İstanbul’a pamuk ve ipek getiren tüccarların konakladığı bu iki katlı hanın otuzbir odası,onbeş dükkanı ve dokuz deposu olduğunu eski kaynaklar yazmaktadır. Handan elde edilen yıllık gelir 15 000,dükkan ve hücrelerden ise 3000 akçe imiş. Fatih’in Haliç’de,liman bölgesinde yaptırttığı han ise Venedik ve Cenevizli tüccarlar tarafından kullanılıyordu. İstanbul Hanları başlıca, 1- Eminönü-Unkapanı bölgesi 2- Beyazıt-Sultanhamamı bölgesi 3- Beyazıt-Aksaray bölgesi 4- Haliç-Galata-Beyoğlu’nda olmak üzere başlıca dört bölgede toplanmışlardır. İstanbul’da han inşaatı 20 inci yy. ın başlarına kadar sürmüş olup,19.uncu yy. dan itibaren işlevi biraz değişerek,özellikle Beyoğlu ve Karaköyde ticarethanelerin toplandığı “İş Hanları” na dönüşmüştür.

Eminönü bölgesindeki Hanlar:

Ali Paşa Hanı II
Kapalıçarşıda Yorgancılar Caddesi ile Çadırcılar sokağının köşesindedir. Kitabesi olmayan bu hanın kesin olmamakla beraber inşaat tarzının 18. inci yy. özelliklerini göstermesi bakımından Hekimoğlu Ali Paşa tarafından yaptırıldığı tahmin edilmektedir. Ortasındaki 17 x 27 m. ebadındaki bir avlunun etrafında iki katlı ve revaklı olup han odaları bu revaklara açılmaktadır. Yuvarlak kemerli bir giriş kapısından üzeri tonoz örtülü bir koridor ile avluya girilir. Avludan üst kata orijinalinde taş olup bugün demire çevrilmiş merdivenlerle çıkılmaktadır. Revakların üzerleri tonoz örtülüdür. Yapılışında avludaki mekanlar depo üst katlar ise ticarete ayrılmıştı. Günümüze fonksiyonu oldukça bozularak gelmiştir.

Astarcı Hanı
Kapalıçarşı’da Yağlıkçılar Caddesindedir. Kitabesi olmayan bu hanı kimin yaptırdığı bilinmemektedir. İnşaat tekniği bakımından 18. inci yy. a tarihlendirilen bu han dikdörtgen plânlı ,ortasında bir avlu ve onunda çevresinde iki katlı revaklı bir tiptedir. Çok azı günümüze gelebilen bu revak sıraları yeni yer açmak ,genişlemek uğruna bozulmuşlardır. Zemin kattaki revakların sivri,üst kattakilerin ise yuvarlar olduğu bazı kalıntılarından anlaşılmaktadır. Yağlıkçılar caddesine bakan giriş kapısının üzeri bir tonoz ile örtülü olup bir koridor vasıtasıyla avluya bağlanmaktadır.

Balkapanı Hanı:
Eminönün’de Yeni Cami ile Küçük Pazar arasındadır. Hasırcılar,Tahtakale,Balkapanı ve Cömert sokaklarının çevrelediği alandadır. Kitabesi olmayan bu hanın altındaki 12-13 yy. a tarihlendirilen tonozlu mahzenler Bizans döneminde Venedik yerleşmesi olan bu bölgede bir bina olduğunu gösterir. İnşaat tekniğinden ve Ayasofya Camiine vakıf mülkü olarak kaydı bulunduğundan bu han 16. ıncı yy. tarihlendirilir. İstanbula denizden gelen ticaret ve gümrük eşyalarının gereksinimi için yaptırıldığı da bulunduğu yerden dolayı anlaşılmaktadır. 17. inci yy. da Mısırlı tüccarlar tarafından kullanıldığını Evliya Çelebi yazmaktadır.1688 ve 1807 yangınlarından büyük zarar görmesine rağmen onarımı yapılmış ve birtakım değişiklikler günümüze gelebilmiştir.
87 x 52 m. lik bir alan üzerine revaklı avlulu ve iki katlı olarak inşa edilmiştir. Yuvarlak kemerli,beşik tonozlu ana giriş kapısı Hasırcılar sokağındadır. Zemin kattaki odalar beşik tonozlu olup revaklara bir kapı ve pencere ile açılırlar. Köşe odalarının örtüsü ise çapraz tonozdur. Taş duvarlı,kurşun kaplı kubbeli olan bu yapıyı dışarıdan katları belirleyen profilli bir taş silme dolaşır. Günümüzde kubbenin kurşun kaplamaları gitmiş avlunun içine ise birtakım yerleşimler hanın özelliğini kaybetmesine neden olmuştur.

Burmalı Han
Eminönünde,Hasırcılar Caddesi ile Kızılhan sokağı köşesindedir. Sadrazam Rüstem Paşa tarafından 1556 da Mimar Sinan’a yaptırılmıştır. 16 .ıncı yy. ın klasik avlulu plânlı tipine uymadığı için önce mahkeme binası olarak yaptırılıp sonra da han’a çevrildiğini ileri süren tarihçiler vardır. U biçimindeki plânının her iki kolunda biri Hasırcılar Caddesine diğeri Kızılhan sokağına açılan birer giriş kapısı vardır. Girişlerde yuvarlar kemerli sade bir işçilik görülmektedir. İki katlı olan binanın giriş katındaki mekanlar kalın taş payeler üzerindeki yuvarlak kemerlerin teşkil ettiği revak’ın gerisinde sıralanmıştır. Han olarak kullanıldığında be mekanlar depo görevi görmekteydi. Üst katta birer pencere ve kapı ile revaklara açılan ve ikamet için kullanılan odalar bulunmaktadır. Binanın örtü sistemini teşkil eden kubbe tonozlar tuğladan idi. Günümüzde ise bu kubbeler şapla kapatılmış ve yer-yer kiremit kullanılarak üst örtü sistemi bozulmuştur.

Büyük Çorapçı Hanı
Mahmutpaşa’da Fincancılar yokuşunun başındadır. Kanuni Sultan Süleyman’ın Kaptan-ı Deryası Piyale Paşa tarafından yaptırılmıştır. Binanın inşa tekniği 16. ıncı yy. tarzında olmasına rağmen günümüzde yeni açılan mekanlar ile orijinal planından uzaklaşmıştır. Tek avlulu ve iki katlı olan bina bulunduğu arazinin durumundan dolayı düzgün bir şemaya sahip değildir. Taş kemerli bir açıklık olan ana girişi Mahmutpaşa yokuşuna bakan yüzünde olup cephenin tam ortasında olup avluya beşik tonozlu bir geçitle bağlanır. Bu geçidin sağ ve solundaki merdivenlerle üst kata çıkılır. Avlunun ortasında beşik tonozlu bir bodrum bulunmaktadır. Günümüzde ise bu avlunun içine yapılan birtakım ilavelerle görünüm son derece bozulmuştur. Avlunun etrafını yuvarlar tuğla kemerli bir revak çevrelemektedir. Hanın Fincancılar yokuşuna bakan cephesindeki taş işçiliği tuğla hatıllarla hareketlendirilmiştir. İç bölümlerde moloz taş kullanılmıştır. Han ilk yapıldığında zemin kat depolara üst kat ise ikamet için inşa edilmişti.

Kayseri Han
Eminönünde Mimar Kemaleddin Caddesindedir. Binanın üzerindeki tarih kitabesinde de yazdığı gibi 1895 de Ermeni bir mimara yaptırılmıştır. İlk sahibinin Ermeni olduğunu bildiğimiz bu han daha sonra el değiştirmiştir. Şimdiki sahipleri Ayşe Berker ve hissedarlarıdır. Düzgün bir dikdörtgen plânı olan yapının dış cephesindeki taş işçiliği 19. uncu yy. ın art-nouveau özelliklerini taşır. Bir Bodrum üzerine üç kat ve onun üzerinde de çatı katı bulunan binanın orta kısmında üzeri camla kaplı bir avlusu bulunmaktadır. Kapıları ortadaki avlu boşluğunun etrafını çevreleyen galeriye açılan 27 odası bulunmaktadır. Dökme demirden olan giriş kapısı ince bir işçilik göstermekte olup yine demirden bir alınlığı bulunmaktadır. Kapının üst tarafından kıvrımlı payandaların taşıdığı üç yönlü bir çıkma vardır. Cepne boyunca devam eden bu çıkma üzerinde birbirlerinden korint başlıklı yivli gömme payelerle bölünmüştür. Orta kattaki pencerelerin üzerlerinde Barok karakterli alınlıklar girland ve deniz kabuğu motifleri ile süslenmiştir. Oldukça sade olan zemin katta iki yönde yukarıya ve aşağıya girişleri sağlayan geniş merdivenleri vardır.

Kızıl Han (Papaz Hanı)
Eminönünde Hasırcılar Cad. ile Kızılhan,Büyükbaş ve Kalçın sokakları arasındadır. Kitabesi olmayan bu hanın mimarı ve yaptıranı bilinmemektedir. Yapı inşa tekniği ve kullanılan malzeme 17. inci yy. ı gösterir. Hanın girişi Kızılhan sokağındaki cephesinde olup taş profilli bir kemerle üzeri beşik tonozlu bir koridor vasıtasıyla avluya bağlanır. Avlu revaklarının iki yanındaki merdivenler üst kata çıkışı sağlamaktadır. Hasırcılar Cad. Büyükbaş ve Kızılhan sokakların bakan cephelerinde bir sıra dükkan vardır. Bunlar günümüze son derece bozularak gelmişlerdir. Bu dükkanların üzerindeki katların cephe malzemesi ile tuğla hatıllı taş ve moloz karışımıdır. Kalçın sokağına bakan cephesinde ise dükkan yoktur. Burada 12 konsolla dışarı taşma yapan ikinci kat çok harap ve yozlaşmış olarak günümüze gelmiştir. Avluyu çeviren revakların üzerleri çapraz tonoz .mekanlarınki ise kubbe ile örtülüdür.

Kilit Hanı
Eminönünde,Uzunçarşı Cad. ile Tacirhane sıkağı arasındadır. Kitabesi olmayan bu hanın yaptıranı ve mimarı bilinmemektedir. Yalnız inşaat tekniği bakımından 18. inci yy. eseri olduğu anlaşılmaktadır. Buluntulara göre bu hanın yerinde Bizans devrinde başka bir bina bulunduğu ,hanın da bu binanın kalıntıları üzerine inşa edildiği anlaşılmaktadır. Giriş kapısı Uzunçarşı Caddesi üzerinde olup tonoz kemerli bir geçitle ortadaki 30 x 34 x 17 m. lik yamuk şeklindeki bir avluya bağlanır. Günümüzde çok değişmiş olmasına rağmen orijinalinin tuğla hatıllı kesme taştan inşa edildiği kalan izlerden anlaşılmaktadır. Cephe girişinin iki yanında sivri kemerli dükkanlar da orijinal hallerinden tamamen uzaklaşmıştır. Avluyu çevreleyen revaklar her iki katta da devam eder. Birinci kattaki revak ve oda sistemi tamamen bozulmuş olup ikinci kattaki revak kemerleri kısmen de olsa orijinal hallerini devam ettirmektedir.

Kürkçü Hanı:
Mahmutpaşa yokuşunda,Çakmakçılar ve Çarkçılar Sokaklarının arasındaki adadadır. Fetihten sonra yapılan ilk hanlardan olup günümüze gelen en eski İstanbul hanıdır. Fatih’in sadrazamı Mahmud Paşa tarafından kendisinin yaptırdığı camiye akar olmak üzere yaptırılmıştır. Mimarı Atik Sinandır. 128 x 68 m. lik bir alanı kaplayan bu han iki avlulu ve bunların etrafını çevreleyen iki katlı bir yapıdır. Kare biçimindeki büyük avluda duvarlara çapraz olarak inşa edilmiş “Hacı Küçük” adıyla anılan birinin vakfettiği küçük bir mescit yer alır. Daha küçük olan ikinci avlu ise kapladığı sahanın çarpık olmasından dolayı yamuk şeklindedir. Mahmutpaşa yokuşuna açılan giriş kapısı üzeri tonoz örtülü ve eyvan şeklindedir. Buradaki koridor kemerli bir revakın çevrelediği avluya açılır. Bu revaklı avlunun iki tarafındaki taş merdivenlerle üzeri beşik tonoz ile örtülü üst kata çıkılmaktadır. Bu kattaki odalar revak’a birer kapı ve pencere ile açılmaktadır. Cephede üst örtünün altında tuğladan yapılmış bir kirpi saçak bütün binayı dolaşır. Binanın yapımında aralarda tuğla derz doku kullanılarak taş kullanılmıştır. 16-19 yy. arasında bu bölgede sıkça çıkan yangınlardan bu han çok zarar görmüş olmasına rağmen her seferinde onarılmıştır.

Leblebici Hanı
Eminönü,Tahtakale’de Fincancılar Yokuşu ile Sabuncu Hanı sokaklarının kesiştiği köşededir. Kitabesi olmayan bu hanın Eski Eserleri Koruma Encümenindeki Arşiv kayıtları Hürrem Sultan’ın vakfından olduğunu yazmaktadır. Buna göre han 16. ıncı yy. a aittir. Fakat duvar işçiliği 18. inci yy. ı göstermektedir. Büyük bir ihtimalle 16. ıncı yy. da yapılan han bilmediğimiz bir nedenle 18. inci yy. da yeniden inşa edilmiş olmalıdır. Ortasında 13 x 17 m. ölçüsünde avlusu ile etrafında iki katlı yuvarlak kemerli revakların bulunduğu klasik han plânındaki bu yapı iki katlıdır. Sabuncular Hanı sokağına açılmış olar ana cephesi günümüzde çok değişmiş olup burası üzeri beşik tonozlu bir koridor ile avluya bağlanmaktadır. Avludaki üst kata çıkan merdivenlerde orijinal durumlarını tamamen kaybetmişlerdir. Kesme taş ve tuğla hatıllı cephesinde kapı girişinin üzerinde taş konsolların taşıdığı bir çıkma bulunmaktadır. Zemin kattaki odalar revak altına birer kapı ile üst kattakiler ise birer yuvarlak kemerli kapı ve taş söveli pencerelerle yuvarlak kemerli revaka açılırlar. 1900 de ikinci avludaki çöken kubbe binaya çok büyük zarar vermiş, bu tarihten günümüze kadar gelen süre içerisinde içeriye ilave edilen bir takım oda ve mekanlarla özgün durumu bozulmuştur, Avlu cephelerinin üst kısımları kirpi saçakla nihayetlenir. Örtü sisteminin ise bozulmuş olmasına rağmen kalan izlerden beşik ve çapraz tonoz olduğu anlaşılmaktadır.
Hanın arkasında,Alacahamam sokağına bakan tarafında ,ona bitişik olarak Büyük Şişeci Hanı bulunmaktadır.


Rüstem Paşa Hanı/ Küçük Çukur Han :
Eminönünde,Mahkeme Sokağında,Kanuni Sultan Süleyman’ın damadı ve Sadrazamı olan Rüstem Paşa’nın yaptırmış olduğu camiinin yanında ve yine aynı adı taşıyan hanının karşı köşesindedir. Kitabesi olmayan bu hanın, 1561 tarihli Rüstem Paşa vakfiyesinde adı geçmektedir. Mimar Sinan’ın eseri olan Rüstem Paşa külliyesinin 1560 tarihinde tamamlanmış olduğunu göz önüne alırsak bu han da kullanılan yapı malzemesiyle külliye ile büyük benzerlik gösterdiğinden bu tarihe ait olmalıdır. 26 x 24 m. ebadında dikdörtgen plânlı olan bu han 8 x 6 m. ölçüsünde dikdörtgen bir avlunun etrafında iki kat olarak yapılmıştır. Avlu iki katlı ve sivri kemerli bir revak ile çevrilidir. Birinci kattaki odalar birer kapı ile, ikinci kattakiler ise ikişer pencere ve bir kapı ile revaka açılırlar. Zaman içinde kullanıcılar tarafından çok tadilat görmüş olan bu hanın üst örtüsünün tonoz olduğu anlaşılmaktadır. Hana Mahkeme sokağına bakan taş kemerli bir kapıdan girilmektedir.

Rüstem Paşa Hanı /Büyük Çukur Han :
Eminönü’nde Rüstem Paşa Külliyesine ait olan bu han Mahkeme Sokağı ve Unkapanı caddesi arasındadır. Mimar Sinan’ın eseri olan bu handa Rüstem Paşa’nın yaptırdığı komplekse beraber inşa edilmiştir. 33 x 29 m. ölçüsünde dikdörtgen planlı olan bu yapı 11 x 8 m. ölçüsündeki bir avlunun etrafında üç katlı olarak yapılmıştır. İki ayrı cephesinde iki girişi olan yapının taştan basık yuvarlak kemerli ve beşik tonoz ile örtülü bir giriş koridoru bulunan ana girişi Mahkeme Sokağı tarafındadır. Bodrum kat girişi ise Unkapanı Caddesi tarafındadır. Bodrum kattaki revaklar kare şeklinde payeler üzerinde tuğla derzli yuvarlak kemerlidir. Zemin ve birinci kat kemerleri üç açıklık halinde sivri kemerlidir. Ocak nişlerinin bulunduğu odalara revağın altındaki merdivenlerle çıkılmaktadır. Bütün cephelerde ve her iki katta yer alan pencereler dikdörtgen taş silmeleri ile cepheyi hareketlendirmektedir.

Sabuncu Hanı
Eminönünde,Sabuncuhanı sokağındadır. Kitabesi olmadığından yaptıran ve mimarı bilinmemektedir. İnşaat tarzından 18. inci yy. ın sonu 19.uncu yy, başı olarak tarihlendirebiliriz. Bulunduğu arsanın durumundan dolayı muntazam bir planı yoktur. Birbiri ardında iki yapı bloğu şeklinde inşa edilmiş olan bu han iki katlı ve iki küçük avluludur. Sabuncuhanı sokağına bakan blok 29 x 26 m., arkadaki ise 28 x 30 m. lik bir alanı kaplamaktadır. Sokağa bakan cephesindeki kapı taş kemerli bir açıklık halindedir. Buradan tonozlu bir geçitle avluya geçilir. Giriş koridorunun solundaki merdiven birinci bloğun birinci katına sağdaki merdiven ise ikinci bloğun ikinci katına çıkar. Avlunun etrafındaki revaklar ve avlu günümüzde yapılan ilavelerle bütün orijinalliğini kaybetmiştir. Arkadaki ikinci avlu biraz daha az tahrip olarak günümüze geldiğinden mimarisini anlayabiliyoruz. Binanın ön cephesinde zemin katta penceresiz üst katta ise her mekana bir adet olmak üzere taş söveli dikdörtgen pencereler açılmıştır. Diğer üç cephe etrafındaki binalarla bitişik nizam olduğundan penceresizdir.

Büyük Valide Hanı
Mahmutpaşa’da Çakmakçılar yokuşu ile Fincancılar yokuşu arasındadır. Büyük Yeni Han ile karşılıklı olan İstanbul’un en büyük hanlarından olan bu yapıyı I. Ahmed (1603-1617) in eşi, IV. Murad (1623- 1640) ve Sultan İbrahim (1640-1648) in annesi Kösem Mahpeyker Sultan ,yine kendisinin yaptırttığı Üsküdar’daki Çinili Külliyesine akar olması için inşa ettirmiştir. Evliya Çelebi Seyyahatnamesinde bu görkemli yapıdan şöyle bahseder:
“Bu hanın yerinde evvelce Cerrah Mehmet Paşanın sarayı vardı,zamanla yıkılmış olduğundan Kösem Valide altlı üstlü üçyüz höcreli şeddâdî bir han binâ ettirmiştir ki İstanbul’da Mahmud Paşa Hanı ile bundan büyük han yoktur. Bir tarafında dört köşe bir cihannümâ kulesi vardır ki eflâke ser çekmiştir. Develiği ve bin aded at ve katır alır ahırı vardır. Ortasında câmii şerifi vardır.”
Hanın 1926 da çöken “Han-ı sağir”(=küçük han) bölümünün avlusunun kuzey-doğusunda 12 x 12 m. ölçüsünde bir kule bulunmaktadır. “Cihannüma kulesi” denilen içi dilimli bir kubbesi olan bu kulenin Cerrah Paşa Sarayına aittir. Bizans yapı karakteri taşıyan bu kulenin Evliya Çelebi’nin bildirdiği Cerrah Paşa Sarayının da üzerinde yapıldığı bir Bizans eserinden kalmış olduğu düşünülebilir.

İstanbul Camileri hakkında önemli bir kaynak olan Hüseyin Ayvansarayi’nin “Hadikatü’l-Cevâmi isimli eserinde ise avludaki küçük camiden şöyle söz edilmektedir:
“ İstanbul’da vâki Vâlide Hanı denmek şehîr hân-ı kebir bu camiin vakfından olup han derûnunda olan mescid dahi sultânı müşârünileyhânın eser-i hayrıdır.” (=İstanbul’da Valide Hanı olarak tanınmış olan bu hanın içinde yine Sultanın yaptırttığı bir cami vardır)
Kösem Sultan’ın servetini bu hanın bir odasında sakladığı ve gelini IV Mehmed’in eşi Turhan Hatice Sultan tarafından Başlala Uzun Süleyman Ağa ile birkaç has odalı tarafından 2-3 Eylül 1651 de gecesi odasında bir perde ipi ile boğulup öldürtülmesinden sonra bu servetin yağmalandığı da bir söylencedir. Naima tarihinde Valde Sultanın servetinden şöyle bahsetmektedir:
“...ol handa yirmi sardık filorisi (Florin altını) bulundu,anı dahi mîriye aldılar.

Üç avlusu olan bu han 98x 168 m.lik bir alana sahiptir. Büyük ve Küçük Han olarak iki kısımdan yapılmış olan bu hanın planı bulunduğu araziye uydurulmuş olduğundan geometrik bir düzen göstermez . “Han-ı kebir” denilen büyük hanın esas girişi oldukça meyilli bir yol olan Çakmakçılar Yokuşu tarafındadır. Muntazam kesme taştan yapılmış bu girişin üzerinde konsollara oturmuş yedi tane üç kademeli çıkmalar vardır. Bu cepheyi üstten bir taş saçak silmesi dolaşır. Girişden basık kemerli,beşik tonozlu bir geçitle üçgen şeklindeki küçük bir avluya ve kare planlı bir mekâna oradan da revakların çevrelediği 63 x 66 m. boyutundaki büyük avluya geçilir. Avlunun etrafını çevreleyen yuvarlak kemerli revakların gerisindeki odalar yuvarlak taş kemerli kapılar ile avluya açılmaktadır. İkinci kattakilerin kapılarının yanında bir de dikdörtgen ve taş söveli pencereleri vardır. Dış cephede de pencere dizisi görülmekle beraber bunlar günümüze gelene kadar çok bozulmuş ve adeta karakterini kaybetmiştir. Avlunun her iki tarafından evvelce taş merdivenlerle yukarı katlara çıkılıyorsa da günümüzde bu merdivenler tamamen değişmiştir. Revakların arkasında yola bakan cephede ise bir sıra sivri kemerli dükkanlar bulunmaktadır.

Fincancılar yokuşu tarafına bakan ve “Han-ı sağir” olarak adlandırılan küçük han,muntazam bir dikdörtgen plana sahiptir. 21 Mart 1926 da yıkılan bu bölüm 15 x 56 m. ebadında dikdörtgen bir avluyu çevreleyen revaklar ve onların gerisinde ise sivri kemerli kapılarla revaklara açılan odalar vardır. Evliya Çelebinin bahsettiği ahırların buradaki avlunun bodrumunda olması muhtemeldir. Hayvanların barındığı bölüm ile oturma mekanlarının bu handa görüldüğü gibi çok kesin bir şekilde birbirinden ayrılması Türk Han mimarisinde ilk defa denenmiş bir plandır.

Çakmakçılar caddesine bakan ve üçgen avlusu bulunan üçüncü bölüm ise oldukça küçüktür. Bu avludan Büyük han’a ve avlusuna açılar bir geçit bulunmaktadır. Yola bakan taraftaki girişin solundaki revakın altındaki bir merdivenle üst kata çıkılmaktadır. Bu üçgen şeklindeki avlunun zemin ve üst kat mekanları yolun eğim ve kenarına uymak zorunluluğundan kare veya dikdörtgen şeklinde yapılmışlardır. Zemin kattaki mekanların yola bakan tarafında ise bir sıra dükkan sıralanmıştır.

Büyük Valide Hanının birinci ve ikinci avluda toplam 153,üçüncü avluda da 57 olmak üzere toplam 210 odası bulunmakta idi. Kösem Sultan’ın ölümünden sonra hanın büyük kısmı hazineye kalmış ve Cumhuriyetten sonra da bir kısım odalar Vakıflara geçmiştir. Vakıflar Başmüdürlüğü 1940 lı yıllarda bu odaların bir kısmını satmıştır. Hanın bakımsızlığı maliklerinin çokluğu ve veraset yoluyla uzun yıllar boyu veraset yoluyla elden ele geçmesi nedeniyle 126 kadar hissedarı olmuştur. Yüzyılın başında buradaki bekar odalarında çoğunlukla İranlılar oturuyorlardı. İstanbul’da Kur’anı Kerimin ilk basıldığı yerde bu handaki İranlıların matbaasıdır. Hatta bu Kuranın basılışı için Şeyhülislâmdan fetva alınamayınca 1870 li yıllarda gizlice burada basılmıştır. 19 Ağustos 1906 da bir kısmı çökmüş 1931 de hanın ikametgah olarak kullanılamıyacağına karar veren Valilikçe odalar boşaltılmıştır.


Büyük Yeni Han
Mahmutpaşada, Çakmakçılar Yokuşu,Sandalyeciler ve Çarkçılar sokakları arasındadır. 1764 de III. Mustafa tarafından Mimar Mehmet Tahir Ağa’ya yaptırtılmıştır. Avlu duvarında bugün sadece bulunduğu çerçeve kalmış olan kitabesinin ne olduğu bilinmemektedir. Eski kaynaklar bu kitabede inşa tarihi olan 1764 ile III. Mustafa ve mimarının adının yazılı olduğunu kaydederler. Hanın planı düzgün olmayan bir dikdörtgen şeklindedir. Üç katlı olan bu yapının biri 42 m. diğeri ise 25 m. uzunluğunda iki avlusu olup bu avlulara üç ayrı yerden girilmektedir. Avlular birbirlerine kemerli ve beşik tonozlu geçitlerle bağlanırlar ve her katta üç taraftan yuvarlak kemerli revaklarla çevrilidir. Zemin ve birinci katlarda 58 er,ikinci katta ise 57 odası bulunmaktadır. Dış tarafta ise 40 dükkan vardır. Çakmakçılar Yokuşundaki cephedeki giriş ana giriştir. Çok hareketli olan bu cephede yokuşun eğiminden dolayı zemin kat üzerinden başlayan ve cephe boyunca devam eden beş çıkma yapılmıştır. İkinci katta bu çıkmalar konsollarla biraz daha genişletilerek cephede daha bir hareketlilik sağlanmıştır. Cephedeki pencereler dikdörtgen taş sövelerin üzerinde sağır sivri kemerlerle dekore edilmiştir. Sandalyeciler sokağına bakan uzun cephenin üst tarafında bir kuş evi ve maşallah yazısı bulunur. Çakmakçılar tarafındaki köşesinde bir çıkma bulunur buradan itibaren bütün sokak boyunca cephe düzdür. Buradaki odalar dükkanların gerisinde kaldığı için pencereleri avluya açılmaktadır. Daha sonraları bu dükkanlar arkadaki odalarla aradaki duvar yıkılarak birleştirilmiştir. Çarkçılar sokağındaki cephe yolda eğim olmamasından dolayı düzdür. Yalnız bu cephe Çakmakçılar ile birleşirken kot farkı meydana geldiğinden dolayı iki kata iner. Hanın bütün cephe mimarisinde kefeki taşı arasında iki sıra tuğla hatıllar kullanılmıştır. Hanın her iki avlusundaki revakların üzerleri beşik ve çapraz tonoz ile örtülüdür. Odaların üst örtüleri ise çapraz tonozdur.
Büyük Yeni Han yapıldığında içeride sarraf dükkanlarının bulunduğu bilinmektedir. Hatta ticaret sicil kayıtlarına göre Emekli Sandığına bağlı olan günümüzde bulunmayan memurlara borç veren bir kuruluş olan “Emniyet Sandığı” da burada açılmıştır. Bankalar Caddesindeki hanların yapılmasından sonra sarraflar buradan ayrılmışlardır. I. Dünya Savaşından sonraki işgal yıllarında bir müddet işgal kuvvetlerinin karargâhı olarak da kullanılmıştır.

Beyazıd- Çemberlitaş- Aksaray- Unkapanı bölgesindeki Hanlar

Ağa Hanı I (Hatip Eminoğlu Hanı)
Kapalıçarşı’nın batısında Yorgancılar Sokağındadır. Arkasında Cebeci Hanı bulunmaktadır. Kitabesi olmadığından yaptıranı ve mimarı bilinmemektedir. Mimarisi, kullanılan inşaat tekniği ve civarındaki hanların tarihine bakarak 18. inci yy. ın ikinci yarısına tarihlendirilir. Bulunduğu araziye uyarak üç kenarı 19 m. bir kenarı ise 16. m. olan yamuk plânlı iki katlı bir yapıdır. Yamuk olan avlusuna Yorgancılar sokağı tarafındaki dar bir yol ile girilen giriş kapısındandır. Bu giriş yuvarlak taş kemerli ve tonozlu bir geçit ile yamuk avluya bağlanır. Günümüzde avlu içine yapılan birtakım mekanlarla özgün halini tamamen kaybetmiştir. Alt kat depolara ayrılmış üst kat ise oturma mekanları olarak düşünülmüştür. Avluyu iki katlı altta sivri kemerli üstte ise basık kemerli bir revak çevrelemekte idi. Günümüzde bu revak sistemi neredeyse tamamen kaybolmuştur. Han bu bölgedeki diğer hanlarda olduğu gibi taş ve tuğla hatıllı inşa edilmiş olup bugün cephe mimarisi de özelliğini kaybetmiştir.

Ali Paşa Hanı
Küçükpazar’da Unkapanı Caddesi ile Kıble Çeşmesi Sokağı arasındadır. Çorlulu Ali Paşa (ölm.1711) tarafından 18. inci yy. da yaptırılmıştır. Bulunduğu arsanın konumuna uydurularak yapıldığından dolayı muntazam bir plânı yoktur. Sivri tuğla kemerlerin çevrelediği yamuk bir avlunun etrafında iki katlı bir handır. Hanın cephesi sokağa uyum sağlamak için kırık cephelidir. Buradaki sivri kemerli bir kapı ile beşik tonozlu bir geçit avluya bağlanır. Bu girişin üzerinde dikdörtgen bir çerçeve içine alınmış bir kitabe yeri varsa da günümüze kitabesi gelmemiştir. Girişteki geçidin her iki yanında da kapı ve pencereler bulunmaktadır. Avluyu çevreleyen iki katlı yuvarlak tuğla payelere oturan kemerlerin meydana getirdiği revaka mekanların kapıları açılmaktadır. Kıble Çeşmesi Sokağına bakan cephesi muntazam kesme taştandır. Girişin üzerindeki taş konsollara oturan çift pencereli mekan cepheye bir hareket vermektedir. Bu mekân günümüzde mescit olarak kullanılmaktadır. Üst örtüsü zaman süreci içinde değişmiş olmasına rağmen çatı altında yer-yer kalmış barçalardan anladığımıza göre tuğladan bir kirpi saçak dolaşmaktadır. Osmanlı devri ticaret hanlarının güzel bir örneği olup kentin yoğun ticaret bölgesinde esas işlevini hala sürdürmektedir.
aLper isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Alıntı ile Cevapla
aLper
Açık Profil bilgileri
aLper nickli üyeye özel mesaj gönderin
aLper - Daha fazla Mesajını bul
Alt 01.09.09, 19:51   #25
aLper
Acı Cekmek Ruhun Fiyakasıdır
 aLper - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik tarihi: 31.03.08
Bulunduğu yer: DemLenmekden.
Yaş: 26
Mesajlar: 1,172
Tesekkür: 578
Tesekkür Aldı: 969
Tepki Gösterdi: 2
Tepki Aldı: 10
Tecrübe Puanı: 20
aLper has a reputation beyond reputeaLper has a reputation beyond reputeaLper has a reputation beyond reputeaLper has a reputation beyond reputeaLper has a reputation beyond reputeaLper has a reputation beyond reputeaLper has a reputation beyond reputeaLper has a reputation beyond reputeaLper has a reputation beyond reputeaLper has a reputation beyond reputeaLper has a reputation beyond repute
Standart

Ali Paşa Hanı III
Kapalıçarşı bölgesinde Çadırcılar Caddesi ile Yorgancılar Sokağı arasındadır. Hekimoğlu Ali Paşa tarafından yaptırıldığı kesin olmamakla beraber ileri sürülmektedir. Kitabesi olmayan bu yapı 18. inci yy. a aittir. Dikdörtgen bir plan şeması bulunduğu arsanın konumuna uydurulmaya çalışılmıştır. Yorgancılar Sokağına açılan ana cephesinde bir sıra dükkan bulunmaktadır. Buradaki giriş yuvarlak kemerli bir açıklık şeklinde olup tonoz örtülü bir koridorla dikdörtgen avluya açılır. Bu avluyu iki katlı revaklar çevrelemektedir. Bu revakların arkasındaki mekânların bazı bölümleri avluya eyvanlar şeklinde açılmaktadır. Bu eyvanlarda,kalan izlerden anlaşıldığına göre ocak nişleri bulunmakta imiş. Avludan üst kata çıkışı sağlayan taş merdivenlerin yerini bugün demir bir merdiven almıştır. Günümüze oldukça bozulmuş bir plân şemasıyla gelmiştir.

Baltacı Münhedim Hanı
Beyazıt’da Kalpakçılar Caddesi ile İskender Boğazı sokakları arasındaki dar bir ada’nın üzerindedir. Yaptıranını ve mimarını bilmediğimiz bu han inşaat tekniğinden anlaşılacağı gibi 18. inci yy. a aittir. Yaptıranı ve mimarı bilinmemektedir. Plân şeması cephede İskender Boğazı sokağının konumuna uydurulmuş olup diğer cepheler sağındaki Kebabçı ile solundaki Sorguçlu han ile bitişik nizamdadır. Taş ve tuğla karışımı ile inşa edilmiş olan cephe bulunduğu arsaya uymak zorunda olduğundan yukarıya doğru kırılarak devam eder. Giriş kapısı bindirmeliksiz yuvarlak taş kemerli ve gösterişsiz bir mimariye sahiptir. Sağ ve sol tarafında pencereler açılmış olan giriş dar bir geçitle 6 x 12 m. lik ortadaki küçük avluya bağlanır. İki katlı olan bu handa avlunun etrafını çevirmesi gereken revaklar tamamen ortadan kalkmıştır. Avludaki merdiven ise orijinal değildir. Cephe ve avluya bakan pencereleri dikdörtgen söveli ve yuvarlak kemerlidir. Yapının üst örtü sistemi de tamamen değiştiğinden orijinaline ait hiçbir iz de kalmamıştır.

Bodrum Hanı
Kapalıçarşı’da Yorgancılar Kapısı ile Çadırcılar Caddesi ve Bitpazarı Sokağının çevrelediği adadadır. Fatih Sultan Mehmed’in vakfiyesinde “ Bodrum Kârbansarayı müsâfirûn için inşa buyurup vakfeylediği” diye adı geçen bu han vakfiyede şöyle tarif edilmektedir: “Mahmiyye-i Konstantiniyye’de Sarây-ı Âmir-i Sultânî civarındadır, süflî ve ulvî otuz bir bab hücerâtı müştemildir. Dîvârına muttasıl ondört bâb hücresi dahi vardır,cümlesi vakf-ı şeriftendir.” Bu vakfiyeye dayanarak bu hanın İstanbul’un en eski hanlarından biri olduğu ve Topkapı Sarayının inşasından sonra yapıldığı anlaşılmaktadır. Yine bazı iddialara göre de eski bir Bizans yapısı kalıntıları üzerine inşa edilmiştir. Bu hipotez 1940 da buraya giren R.E.Koçu hanın altında bizans kemerlerine sahip bir mahzenden bahsetmektedir. Günümüzde zeminin üzeri tamamen örtülü olduğundan mahzene giriş yeri tamamen kapatılmış olmalıdır. Zemin katın alt kısımlarında ise Bizans özelliğinde tuğla kemer ve tonoz kalıntıları görülmektedir. Vakfiyeden anlaşılacağı üzere hanın altında ve üstünde otuzbir adet oda,dışarıda cepheye bitişik ondört dükkanı varmış.
İstanbul kadısına yazılmış olan 18 Muharrem 1018 (=23 Nisan 1609) tarihli bir hükümdeki yazıya göre eskiden beri İstanbul’a gelen keten bezleri,tüccarlara bu handan dağıtılırmış. Bu hüküm bazı tüccarların dışarıdan mal getirip başka yerlerde dağıtım yapılması üzerine yazılmış olup gelen bezlerin Bodrum hanında Kethüda ve Yiğitbaşılar eliyle tüccara dağıtılmasını sağlamaktadır.
Dikdörtgen plânlı,avlulu ve iki katlı bir bina olan bu hanın girişi Bitpazarı Sokağı tarafındadır. Her üç cephesinin dışında sıra halinde dükkanlar bulunmaktadır. 1895 zelzelesinde büyük zarar gören bu han yeni baştan onarılmış ve dıştaki dükkanlar eski özelliklerini kaybederek batı tarzında yeniden inşa edilmiştir. Hanın dış cephesi taş ve tuğla karışımı,iç kısımları ise moloz taşla inşa edilmiştir. Giriş Bitpazarı sokağı tarafında olup beşik tonozlu bir mekanla ortadaki avluya geçilir. Avlunun etrafı ve üst kat revaklarla çevrilidir. Üst kattaki mekanlar birer kapı ve pencere ile revaka açılır. Alt kattaki mekanların pencereleri cepheye açılmaktadır. Yuvarlak kemerli üst kat revakları köşelerde çapraz tonoz,diğer kısımlarda ise beşik tonoz ile örtülmüştür.
Günümüzde yapılan çeşitli ilave inşaatlarla bütün özelliğini kaybetmiştir.

Cebeci Hanı
Kapalıçarşının kuzeyinde Yağlıkçılar Caddesi üzerinde olup Astarcı ve Sarraf hanları ile çevrelenmiştir. Kitabesi olmayan bu hanın yaptıranı ve mimarı bilinmemektedir. Yapı inşa tekniği bakımından 18. inci yy. a ait olarak tarihlendirilir. İstanbula gelen tüccarların konaklaması için yapıldığı ileri sürülen bu hanın avlusunda hayvanları sulamak için bir havuz ve küçük bir de namazgah varmış. Muntazam bir dikdörtgen plâna sahip olan hanın girişi Yağlıkçılar Caddesi üzerindedir. Ard arda iki avlulu ve iki katlı bir binadır. Günümüzde özgün mimarisinden çok kaybetmiş olan bu hanın girişi yuvarlak bir kemer halinde olduğu kalan inşaat parçalarından anlaşılmaktadır. Bu giriş beşik tonozlu bir geçitle 17 x 37 m.lik birinci avluya bağlanır. Buradaki ikinci bir geçitle de hanın esas avlusu olan 37 x 37 m. lik ikinci avluya girilir. Her iki avlunu çevresi klasik han şemasında olduğu gibi tuğla kemerli revaklarla çevrilidir. 72 x47 m. ölçüsünde bir alana inşa edilmiş bu han 1894 depreminde neredeyse tamamen yıkılmış ve uzun müddet harabe halinde kaldıktan sonra onarılarak tekrar kullanıma açılmıştır. Bu onarımlarda ilk plân şemasına olduğunca sadık kalınmaya çalışılmıştır.

Çuhacı Hanı
Mahmutpaşa Yokuşunun başında Kılıççılar sokağı ile Çuhacı Han sokağı arasındadır. Kitabesi olmayan yapının mimarı bilinmemektedir .Vakıf kayıtlarına göre Lâle devrinde Nevşehirli Damat İbrahim Paşa (1718-1730) tarafından bir tür yünlü kumaş olan Çuhacıların ticaretleri için yaptırılmıştır. Hatta Çuhacılar loncası Kethüdasının da bu hanın içinde oturduğu ve bu esnaftan dolayı da adının “Çuhacılar Hanı” olduğu bilinir. Hanı daha sonra Çuhacı esnafı terk etmiş ve onların yerini kuyumcu ve gümüşçüler almıştır. Han yapılmadan önce yerinde İğneci El-hac Hasan Ağa’nın mescidi olduğunu Hüseyin Ayvansarayi Hadikatü’l-Cevâmi isimli eserinde yazmaktadır. Muhtemelen Nevşehirli, hanı yaptırırken bu mescidi de hanın kapısı üzerindeki mekânda yeniden yaptırmış olmalıdır.

Çuhacı Han 29 Eylül 1755’deki büyük Hocapaşa yangınında yanmış ,günümüzdeki bina ise bu yangından sonra kısmen yenilenerek yapılmıştır.

Tuğla ve taş karışımı olarak inşa edilmiş olan bu yapı iki katlı ve dikdörtgen avluludur. Çuhacı Hanı sokağındaki girişi sade,yuvarlak taş kemerli bir açıklık şeklindedir. Bu girişin üzerinde yedi adet ve üç sıralı taş konsollar üzerine oturan taş ve tuğla karışımı bir bindirmeliği vardır. Han inşa edildiği sırada yeniden yapılmış olan mescit bu mekanda idi ve 1914 yılına kadar kullanılmış olup bu tarihten sonra atölye haline getirilmiştir. Bu bindirmeliğin sivri kemerli,sağır alınlıklı iki büyük dikdörtgen pencerenin alt ve üstünde daha küçük pencere bulunur. Giriş 21 x 28 m. ölçüsündeki dikdörtgen avluya uzun ve çapraz tonozlu bir geçit ile bağlanır. Avlunun etrafında payelere oturan sivri kemerli üzerleri manastır tonozu ile örtülü iki katlı revak bulunur. Revakların iki yanındaki taş merdivenlerle üst kata çıkılmaktadır. Köşelerdeki iki merdiven ise depo olarak kullanılan bodruma inmektedir.

Günümüzde yapılan ilavelerle orijinal özelliklerini tamamen kaybetmiş olan bu hanın 1964 de 1/4 hissesi Vakıflar’a geri kalanı ise şahıslara aittir.

Çukur Han
Kapalıçarşı’da Yağlıkçılar,Perdahcılar ve Tığcılar Sokağının çevrelediği üçgen alanın içindedir. Kitabesi bulunmadığı için yaptıranı ve mimarını bilmediğimiz bu yapının inşa tekniğine bakarak 18. inci yy. a tarihlendirebiliriz. Avlulu ve iki katlı hanlar tipindedir. Hanın ana girişi Yağlıkçılar sokağında sade yuvarlak taş kemeri bir açıklıktır. Buradan beşik tonozlu dar bir mekanla ortadaki 11 x 8 m. ölçüsündeki küçük avluya bağlanır. Orijinalinde bu avluyu iki katlı bir revak sistemi çevirmesine rağmen bugün bu revaklardan zemin katta olanları tamamen ortadan kalkmıştır. Tuğla hatıllı taştan yapılmış bir duvar sistemine sahip olan bu han yanındaki Mercan Ağa Han ve Safran han ile bitişik nizamdadır. Tek cephesindeki pencereler dikdörtgen sövelidir.

Elçi Hanı
Çemberlitaş’daki yabancı devlet konuklarının misafir edildiği bu han ticarethaneden ziyade konaklama tesisi idi. Atik Ali Paşa külliyesi’nin bir parçası olarak 1510-11 de inşa edilmiştir. Burada kalan elçi ve gezginlerin yazdıkları notlarında han hakkında oldukça ayrıntılı bilgiler edinmekteyiz . Burada 1553 de kalan Hans Dernschwam’ın hanın ahırında görüp kopyasını çıkarttığı bir yazıt önemli bir tarihi belgedir. Bu yazının metni şöyledir: “ binbeşyüzonbeş yılında bunu yazdılar. Kral Laslo’nun beş elçisini burada beklettiler. Bilayı Barlabaş burada iki yıl kal mış idi...Hükümdar Kedeyi Sekel bunu yazdı. Hükümdar Selim Bey buraya onu yüz at ile koydurdu.” Bu yazıt han yıkılırken kaybolmuştur. 23 Temmuz 1587 deki büyük Çemberlitaş yangınından Elçi hanı kurtulabilmiş sadece kubbelerindeki kurşunları erimiştir.

Burada kalan ve yazılarında Elçi Hanından bahsedenlerin anlattığına göre kare biçimindeki binanın ortasında büyük bir avlu ile kuyu bulunuyordu. İkamet edilen .zemini tuğla döşeli,her birinde ocak ve demir parmaklıklı pencere bulunan 43 adet kapalı mekan üst katta olup arkadaki odaların önünde bir üzeri kurşun kaplı 28 kubbeli bir revak bulunuyordu. Alt katta ise ahırlar vardı ve avluya açılan mazgallardan ışık ve hava alıyordu. Avluya yük arabalarının girebileceği büyüklükte üç kapı bulunuyordu. Bu kapıların iki yanında ise dükkanlar vardı. 1646 senesinden itibaren elçilerin Galata bölgesindeki kalmaya başlamaları ile Elçi Hanı bu vasfını kaybetmiştir. 1652 de çıkan ve üç gün boyunca süren bir yangında Elçi Hanı harap olmuş 1766 depreminde de büyük hasar görmüştür. 19 uncu yy. da “Tatar Hanı” adı ile anılmaya başlayan bu han posta tatarlarının konakladığı yer olmuştur. Çok harap bir durumda olan Elçi Hanı 19 Eylül 1865 Hocapaşa yangınında yanmış ve uzun süre virane halinde kalmıştır. II. Abdülhamit zamanında onun serkatibi Osman Bey’in mülkiyetine geçmiş ve kalıntıları tamamen yıkılarak yerine “Matba-i Osmaniye” denilen bina inşa edilmiştir. Bu binanın temel kazısı sırasında Bizans devrine ait kemer ve tonoz kalıntıları ile mezar stellerine rastlanılmıştır. Yeniden inşa edilen bu bina daha sonra “Çemberlitaş Sineması” olarak sinema da kapanarak şimdiki iş hanına dönüşmüştür.

Hasan Paşa Hanı (Süpürgeciler Hanı)
Beyazıt –Laleli arasındaki Ordu caddesi üzerinde olan bu yapı 1745 de Sadrazam Seyyid Hasan Paşa (ölm. 1748) tarafından bu bölgede yaptırtmış olduğu hayır eserlerinin arasında inşa ettirmiştir. Mimarı Mustafa Çelebidir. Hanın kitabesinin de bulunduğu kuzey kanadı 1958 de Ordu caddesi açılırken yıktırılmış olduğundan özgün durumunu tamamen kaybetmiştir. Bu tarihten sonra süpürge yapan esnaf hanın geriye kalan mekanlarına yerleşmiş olduğundan “Süpürgeciler Hanı” olarak adlandırılmıştır. Günümüzde ise süpürgeciler burayı terk etmiş ve yerine deri ve sair malzemeleri satan dükkanlar yerleşmiştir.

İki katlı avlulu bir plan tipine sahip olan bu han misafir hanı olarak düşünülmüş ve Elçi Hanı gibi ikamet için yaptırılmıştır. Gurlitt’in han yıkılmadan evvel yapmış olduğu resimlerine bakarak giriş cephesinin Cadde üzerinde olduğunu ve her iki yanında da üçer dükkan bulunduğunu anlamaktayız. Yine aynı resime göre bu girişin iki yanında mermerden rokoko tarzında iki çeşme varmış. Bu İstanbul hanlarında gördüğümüz tek örnektir. Girişin üzerinde üç sıralı dokuz adet taş konsolun bindiği bir çıkma bulunmakta imiş. Yıkılmadan önce üst kattaki odaların ocaklı olduğu anlaşılmaktadır. Günümüze gelebilen avlu cephesinin taş işçiliğinin çok itinalı olduğu görülmektedir.

İmameli Han
Kapalıçarşı bölgesinde Tığcılar ve Tarakçılar sokakları arasında Zincirli Han’a bitişiktir. Arka tarafında ise Kalcılar Hanı bulunur. Kitabesi olmayan ve yaptıranını bilmediğimiz bu han kendisine bitişik nizamdaki hanlarla aynı yapı tekniğine sahip olup 18. inci yy. a tarihlendirilir. Tek avlulu ve iki katlıdır. Tığcılar sokağındaki dar ve tek cephesindeki girişi yuvarlak taş kemerli bir açıklık şeklinde olup buradaki beşik tonozlu bir geçit ile yamuk biçimindeki avluya geçilir. Bu geçidin iki yanındaki merdivenler üst kata çıkışı sağlamaktadır. Avluya bağlanan bu geçidin iki yanında iki katlı mekanlar vardır. Bunların dikdörtgen pencere ve kapıları bu geçide açılır. Esas mekanda bulunduğu arsaya uydurulduğundan o da yamuk biçimindedir. Avluda revak sistemi olmasına rağmen günümüzde bu revaklar kaldırılarak dükkan yerleri ilave edilmiştir. Üst kat tamamen harap ve orijinalliğinden tamamen uzaklaşmış olduğundan mimarisi hakkında bir fikir ileri sürülememektedir. Cephe de ilave inşaatlarla tamamen bozulmuş olup kalıntılardan tuğla derzli taş işçiliği olduğu anlaşılmaktadır.

Kalcılar Hanı
Kapalıçarşı bölgesinde Tarakçılar sokağındadır. Kitabesi olmayan bu yapının yaptıranı ve mimarı bilinmemektedir. İnşaat tekniği ve civarındaki hanlar ile benzerliği göz önüne alınarak 18. inci yy. a tarihlendirilir. Kuyumcuların atık altın tozlarından altın ayıran kalcı (ramatçı) esnafının toplandığı bir han olmasından ötürü bu ismi almıştır. Arsa durumuna uymak zorunluluğundan dolayı düzgün bir plân şeması yoktur. Avlulu ve iki katlı hanlar grubundan olan bu hanın Tarakçılar sokağındaki tek cephesindeki sade ve çıkıntısız yuvarlak kemerli kapıdan üzeri çapraz tonozlu bir geçit ile ortadaki yamuk biçimindeki avluya girilir. Avluye çevreleyen iki katlı revakın etrafındaki mekanlar buraya kapı ve birer pencere ile açılmaktadır. Kubbeli olduğunu kalıntılarından anladığımız üst örtüsü günümüzde tamamen bozulmuş olup çinko,kiremit ve çimento şap ile örtülüdür. Orijinalliğini tamamen kaybetmiş olan cephenin evvelce tuğla hatıllı taş olduğunu kalan izlerden anlamaktayız. Katları birbirine bağlayan avludaki merdivenlerde tamamen değişmiş olup günümüze son derece yoz bir şekilde gelmiştir.

Kaşıkçı Hanı
Mahmutpaşa yokuşundu Tarakçılar sokağında olan bu han Kalcılar Hanı’na bitişiktir. Kitabesi olmayan bu hanın inşa tarihini mimari ve çevresindeki hanlar ile olan benzerliğine bakarak 18. inci yy. a tarihlendirilir. Mahmutpaşa Yokuşu ve Tarakçılar sokağına açılan iki cephesi olan bu bulunduğu arsanın konumuna uydurulduğundan düzenli bir plân şeması göstermez. Avlulu ve iki katlı bir yapı olan bu hanın Tarakçılar Sokağındaki girişi sade yuvarlak bir kemerle beşik tonozlu bir geçit ile avluya bağlanır. Günümüzde çok değişmiş ve orijinalliğini tamamen kaybetmiş olan bu avlu iki katlı bir revak sistemi ile çevrilidir. Bu revaklar alt katta yuvarlak üst katta ise yuvarlak tuğla kemerlidir. Kalan izlerden anlaşıldığına göre odalarda bugün var olmayan ocak nişleri bulunmakta imiş. Özgün yapısı tamamen bozulmuş olan bu hanın dış cephesi tuğla hatıllı muntazam taştandır. Dış cephede üst örtünün altında testere dişi iki sıra bir saçak frizi vardır. Avluda yapılan ilave inşaatlar avlunun formunun sebep olmuştur.

Kızlarağası Hanı
Kapalıçarşının kuzeyinde Tığcılar,Perdahçılar ve Tacirler sokağının çevrelediği alandadır. Kitabesi olmayan bu yapının hangi Kızlarağası tarafından yaptırıldığını belirten bir belge elimize ulaşamamıştır. İnşaat tekniğine bakarak 18. inci yy. a tarihlendirilen bu yapı yamuk bir avluya sahip iki katlı bir ticaret hanıdır. Zemin kat depolar, üst kat ise kullanıma ayrılmış olan bu hanın cephesi yola uyum sağlaması dolayısıyla muntazam olmayıp kırık hatlıdır. Cephe tuğla hatıllı taştan yapılmıştır. Tığcılar sokağındaki tam ortada olmayan girişi yuvarlak sade bir taş kemerle üzeri beşik tonozlu geçit ile ortadaki avluya bağlanır. Avluyu iki katlı bir revak çevrelemektedir. Avlunun sağındaki merdiven üst kata çıkışı sağlamakta olup bu merdiven orijinalliğini kaybetmiştir. Alt kattaki revak kemerleri ilave mekanlarla bozulmuştur. Üst katın revakları ise kısmen orijinalliğini korumakta olup sivri kemerlidir. Üst kattaki mekanlar galeriye birer kapı ve pencere ile açılmaktadır. Örtü sistemi tamamen bozulup betonlaştırılmış olmasına rağmen üst kattaki kalıntılardan çapraz tonoz ile örtülü olduğu anlaşılmaktadır.

Kumrulu Han
Çakmakçılar Yokuşunda Sandalyeciler sokağındadır. Kitabesi olmayan bu hanın yaptıranı bilinmemektedir. İnşaat tekniği 18. inci yy. yapısı olduğunu gösterir. Hanın ön cephe duvarından geri kalan kısımlar tamamen değişmiş olduğundan özgün mimarisi hakkında fazla bir şey söyleyemiyoruz. Yalnızca ön cephedeki tuğla hatıllı taş duvarlar İstanbul hanlarının geleneksel özelliğini gösterir. Ortasında avlusu olan iki katlı hanlar gurubundan olan bu binanın avlusu yeni yapılaşmalarla adeta tamamen ortadan kalkmıştır. Sandalyeciler sokağındaki girişinin iki yanındaki dükkanlar da sonradan ilave edilmiştir. Orijinalliğini tek muhafaza eden giriş kemerinin etrafında dikdörtgen bir taş bant çevrelemektedir. Bu girişin üzerinde cephe boyunca plân eğriliğini düzelten beş adet taş konsolun taşıdığı çıkma orijinal yapıdan kalan nadir bir kısımdır. Sadece izlerini gördüğümüz revak kemerleri ortadan kalkmış,pencere ve kapı biçimleri değişmiş örtü sistemi de betona dönüşmüştür.

Küçük Yeni Han
Çakmakçılar yokuşunda Sandalyeciler sokağındadır. Kitabesi olmadığından ve Vakıf Kayıtlarında da adı geçmediğinden kimin yaptırdığını bilmiyoruz. İnşaat tekniği ve karşısındaki Büyük Yeni Han ile olan benzerliğini dikkate alırsak 18. inci yy. yapısı olmalıdır. göstermektedir. 27 x 35 m. lik bir alanı kaplayan bu han üç katlı ve avlulu plân tipindedir. Sandalyeciler Sokağındaki bazı bölümleri değişmiş olan cephesi tuğla hatıllı ve muntazam kesme taşlı bir duvar örgüsüne sahiptir. Çakmakçılar yokuşu tarafı ise yolun meyiline uydurulmak için kırık hatlıdır. Burada zemin katın üzerindeki bir ve ikinci katlar taş konsollara bindirilmiş çıkmalara sahiptir. Bu konsollar Çakmakçılar Caddesinin köşesine doğru azalarak bir taş silme olarak biter. Zemindeki cephede yuvarlak tuğla kemerli dükkanlar bulunmaktadır. Buradaki yuvarlak taş kemerli giriş kapısı beşik tonozlu bir geçitle 7 x 10 m. ölçüsündeki avluya bağlanır. Avlunun etrafındaki üç katı çevreleyen tuğladan yuvarlak kemerler taşıyıcı köşeleri kare olmak üzere revakları meydana getirir. Alt kat depolara ayrılmış olduğundan pencereleri sadece avluya açılmaktadır. Üst katın cephe pencereleri ise dikdörtgen taş söveli ve hatılı olup üst kısımları sağır sivri kemerlidir. Üst örtüsünün kalan bazı izlerden anladığımıza göre tonoz kaplı olmalıdır. Saçak kısmında iki sıralı bir kirpi saçak izleri görülmektedir. Günümüze yapılan yeni ilâvelerle özgün durumu bozularak gelmiştir.

Silahtar Hanı
Tahtakalede Uzunçarşı Caddesindedir. Kitabesi olmayan bu hanın 18 inci yy. ait olduğu inşaat tarzından anlaşılmaktadır. Mimarının Mustafa Ağa olduğu ileri sürülen bu hanın bu devirde yaşamış ve bir takım hayır eserleri olan Silahdar Abdullah veya Yahya Efendi olması muhtemeldir. 29 x 27 m. lik bir alanı kaplayan, 12 x 14 m. lik bir avlusu ve iki katı olan bu hanın üç tarafı bitişik nizam olduğundan tek cephesi Uzunçarşı Caddesindedir. Cephede tuğla hatıllı taş kullanılmıştır. Tuğla hatıllı kesme taştan cephesindeki yuvarlak taş kemerli giriş beşik tonozlu bir koridorla ortadaki avluya bağlanır. İki katlı revaklar son derece bozulmuş olup girişin karşısındakiler tamamen yıkılmıştır. Özgün mimarisi iki katlı olan bu hana yakın bir zamanda üçüncü bir kat ilave edilmiştir. Kalan izlerden revakların tuğladan ve sivri kemerli olduğu anlaşılmaktadır. Kapı ve pencerelerin çoğu değişmiş ve bütün özelliklerini kaybetmişlerdir. Bazı odalarda ocak izleri görülmektedir. Hanın iç bölümleri çok harap olup özgün mimarisini tamamen kaybetmiştir.

Simkeşhane
Cephesi Beyazıd’dan Laleli’ye inen Cadde üzerinde olan bu hanı Darphane ve Kalaycı Sokakları çevrelemektedir. Batısında ise Hasan Paşa hanı bulunmaktadır. 1463 tarihli kitabesine göre fetihten sonra İstanbulda ilk yapılan eserlerdendir. Simkeşhanenin bulunduğu alan Bizans döneminde ortasında I. Theodosius’a ait üç gözlü bir Zafer Takı olan Tauris Forumu idi. Fetihden sonra ,harap olmuş bu alana Fatih’in Sekbanbaşısı Yakub Ağa bir cami inşa ettirmiştir. Bu caminin yanına Fatih 1470-1475 sikke basılan bir darphane yaptırmış olup Fatih’in fetihden sonraki ilk altın sikkeleri burada kesilmiştir. Evliya Çelebi ,Fatih’in bir rahibin evinin yıkıntıları üzerine bu darphaneyi yaptırdığını yazmaktadır. 1645,1660 , 1683 yıllarındaki büyük üç yangından ve depremlerden bu bina büyük zarar görür. IV. Mehmet (1648-1687)’ in karısı ve III. Ahmet (1703-1730) in annesi Râbia Gülnüş Sultan (ölm.1715) 1707 de bu iyice harap olmuş binayı Sarayın Başmimarı Mehmet Ağa’ya adeta yeniden yaptırtır ve adını da değiştirerek “Simkeşhâne-i Âmire” koyar. Bu inşaat sırasında üst kısmını değiştirmiş bir sebil.çeşme,sıbyan mektebi ve mescit ilave ederek 18. inci yy. görüntüsünü kazandırmıştır. Cepheye ilâve ettiği dükkanlar ve arkadaki mekânda altın ve gümüş sırma çeken esnaf toplanır. Darphane ise 1726 da Topkapı Sarayı kompeksinde yapılan yeni binaya taşınarak para basma işi Simkeşhaneden çıkartılır. 1826 daki bir yangında tekrar zarar gören bina 867 de yeniden onarılır. 1913 yılında çok harap olmuş bina adeta tekredilirse de 1926 yılına kadar bazı yerleri kullanılır. 1957-58 de ki İstanbul’un imar çalışmaları sırasında Beyazıd’dan Aksaray’a doğru inen yol bir bulvar halinde genişletilirken harap hale gelmiş olan ön cephesi kesilerek yola verilmiş ve özgün görünümü çok şey kaybetmiştir. 1974-76 senelerinde Simkeşhaneden arta kalan bölümler Prof. Bedii Şehsuvaroğulu’nun çalışması ile Başkanı olduğu “Şehir Kütüphanesi Kurma ve Yaşatma Derneği” Derneği tarafından İstanbul Belediyesinden 49 yıllığına kiralanarak onartılmıştır. Bu çalışmalar sırasında kazılardan çıkan Tauris Forumuna ait parçalar bir Açıkhava Müzesi şeklinde yerleştirilmiş, yapının var olmayan ön kanadının bulunduğu yere de bir sıra dükkanın bulunduğu bir pasaj yapılmıştır. Simkeşhane binası günümüzde İl Halk Kütüphanesi olarak kullanılmaktadır.

Simkeşhanenin cephesi İstanbul Hanlarının genel dış örgü yapısı gibi tuğla hatıllı taştan yapılmıştır. Tuğla örgü cephe dışında revaklarda,pencere kemerlerinde ve örtü sisteminde kullanılmıştır.Taş ise cephede,pencere söve ve hatıllarında,bindirmelikleri taşıyan konsollarda
payelerin örgü sisteminde görülmektedir. Restitüsyon plânına baktığımızda üç katlı ve avlulu olan orijinal yapının yola uyma nedeniyle cephede kırık bir hat olarak uzandığını görmekteyiz. Yuvarlak taş kemerli girişin üzerinde taş konsollarla taşınan bir bindirmeliği vardır. Giriş beşik tonozlu bir geçitle avluya bağlanır. Bu geçidin iki yanında yer alan mekanların geçide açılan birer kapı ve penceresi ile ocak nişleri vardır. Hanın batı kanadı ve sebili yola gitmiştir.

Sofcu Hanı
Nuruosmaniye caddesi ile Tavukpazarı Sokağının birleştiği köşededir. Kitabesi bulunmayan iki katlı avlulu olan bu hanın da mimarı ve yaptıranı bilinmemektedir. Duvar örgüsü ve inşa tekniğine bakarak 18. inci yy. a tarihlendirilir. Yol ve arsa durumuna uyma mecburiyetinden ötürü yamuk bir plâna sahip olan bu hanın yuvarlak kemerli girişi üzeri beşik tonozlu bir koridorla avluya bağlanır. Geçit,avlu,zemin kat ve revaklar günümüze çok harap ve dejenere edilmiş bir halde gelmiştir. Revaklı avluyu üst kata bağlayan merdivenlerde orijinalliğini kaybetmiştir. Avlunun altında üzeri beşik tonoz ile örtülü bir bodrum vardır. Hanın ayakta kalabilmiş üst kat odalarının üzerleri beşik tonoz ile örtülü olup cephenin üst kısmını dolaşan tuğladan bir kirpi saçağın izleri görülmektedir.


Sorguçlu Han
Kapalıçarşının güneyinde Kalpakçılar Caddesi ile İskender Boğazı arasındadır. Yolgeçen ve Baltacı hanları arasındadır. Kitabesi olmyan bu hanın inşa tekniğine bakarak 18. inci yy. a tarihlendirebiliriz. Kalpakçılar caddesindeki girişi üzeri tonoz ile örtülü bir koridorla ortadaki yamuk şeklindeki avluya bağlanır. Avluda iki katlı yuvarlak kemerli revak sistemi bugün sıva ile kapatılmış ve orijinal dokusu kaybedilmiştir. Kalpakçılar caddesine bakan cephesinde girişin iki yanında sonradan ilave edilmiş dükkanlar cephenin özgün durumunu bozmuştur. Alt kattaki üzeri beşik tonozlu mekanlar taştan yuvarlak kemerli bir kapı ile revak altına açılır. Üst kattaki odaların örtü sistemi ise tamamen değiştirilmiş ve tonoz olması gereken yerler beton plaklarla kapatılmıştır. Günümüzde çok harap olup orijinal yapısından tamamen uzaklaşmıştır

Süleymaniye Hanı
Süleymaniye külliyesinin bir bölümünü teşkil eden bu han,Külliyenin İmaretinin arka cephesinin altında,zemin katta olup Süleymaniye İmareti sokağındadır. Kanuni Sultan Süleyman tarafından külliyenin Mimarı Sinan tarafından 1555 de inşa edilmiştir. Külliyenin bir bölümünü teşkil ettiği için plan şeması klasik han tipinden ayrılır. Avlusu yoktur ve tek hacim halindedir. Dış cephe duvarları külliye ile bütünlük gösterip 1,5 m. kalınlığında kesme taş duvardır. İç kısımlarda ise moloz taş kullanılmıştır. Basık kemerli bir girişi olan hanın zemin kat pencereleri düz hatıllı olup sağır alınlıklı ve yuvarlak taş kemerlidir. Külliyeye ait bağımsız bir plâna sahip olmamasından dolayı ayrı bir özelliği olup İstanbul’daki nadir külliye hanlarındandır.

Şeker Hanı
Fatih’de İstanbul Caddesi ile Malta Çarşısı Sokağının kesiştiği köşededir. Kitabesi olmayan bu hanın yaptıranı ve mimarı bilinmemektedir. Mimari özellikleri 17. inci yy. han stilini göstermektedir. 29 x 32 m. ebadında kareye yakın yamuk planlı, ortasında revaklı bir avlusu olan bir binadır. Orijinali iki katlı olan bu hana sonradan üçüncü bir kat ilave edilmiştir. Zemin katı depolara ayrılmış olduğundan dışarı açılan pencereleri yoktur. Üst kattaki pencereler dikdörtgen taş söveli ve hatıllı olup muntazam bir sıra halinde her mekana iki tane gelmek üzere devam eder. İki caddenin birleştiği köşede inşa edildiğinden iki cephesi vardır. Ana girişi İstanbul Caddesi üzerindedir. Yuvarlak taş kemerli olan bu giriş,üstü beşik tonozla örtülü olan bir geçitle avluya bağlanır. Avlu her iki katta da tuğladan sivri kemerli revaklarla çevrilidir. Avludan üst kata çıkan merdiven orijinalliğini kaybetmiştir. Cephede birkaç sıra taş ve tuğla derzden oluşan hatıllar görülmekte olup son derece sadedir.

Taş Han (Sipahiler Hanı,Çukurçeşme Hanı,Katırcıoğlu Hanı)
Lalelide, Fethi Bey Caddesindedir. Kitabesi olmamakla birlikte III. Mustafa (1757-1774)’nın yaptırtmış olduğu Lâleli Camiinin Vakıf kayıtlarında ,bu hanın camiin vakfından olduğu ve ulûfelerini almak için İstanbula gelen Sipahilerin kalmaları için yaptırıldığı yazılıdır. Bu yüzden ilk yapıldığında “Sipahi Hanı” adı ile tanınmaktadır.
Üç avlulu olan bu hanın giriş cephesi çağdaşlarından farklı olarak tuğla hatıllı olmayıp kesme taştan inşa edildiğinden dolayı “Taş Han” adı ile anılmıştır. Diğer cephelerde ve iç avluya bakan duvar örgüsünde ise taş sıraların arasında tuğla hatıllar ile klasik dokuya dönülmüştür. Giriş 27 x 14 m. lik birinci avluya alışılmışın dışında bir plân şemasıyla uzun bir bina koluyla bağlanır. Avluya geçişi de içine alan bu kısım tek başına bir bölüm meydana getirmekte olup üzerinde iki katlı dar odalar bulunmaktadır. Bu geçit ayrıca uzun bir koridor ile ana avluya da bağlanmakta olup iki yanında üst kata çıkışı sağlayan merdivenler vardır. Girişin üzerinde biri büyük diğer ikisi küçük olmak üzere üç taş kemer hafif bir çıkıntı yapan taş payelere oturur. Bu kemerlerin üzerinde zemin kat ile üst katı ayıran taş bir silme devam edere. Esas avlu bodrumlu olup diğerlerinden oldukça büyüktür. Bir rampa inilen avludaki bu bodrum atların barınması için yapılmıştır. Yuvarlak revak kemerleri tuğladandır. Bu revakların arkasında kalan odaların bazıları yuvarlak taş kemerli kapı ve dikdörtgen taş hatıllı pencerelerle bazıları da sadece sadece kapı ile revaklara açılmaktadır.

Günümüzde bakımsız ve bazı yerleri harap olmakla beraber eski karakterini muhafaza edebilmiş olan bu yapı İstanbul’daki askeri hüviyetli tek handır.
aLper isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Alıntı ile Cevapla
aLper
Açık Profil bilgileri
aLper nickli üyeye özel mesaj gönderin
aLper - Daha fazla Mesajını bul
Alt 01.09.09, 19:52   #26
aLper
Acı Cekmek Ruhun Fiyakasıdır
 aLper - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik tarihi: 31.03.08
Bulunduğu yer: DemLenmekden.
Yaş: 26
Mesajlar: 1,172
Tesekkür: 578
Tesekkür Aldı: 969
Tepki Gösterdi: 2
Tepki Aldı: 10
Tecrübe Puanı: 20
aLper has a reputation beyond reputeaLper has a reputation beyond reputeaLper has a reputation beyond reputeaLper has a reputation beyond reputeaLper has a reputation beyond reputeaLper has a reputation beyond reputeaLper has a reputation beyond reputeaLper has a reputation beyond reputeaLper has a reputation beyond reputeaLper has a reputation beyond reputeaLper has a reputation beyond repute
Standart

İstanbul Kütüphaneleri


Ayasofya Sultan I.Mahmut Kütüphanesi (Eminönü)

İstanbul ili Eminönü ilçesinde, Ayasofya Müzesi’nin içerisinde bulunan kütüphaneyi Sultan I. Mahmut (1730–1754) 1736 yılında yaptırmıştır.

Kütüphane çinileri, sedef kakmalı dolap kapakları, Edirnekâri bezemeleri, yazı frizleri, tunç şebekeleri ile kendine özgü bir yapıdır. Çiçek bezemeli tunç şebeke ile Ayasofya’nın iç mekânından ayrılan, dışarıda da iki büyük Osmanlı payandasının arasına yerleştirilen kütüphane okuma salonu, hazine-i kütüp (kitap muhafaza salonu) ve her ikisini birbirinden ayıran koridordan meydana gelmiştir.

Kütüphanenin 5.30x7.60 m. ölçüsünde dikdörtgen planlı okuma salonunun duvarları XVI.-XVIII. yüzyıla tarihlendirilen çinilerle bezenmiştir. Bu çini panoların üzerlerine çivit mavisi zemine beyaz celi-sülüs yazı ile Besmele, Haşr suresinin 22.ayeti, Haşr suresinin 23.ayetinin baş kısmı ve Esma-i Hüsna yazılmıştır. Bu yazının ortasına da Kelime-i Tevhit ve altına da yeşil çinilerle bordür içerisine alınmış yedi renkli somakiden Sultan I. Mahmut’un tuğrası yerleştirilmiştir.

Ayasofya ana mekânından mukarnas başlıklı dört tam, iki yarım sütunun taşıdığı camekânla ayrılan okuma odası küçük avluya bakan üç pencere ile aydınlatılmıştır. Yakın tarihlerde yapılan onarımla da üzeri ahşap bir tavanla örtülmüştür. Okuma odası ile hazine-i kütüpü birleştiren koridor XVI.-XVIII. yüzyılın çini ve dua yazılı frizleri ile bezenmiştir. Ancak buradaki yazılar onarım sırasında çinilerin yer değiştirmesinden ötürü bütün olarak okunamamıştır.

Hazine-i Kütüp, 9.70x5.80 m. ölçüsünde dikdörtgen planlı olup, ikisi duvarlara yapışık stalaktit başlıklı yarım, ikisi de tam olmak üzere dört mermer sütun ve üst örtü ile ayrılan iki bölümden meydana gelmiştir. Koridordan demir bir kapı ile içerisine girilen hazine-i kütübün üzerinde Besmele yazılıdır. Bu kapıdan içeriye girildiğinde 6.00x5.80 m. ölçüsündeki mekânın ortasına ahşap kütüphane yerleştirilmiş ve üzeri de kubbe ile örtülmüştür. Kubbe kasnağındaki siyah zeminde sarı renkli celi yazılı Fıtr suresinin 29–35. ayeti kerimeleri bulunmaktadır. Sultan I. Mahmut’un giriş kapısı üzerindeki tuğrasının altına da on beş beyitlik, yeşil zeminli talik yazılı yapım kitabesi yerleştirilmiştir.

Hazine-i Kütübün kubbeli, beşik tonozlu mekânları alçı kabarma çiçeklerle bezenmiştir. Duvarlardaki yedi gömme kitap dolabı ince tel örgü kapaklıdır. Bunun üzerinde de Sultan I.Mahmut devri bezemelerini yansıtan motifler bulunmaktadır.

Sultan I.Mahmut Kütüphanesi’ndeki çiniler İznik, Kütahya ve Tekfur Sarayı çinileri olup, bunlar bir arada karışık olarak kullanılmıştır. Kütüphanenin yapımında çini fırınlarına sipariş verilmesi yerine piyasada bulunan çiniler toplanmış ve buraya yerleştirilmiştir. Koridorda ise XVI. yüzyıl çini sanatında çok sık kullanılan bahar açmış çiçek dalları ve karşılıklı panolarda da iki selvi ağacı görülmektedir. Bu çini panolar bilinmeyen bir tarihte yerlerinden sökülmüş ve buraya benzeri taklit panolar yerleştirilmiştir.

Sultan I.Mahmut Kütüphanesi’nin yapımı tamamlandıktan sonra Saray-ı Hümayun’daki kitaplardan bir bölümü buraya gönderilmiştir. Muzaffer Gökman buradaki 4863 yazma eserin Sultan I. Mahmut, 113’ünün Şeyhülislâm Sadeddin Efendi ve 22’sinin de vakıflarının belli olmadığını belirterek 4998 kitap olduğundan söz etmiştir.

Ayasofya Kütüphanesi’ndeki kitaplar belirli dönemlerde tasnif edilmiş ve iki fihrist defteri ile bir basılı fihrist kitabı ortaya çıkarılmıştır. Günümüzde Ayasofya Kütüphanesi’ndeki kitaplar Süleymaniye Kütüphanesi’ndedir.


Sultan III. Ahmet Kütüphanesi (Eminönü)

İstanbul Eminönü ilçesi, Topkapı Sarayı Müzesi üçüncü avlusunda, Arz Odası’nın arkasında bulunan Sultan III. Ahmet Kütüphanesi, Sultan III. Ahmet (1703–1730) tarafından yaptırılmıştır. Daha önce kütüphanenin bulunduğu yerde Havuzlu Bahçe Köşkü bulunuyordu. Kütüphanenin yapımına 1719 yılında başlanmış, giriş kapısı üzerindeki Arapça kitabesinden öğrenildiğine göre de aynı tarihte tamamlanmıştır.

Kütüphanenin kuruluşu ile birlikte düzenlenen vakfiyesinde kitapların nerelerden toplandığı ve hangi günlerde bunlardan yararlanılacağı belirtilmiştir. Buradaki görevlilerde aranacak vasıflar ile ödenecek ücretler de belirtilmiştir. Vakfiyede kütüphaneden dışarıya kitap çıkarılmasını yasaklayan hükümler de bulunmaktadır. Kütüphanede Fatih Sultan Mehmet döneminden beri sarayda toplanmış yazma eserler, Hıristiyan el yazmaları ile basılı kitaplar da bulunmaktadır. Sultan II. Abdülhamit 1877’de Macaristan Budapeşte Üniversitesi Kütüphanesine hediye edilen bir katalog hazırlatmıştır. Ayrıca kütüphaneye sonraki yıllarda çeşitli bağışlar da yapılmıştır.

Kütüphane mimari olarak kesme taş ve mermerden yararlanılarak dikdörtgen planlıdır. Tüm cephe mermer kaplıdır. İçerisindeki kitapların rutubetten zarar görmeleri önlenebilmesi için yapının altına yüksek pencereli bir bodrum yapılmıştır. Havalandırmayı sağlanması için de bunların etrafı açık bırakılmıştır. Kütüphanenin merdivenli girişinden sonra Hadis-i Şerif okunmasına mahsus çıkıntılı bir yer bulunmaktadır. Ortadaki sofa basık ve penceresiz, kasnaklı, kurşun kaplı büyük bir kubbe ile örtülmüştür. İkişer sütunla ayrılan ana mekânın yanındaki bölümler aynalı tonozla örtülüdür. Kütüphanenin her cephesinde bulunan altlı üstlü pencerelerden içerinsin bol ışık alması sağlanmıştır. Üst sıra pencereler renkli cam şebekelidir.

Kubbe ve tonozların içleri malakâri nakışlarla bezenmiş, duvarların büyük bir bölümü çinilerle kaplanmıştır. Bu çiniler XVI.-XVII. yüzyıla tarihlendirilmektedir. Çiniler Boğaziçi’ndeki Kara Mustafa Paşa Yalısı’ndan ve diğer köşklerden sökülerek buraya getirilmiştir. Kütüphanenin sedef bağa ve fildişi kakmalı zengin bir de ağaç işçiliği vardır. Günümüze gelen kitap dolapları XIX. yüzyılda yapılmıştır.


İstanbul Arkeoloji Müzeleri Kütüphanesi (Eminönü)

İstanbul Eminönü ilçesinde, İstanbul Arkeoloji Müzeleri’nin bir bölümünü oluşturan kütüphane müze binası ile birlikte dönemin ünlü mimarlarından Sanayi-i Nefise Mekteb-i Âlisi hocalarından Mimar Aleixandre Vallaury tarafından yaptırılmıştır. Yeni yapılan müze binada, antik yapıların cephe görünümlerine benzemesine özen gösterilmiştir. Özellikle dış cephenin Ağlayan Kadınlar Lahdinden ilham alınarak yapıldığı da söylenmiştir. Müze içerisinde teşhir ve düzenleme için geniş salonlara yer verilmiştir. Böylece ilk özgün müze olan bu yapının ilk bölümü 1891’de, diğer bölümleri de Sultan II. Abdülhamit’in izni ile 1903 ve 1907’de açılmıştır. Müzenin bir bölümünü oluşturan ve İmparatorluk Kütüphanesi olarak nitelenen müze kütüphanesi U şeklindeki müze binasının girişinin sağındaki bölümün üst katında Hazine Dairesi’nin yanında yer almıştır.

Geniş bir salondan içerisine girilen kütüphane tavana kadar ahşap ve iki katlı olarak düzenlenmiştir. Kütüphane yaklaşık 500 m2’lik bir alanı kaplamaktadır. Kütüphanenin büyük bir kısmı Osman Hamdi Bey’in satın alma ve bağışlarla sağladığı kitaplardan oluşmuştur. Açılışından itibaren gittikçe artan yazma ve basma eserler burada büyük bir yekûn tutmuştur. Çeşitli dillerde bilimsel, arkeoloji, sanat tarihi ve tarih ağırlıklı kütüphane uzmanlık kütüphanesi sınırlarını aşmıştır. Günümüzde süreli arkeolojik yayınların da yer aldığı kütüphanede uzmanlık dalı dışında çeşitli kitaplar bulunmaktadır. Ayrıca burada bağışlardan da önemli koleksiyonlar bulunmaktadır. Bunların başında Ahmet Cevat Paşa Koleksiyonu, Mehmet Şakir Paşa Koleksiyonu, Sultan V. Mehmet Reşat Koleksiyonu, Diyarbekirli Sait Paşa Koleksiyonu, Recaizade Ekrem Koleksiyonu, Murtaza Hocazade Hatice Hanım Koleksiyonu, Zeki Megamiz Koleksiyonu, Karman Büyükkaya Koleksiyonu ve H.Turhan Dağlıoğlu’nun koleksiyonu gelmektedir.

Kütüphanede çalışmak, İstanbul Arkeoloji Müzeleri Müdürlüğü’nden alınacak özel izne tabidir.


Osman Hamdi Bey Yokuşu 34400 Gülhane
Tel: (212) 520 77 40 – 41
Faks: (212) 527 43 00


Beyazıt Devlet Kütüphanesi (Eminönü)

İstanbul Eminönü ilçesi, Beyazıt Meydanı’nda bulunan Beyazıt Devlet Kütüphanesi, Devlet eli ile kurulan ilk kütüphane özelliğini taşımaktadır. Kütüphanenin ilk binası 1506’da yapılan Beyazıt Külliyesi imaretinin bir bölümüdür.

Maarif-i Umumiye Nizamnamesinin 1869’da çıkarılmasından sonra İstanbul’da genel kapsamlı bir kütüphane kurulması için Sadrazam Sait Paşa ve Maarif Nazırı Mustafa Nuri Paşa Beyazıt imaretini Maarif Nezareti’ne devredilmesini sağlamışlardır. Bundan sonra imaretin kütüphaneye dönüştürülmesi için çalışmalara 1882 yılında başlanmış, 1884 yılında da tamamlanmıştır. Bu arada Sultan II. Abdülhamit de özel bütçesinden katkıda bulunmuştur. Kütüphane, Kütüphane-i Umumi Osmani adıyla 24 Haziran 1984’te ziyarete açılmıştır.

Balkan Savaşı (1912–1913) sırasında savaş bölgelerinden kaçırılan çok sayıdaki kitap da bu kütüphaneye getirilmiştir. Cumhuriyetin kuruluşundan sonra Beyazıt Umumi Kütüphanesi ismini alan kütüphaneye imaretin bir bölümünün daha eklenmesi ile depo durumuna getirilen kütüphanedeki sıkışıklık giderilmiştir. Basma Yazı ve Resimleri Derleme Kanunu’nun 1934’te yürürlüğe girmesinden sonra Türkiye’de yayınlanan her eserden bir nüshanın bu kütüphaneye gelmesinden ötürü koleksiyonları hızla büyümüş ve yeniden yer darlığı baş göstermiştir. Bunun üzerine 1946’da yapı onarılmış, kullanım alanı genişletilmiş ve 1974’te bitişiğindeki eski Dişçilik Mektebi de kütüphaneye tahsis edilmiştir. Böylece Beyazıt Devlet Kütüphanesi 1984’te yeniden hizmete girmiştir.

Türkiye’deki uluslar arası formlara göre ilk katalog çalışması 1939’da burada başlamış, yazar ve kitap isimlerine göre düzenlenen iki katalog 1944’te tamamlanmıştır. Maarif Vekâleti de ilk Türk kataloglarının kurallarını içeren kılavuzlar yayınlamıştır. 1950 yılında Dewey Onlu Tasnif Sisteminin kabul edilmesi ile birlikte kataloglama sistemleri yeniden düzenlenmiştir.

Kütüphanede Kitap Okuma Salonundan ayrı olarak “Nadir Eserler”, “Gazete ve Dergi”, “Harita-Afiş”, “Para-Pul”, “Müzik Dinleme”, Video ve Film İzleme”, “Görme Özürlüler”, “Atatürk ve İnkilapları”, “Gazte Okuma” bölümleri bulunmaktadır. Ayrıca kütüphanede bir de lisan laboratuarı açılmıştır. Aynı anda 400 kişinin yararlanmasını sağlayan okuma salonunun yanı sıra eğitici ve kültürel etkinliklere açık konferans salonu, cilt atölyesi, personel yemekhanesi, okuyucu kantini, fotokopi servisi, mikrofiş sistemi ile çağın kütüphanecilik alanındaki tüm yenilikleri burada bulunmaktadır. Kütüphane içerisinde 600.000 civarında kitap, 11.000’i aşkın yazma, 25.000 kadar da süreli yayın bulunmaktadır.


Turan Emeksiz Sokak No: 6 Beyazıt
Tel: (0212) 522 31 67


Köprülü Kütüphanesi (Eminönü)

İstanbul ili Eminönü ilçesi, Divanyolu Caddesi’nde Sultan II. Mahmut Türbesi’nin karşısında bulunan kütüphane, Sadrazam Köprülü Mehmet Paşa’nın oğlu Fazıl Ahmet Paşa (1635–1676) tarafından babasının vasiyeti üzerine yaptırılmıştır.

Köprülüzade Fazıl Mustafa Paşa da 1678’de düzenlediği bir vakfiye ile kütüphanenin kuruluşunu tamamlamıştır. Kütüphane 1678’de üç kütüphaneci, bir ciltçi ve bir kapıcı kadrosu ile hizmete açılmıştır.

Köprülü Kütüphanesinin il nüvesi, Köprülü ailesinin bağışları ile atılmış, daha sonra bağış ve satın almalarla kitap sayısı artmıştır. Kütüphaneye yapılan bağışların başında Köprülü Mehmet Paşa, Fazıl Ahmet Paşa, Hacı (Hafız) Ahmet Paşa, Mehmet Asım Bey bağışları gelmektedir. İlk kuruluşunda 2000’in üzerinde kitap bulunan bu kütüphanede bugün Türkçe, Arapça ve Farsça dillerinde 3.000’e yakın yazma, 1.500’e yakın basma eser bulunmaktadır. Kütüphanedeki yazma ve basma eserler için yazar, kitap ve konu fihristleri Dewey Onlu Sistemine göre düzenlenmiştir.

Köprülü Kütüphanesi tasarım olarak İstanbul’daki ilk bağımsız kütüphanelerden bir örnektir. Günümüzde üç tarafı yol ile çevrili bahçe içerisindeki bu yapı taş ve tuğlanın almaşık düzenlemesi ile kurulmuştur. Kare planlı yapının üzeri pandantifli, dıştan sekizgen kasnak üzerine oturtulmuş bir kubbe ile örtülmüştür. Batı yönünde dört basamakla çıkılan revaklı bölüm öne alınarak buraya T şeklinde bir düzenleme getirilmiştir. Altı mermer sütun üzerine baklava başlıklı, sivri kemerli revakın üzeri dört kubbe ile örtülmüştür. Revakın orta eksenindeki basık kemerli bir kapıdan kütüphaneye girilmektedir.

İç mekân yanlarda altta birer, üstte ikişer, girişin karşısında altlı üstlü üçer pencere ile aydınlatılmıştır. Pencerelerin üzerlerinde sivri boşaltma kemerleri bulunmakta olup dikdörtgen sövelidirler. Pencereler dıştan köfeki taşından, içten de yalnızca alt pencereler mermer sövelidir. Kubbenin içerisi ve pandantifler kapı üzeri kalem işleri ile bezenmiştir. Burada kahverengi, siyah ve kırmızı renklerdeki bezemeler arasında “C” ve “S” kıvrımları dikkati çekmektedir. Pandantiflerde kırmızı zemin üzerine yapılmış çiçek motiflerinin altına Maşallah yazısı ile h.1181 (1667–1668) tarihi yazılıdır. Bunun yanı sıra iç kapı üzerinde de yine Maşallah yazısı ile h.1289 (1872) ve h.1327 (1911) tarihleri yazılıdır. Buna dayanılarak kütüphanenin 1872 ve 1911 yıllarında onarıldığı anlaşılmaktadır.


Atıf Efendi Kütüphanesi (Eminönü)

İstanbul ili Eminönü ilçesi, Vefa Semti, Vefa Caddesi üzerinde bulunan Atıf Efendi Kütüphanesi Sultan I. Mahmut (1730–1754) döneminde üç kez Başdefterdarlık yapmış olan divan sahibi şair Atıf Mustafa Efendi tarafından 1741 yılında kurulmuştur. Kütüphanenin giriş kapısı üzerinde “Dârü’l-Kutüb-i Atıf “ yazılı h.1289 (1872) tarihli bir kitabesi, okuma salonu girişinin sağ tarafındaki duvarda bulunan mermer levha üzerinde de kabartma sülüs yazı ile vakfiyesinin özeti yazılıdır.

Kütüphanenin vakfiyesinden öğrenildiğine göre gelir kaynakları ve yönetimi belirlenmiş üç hafız-ı kütüb, bir şeyhü’l-kurra, bir suyolcu, bir mücellit, bir marangoz ve bir de ferraş (temizlikçi) burada görevlendirilmiştir. Kütüphanenin yanına yapılmış olan üç meşruta evin de hafız-ı kütüblerin oturmaları ve haftanın beş günü kütüphane ile ilgilenmeleri vakfiyede belirtilmiştir. Ayrıca hafız-ı kütübler kütüphanede cemaatle birlikte kılınacak namazlarda imamlık ve müezzinlik yapmakla da yükümlendirilmişlerdir. Kütüphane Salı ve Cuma günleri dışında açık olacak, çalışmalar güneşin doğuşundan bir saat sonra başlayacak ve güneş batımından iki saat önce de bitecektir.

Atıf Efendi’den sonra oğulları Mehmet Emin, Ömer Vahit, torunları Ömer Hüsameddin ve Abdülkadir Efendiler de buraya kitap vakfetmişlerdir. Bunların yanı sıra Atıf Efendi’nin kayın biraderleri Darphane-i Amire Başkatibi Hacı Ömer Efendi’nin kitapları da ölümünden sonra 1743’te Atıf Efendi Kütüphanesi’ne devredilmiştir. Kuruluşunda 2857 kitapla hizmete giren kütüphanedeki kitaplar çeşitli kişi ve kurumdan gelen kitaplarla çoğalmıştır. Günümüzde Kültür ve Turizm Bakanlığı yönetiminde Kütüphaneler Genel Müdürlüğü’ne bağlı olan kütüphanede 3228 yazma, 25.000’e yakın eski ve yeni basma kitap olmak üzere toplam 30.000’e yakın eser bulunmaktadır.

Kütüphane mimari yapısı ile dikkati çeken bir binadır. İstanbul’un eski Türk sivil mimarisini yansıtan bir plan düzeni bulunmaktadır. Kütüphane yanındaki meşruta evlerin oldukça yüksek dış cepheleri olup, bunlar üç kat halindedir. Meşruta evlerin üst katları konsollarla dışarıya taşırılmıştır. Evlerin orta avlusunda yer alan kütüphanenin 13.50x9.50 m. ölçüsünde bir zemin katı bulunmaktadır. Kesme taş ve tuğladan yapılmış olan kütüphanenin dış cephe görünümüne tuğladan şeritler yerleştirilmiştir. Yuvarlak kemerli bir kapıdan bir dehlize, oradan da avluya geçilmektedir. Buradaki esas kütüphane binası kemerlerle dışarıya açılmış bir bodrum üzerine oturtulmuştur. Bodrumdan altı basamakla bir sekiye çıkılmakta olup, buradan namaz kılmak üzere düşünülmüş mihraplı küçük bir sekiye çıkılmaktadır. Bu sekiden bir sundurmanın altından da kütüphanenin okuma salonuna girilmektedir. Kare planlı olan bu bölüm aynalı tonozlarla örtülü olup, üç tarafı tonozlu beş hücre ile çevrelenmiştir. İlk yapıldığı dönemde burasının etrafının sedirlerle çevrili olduğu izlerden anlaşılmaktadır. Bu bölümlerden üçü sofadan iki sütunun taşıdığı üç kemerle ayrılmıştır. Sofanın arkasında da kitapların yaldızlı, kafesli ahşap dolapları bulunuyordu. Günümüzde bu bölüme hava sirkülâsyonunu sağlamak amacı ile pencereler açılmıştır.

Vefa Caddesi No:44 Beyazıt
Tel: (212) 527 38 07


Koca Ragıp Paşa Kütüphanesi (Eminönü)

İstanbul Eminönü ilçesi, Laleli semtinde, Ordu Caddesi üzerinde bulunan Koca Ragıp Paşa Kütüphanesi’ni Koca Ragıp Paşa (1699–1763) 1762 yılında külliye olarak yaptırmıştır. Yapı topluluğu kütüphane, sıbyan mektebi, sebil, iki çeşme, türbe, hazire, dükkânlar ve mahzenlerden meydana gelmiştir. Bu yapılardan türbenin önünde bulunan sebil günümüze ulaşamamıştır.

Yapı topluluğunun ana cephesi Ordu Caddesi üzerinde olup, alt katta dükkânlar, üst katta da sıbyan mektebi bulunmaktadır. Kütüphane ve yapı topluluğunun diğer bölümleri yuvarlak kemerli bir kapıdan girilen avlu içerisinde yer almaktadır. Külliyenin ana cephesi Laleli Caddesi’nin 1957 yılında yükseltilmesi ile çukurda kalmıştır. Girişin hemen karşısında bulunan ve yapı topluluğunun ana binası olan kütüphane avlunun ortasında bulunmaktadır. Ayrıca burada çeşme ve Ragıp Paşa’nın açık türbesi ile bir hazireye yer verilmiştir.

Kütüphane kesme taş ve tuğladan zemin ve bodrumdan meydana gelmiştir. İçeriye iki yönlü merdivenlerle çıkılan, üzeri küçük kubbe ile örtülü bir revaktan girilmektedir. Giriş revağından iki tarafta iki kubbeli oda bulunan ve ayna tonozlu bir ön mekâna, buradan da okuma salonuna geçilmektedir. Günümüzde bu bölümler camekânlarla bölünmüş ve özelliğinden kısmen uzaklaşmıştır. Okuma salonu 14.40x14.40 m. ölçüsünde kare planlı olup, üzeri duvarlara dayalı yuvarlak plasterlerin taşıdığı 5.95 m. çapında, 12.30 m. yüksekliğinde ana kubbe ile örtülüdür. Kubbenin örttüğü alanlar dışında kalan bölümlere dört küçük kubbe ile aralarına dört aynalı tonoz yerleştirilmiştir. Ana kubbeyi taşıyan kolonlar 3.50 m. yüksekliğinde demir parmaklıkla çevrelenmiş olup, bu bölüm orijinalinde kitap deposudur. İçerisine camlı ve tel örgülü kapakları olan üç ahşap kitap dolabı yerleştirilmiştir. Okuma salonu iki sıra halinde 39 pencere ile aydınlatılmıştır. Bu pencerelerden alt sıradakiler ahşap doğramalı, dövme demir kepenklidir. Üst sıradakiler ise alçı ve revzen pencerelerden meydana gelmiştir.

Kütüphanenin içerisi oldukça sade klasik üslupta bezemelidir. Duvarlar üst pencerelerin altına kadar mavi, gri ve beyaz renklerde çiçeklerin oluşturduğu XVIII. yüzyıl çinileri ile kaplanmıştır. Alt pencerelerin üzerinde yeşil zemin üzerine sarı yaldızla yazılmış bir ayet frizi çepeçevre tüm salonu dolaşmaktadır. Ana kubbede ise ayetlere yer verilmiştir.

Günümüzde Kültür ve Turizm Bakanlığı yönetiminde olan kütüphane hizmete kapalıdır.


Süleymaniye Kütüphanesi (Eminönü)

İstanbul ili Eminönü ilçesi, Süleymaniye Mahallesi’nde Süleymaniye yapı topluluğunun bir bölümünü oluşturan Süleymaniye Kütüphanesi cami içerisinde, galerinin sütunları arasındaki parmaklıklı özel bir bölümde yer almaktadır. Sultan I. Mahmut’un (1730–1754) isteği üzerine 1751–1752 yılında Sadrazam Mustafa Bahir Paşa tarafından düzenlenen kütüphanede beş kütüphaneci, iki de yardımcı görevlendirilmiştir. Kütüphane haftada iki gün kapalı tutulmuş ve dışarıya kitap verilmemiştir.

Günümüzdeki Süleymaniye Kütüphanesi, Süleymaniye külliyesinin birinci ve ikinci medreseleri ile sıbyan mektebinde bulunmaktadır. Bu kütüphane Osmanlı Vakıf Kütüphanesinin yazma ve eski baskı derlemesinin bir araya getirilmesi ile meydana getirilmiş ve 1918 yılında açılmıştır.

Süleymaniye Kütüphanesi’nin kuruluş çalışmaları I. Dünya Savaşı’na kadar sürmüş, İstanbul Vakıf Kütüphanelerindeki on bine yakın yazma 1914’te savaştan korunmak için Yavuz Sultan Selim’deki Medresetü’l Mütehassısi’ne gönderilmiştir. Daha sonra Süleymaniye Umumi Kütüphanesi ismi ile açılan bu kütüphaneye nakledilmişlerdir. 1924’te eğitim ve öğretim birliğini sağlamak amacıyla çıkarılan Tevhit-i Tedrisat Kanununun kabul edilmesi ile birlikte 1925’te tekke, zaviye ve türbelerin kapatılması ile yazma ve basma koleksiyonlar da buraya taşınmıştır.

Kütüphanede mikrofilm merkezi kurulmuş ve beş binin üzerinde mikrofilm toplanmıştır. Böylece Osmanlı kültürünü yansıtan bir arşiv meydana getirilmiştir. Kütüphaneye 1962’de cilt ve patoloji servisi kurulmuştur. Burada geleneksel Osmanlı cilt kapakları ve ciltler yapılmıştır. Ayrıca Türkiye’deki kütüphanelerin onarım, bakım ve ciltleme işlemlerini de üstlenmiştir. Türkiye Yazmaları Toplu Katalogu İstanbul Şubesi de 1979’dan bu yana Süleymaniye Kütüphanesinde çalışmaktadır.

Kütüphane girişindeki alfabetik ve Dewey Onlu konu kataloglarını kapsayan fişlikler bulunmaktadır. Kütüphanede yaklaşık 115 bin dolayında kitap bulunmaktadır. Bunların 67 bini yazma eserdir. Kütüphanenin gelişmesinde İstanbul Süleymaniye Kütüphanesi ve Bağlı Kütüphaneleri Geliştirme Vakfı’nın büyük payı bulunmaktadır. Süleymaniye Kütüphanesi’ne Atıf Efendi, Hacı Selim Ağa, Köprülü, Nuri Osmaniye ve Ragıp Paşa kütüphaneleri bağlıdır.

Kütüphanenin iki okuma salonu, mikrofilm okuma ve fotokopi üniteleri bulunmaktadır.


Esat Efendi Kütüphanesi (Eminönü)

İstanbul Eminönü ilçesi, Yerebatan Caddesi üzerinde bulunan bu kütüphane Vakanüvis Mehmet Esat Efendi tarafından kendi konağının yanına 1845 yılında yaptırılmıştır.

Esat Efendi Müderrislik ve Kadılık görevlerinde bulunmuş, 1825’te de Şanizade Ataullah Efendi’nin yerine Vakanüvisliğe getirilmiştir. Bundan sonra Takvim-i Vekayi Nazırlığına 1831’de atanmıştır. Esat Efendi’nin, Esat Efendi Tarihi, Ziba-i Tevarih, Bahçe-i Sefa Enduz, Münşeat ve Divanı bulunmaktadır. Esat Efendi 1848 yılında ölmüş ve kütüphanesinin bahçesine gömülmüştür.

Kütüphanenin mimarı bilinmemektedir. Tek katlı bir yapı olup, kesme taş ve tuğladan yapılmış, üzeri sıvanmıştır. Kütüphanenin içerisine önündeki yoldan dört basamaklı bir merdivenle çıkılmaktadır. Asıl mekân 6.00x6.00 m. ölçüsünde kare planlı olup, her iki yanından ikişer sütunla ayrılmıştır. Böylece iç mekân 1.95 m. daha genişletilmiştir. Okuma salonu olan asıl mekânın üzeri kiremitli bir çatı ile örtülü, yarım yuvarlak kubbelidir. Yandaki kanatların yarım tonozlu çatısının 1.60 m. üzerinde, kubbe gövdesinde bulunan yarım yuvarlak pencerelerle iç mekân aydınlatılmıştır. Ayrıca yan kanatlarda da dörder penceresi vardır.

Esat Efendi Kütüphanesinin tarih ve edebiyat ağırlıklı zengin kitapları 1914 yılında Sultan Selim ve Süleymaniye Kütüphanesine nakledilmiştir. Uzun süre matbaa olarak kullanılan yapı bugün halıcı dükkânı olarak hizmet vermektedir.


Hakkı Tarık Us Kütüphanesi (Eminönü)

İstanbul Eminönü ilçesi, Beyazıt’ta Beyazıt Külliyesi’nin bir bölümünü oluşturan sıbyan mektebi yapı topluluğu ile birlikte 1505 yılında yapılmıştır. Sıbyan mektebi caminin kıble tarafında ve hazirenin biraz ilerisinde bulunmaktadır. Sıbyan mektebi 22 Temmuz 1507’de faaliyete geçmiştir. Zamanla harap bir durumda olan bu yapı İstanbul Vakıflar Başmüdürlüğü tarafından 1960 yılında onarılmış ve burada Hakkı Tarık Us Kütüphanesi açılmıştır. Sıbyan mektebinde kurulmuş olan bu kütüphane Hakkı Tarık Us’un kitap ve gazete koleksiyonlarını kapsıyordu. Kütüphane gazeteci ve Giresun Milletvekili Hakkı Tarık Us’un (1889–1956) vasiyeti doğrultusunda kurulmuş ve 21 Ekim 1965’te ziyarete açılmıştır.

Sıbyan mektebinin önünde dört sütunlu ve iki yan duvara dayalı bir sundurması bulunmaktadır. Kesme taş ve tuğla hatıllı olarak üzerleri kubbeli birbirine bitişik iki kare mekândan meydana gelmiştir. Bu mekânlardan sol taraftaki geniş bir eyvanla da dışarı açılmaktadır. Buradan ikinci kubbeli mekâna geçilmektedir. Asıl mektep görevini üstlenen bu mekânda bir ocak bulunmaktadır. Eyvanlı kanat Orta Asya Türk mimarisi örneklerini yansıtmaktadır.

Yapı günümüze iyi bir durumda gelmiş olup, kütüphanenin kitapları Bayezid Devlet Kütüphanesi’ndedir.


Nuru Osmaniye Kütüphanesi (Eminönü)

İstanbul ili Eminönü ilçesinde, Kapalı Çarşı girişinde, Çemberlitaş’ta bulunan Nuruosmaniye Külliyesi Sultan I.Mahmut (1730–1754) döneminde 1749 yılında yapımına başlanmış, ölümünden bir yıl sonra Sultan III. Osman (1754–1757) tarafından tamamlanmıştır. Mimarı Sinan Kalfa’dır. Barok üsluptaki bu külliye cami, medrese, imaret, kütüphane, türbe, çeşme, sebil ve dükkânlardan meydana gelmiştir.

Nuruosmaniye Kütüphanesi Barok üslubun kendine özgü bir örneğidir. İki bölümden meydana gelen kütüphanenin ortası dört sütunun taşıdığı bir kubbe ile örtülmüş ve bu kubbenin çevresinde revaklı bir koridor oluşturulmuştur. Kubbe iki yandaki yarım kubbelerle desteklenmiştir. Revakların üzeri aynalı tonozlarla örtülüdür. Kütüphanenin 30 adet olan pencereleri barok üslubunun başlıca özelliği olan plasterlerle takviye edilmiştir. Kütüphanenin altında bir de bodrum katı vardır. Karmaşık bir plan düzeninde olan kütüphaneye dış avludan merdivenlerle çıkılmaktadır. Kütüphanenin alt katına neme karşı bodrum yapılmış, üst katı ise okuma salonu ve depoya ayrılmıştır. Kütüphanenin iki kapısı olup, bunlardan biri hümayun kapısıdır. Bu kapının üzerine “Beşikten mezara kadar ilim talep ediniz” anlamında Arapça bir kitabe yerleştirilmiştir.

Kütüphane ilk açıldığında bir Nazır-ı Kütüb, altı Hafız-ı Kütüb, altı Mustahfız, üç Bevvab, bir Mücellid-Müzehhib ve bir Ferraş olmak üzere on sekiz görevlisi bulunuyordu. Kütüphanenin Sultan III. Osman adına düzenlenmiş vakfiyesi bugün Topkapı Sarayı Müzesi’ndedir. Kütüphanede I. Mahmut ve III. Osman’ın kitapları ile Bayram Paşa’nın 79 yazma eseri başta olmak üzere yazma eserleri kapsamaktadır. Ayrıca kütüphanenin yeni eserler koleksiyonu da bulunmaktadır. Kütüphanedeki kitaplarda yazar ve eser adlarına göre ve Dewey Onlu tasnif sistemi uygulanmıştır.


Feyzullah Efendi Kütüphanesi (Fatih)

İstanbul ili Fatih ilçesi, Macar Kardeşler Caddesi ile Feyzullah Efendi Sokağı’nın kesiştiği noktada bulunan bu kütüphane, Feyzullah Efendi Medresesi’nin kitabesinden öğrenildiğine göre; Sultan II. Mustafa’nın (1695–1703) hocası Şeyhülislâm Feyzullah Efendi kitaplık, mektep ve çeşme ile birlikte adeta küçük bir külliye konumunda 1700 yılında yaptırılmıştır. Mimarının kim olduğu bilinmemektedir. Ancak Şeyhülislâm Feyzullah Efendi döneminde Mimarbaşı olarak görev yapan Kayserili Mehmet Ağa tarafından planının tasarlandığı düşünülmektedir.

Dikdörtgen planlı olan medresenin avlusunun kuzeydoğusuna dershane-mescit ile kitaplık, güneydoğu ve güneybatı kenarlarına da L şeklinde on medrese hücresi yerleştirilmiştir. Kitaplık ve hücrelerin kuzey kenarları giriş yönündeki bahçe duvarı ile birleştirilmiştir.
Kitaplık ve dershane bölümleri ortak bir ana mekânın iki yanına yerleştirilmiş ve böylece Osmanlı mimarisinde çok ender görülen bir plan tipi ortaya çıkarılmıştır. Dershane-mescit ile kitaplık avludan biraz yüksek olup, kare planlı iki ayrı yapıdır. Eyvan niteliğindeki açık bir sofanın yanında yer almışlardır. Üç basamakla çıkılan giriş sahanlığındaki basık kemerli bir kapıdan sonra sekiz basamakla dershane ve kitaplığa ulaşılmaktadır. Her iki bölüm arasındaki dikdörtgen planlı bu ara mekânın merdiven ve geçitlerden arta kalan bölümleri sekiler halindedir. Bu mekânın oturma ve okuma amaçlı kullanıldığı sanılmaktadır. Geniş bir saçakla güneyden gelecek güneş ışıklarından korunmuştur. Dört demir eliböğründe ile desteklenen bu saçağın altı ahşap kaplamalıdır. Buradaki açık sofanın altı sütun ve duvarlara dayanmış kubbe ve tonozlarının almaşık düzeni ile farklı bir mimarisi vardır.

Kütüphanede Osmanlı tarihleri, Yemen tarihleri, padişah divanları, şuara tezkireleri, fermanlar, levhalar ile matematikten tıbba kadar çeşitli kitaplar bulunmaktadır. Bunların arasındaki en önemli koleksiyon Feyzullah Efendi’nin 1699’da vakfettiği 2000’den fazla kitaptır. Ayrıca Ali Emiri Efendi, Veliyüddin Carullah Efendi, Hekimoğlu Ali Paşa, Pertev Paşa, Reşit Efendi kütüphanelerindeki eserleri de buraya getirtmiştir. Kütüphanedeki kitaplar Dewey Onlu katalogu ile düzenlenmiştir. Bunların yanı sıra eski koleksiyonlara ait yazma ve baskı fihristleri de bulunmaktadır.

Günümüzde Feyzullah Efendi Medresesi ve Kütüphanesi restore edilmektedir. İçerisindeki kitaplar ve yönetim birimi geçici olarak Beyazıt Devlet Kütüphanesi’ndedir.


Amcazade Hüseyin Paşa Kütüphanesi (Fatih)
aLper isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Alıntı ile Cevapla
aLper
Açık Profil bilgileri
aLper nickli üyeye özel mesaj gönderin
aLper - Daha fazla Mesajını bul
Alt 01.09.09, 19:54   #27
aLper
Acı Cekmek Ruhun Fiyakasıdır
 aLper - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik tarihi: 31.03.08
Bulunduğu yer: DemLenmekden.
Yaş: 26
Mesajlar: 1,172
Tesekkür: 578
Tesekkür Aldı: 969
Tepki Gösterdi: 2
Tepki Aldı: 10
Tecrübe Puanı: 20
aLper has a reputation beyond reputeaLper has a reputation beyond reputeaLper has a reputation beyond reputeaLper has a reputation beyond reputeaLper has a reputation beyond reputeaLper has a reputation beyond reputeaLper has a reputation beyond reputeaLper has a reputation beyond reputeaLper has a reputation beyond reputeaLper has a reputation beyond reputeaLper has a reputation beyond repute
Standart

İstanbul Sıbyan Mektepleri


Sıbyan Mekteplerinin Osmanlı eğitim düzeninde önemli bir yeri bulunmaktadır. Bu okullarda 5-6 yaşlarındaki çocuklara okuma, yazma ve dini bilgiler ile matematik dersleri verilirdi. İslamiyet’in ilk yüzyılında Küttap ismi ile tanınan bu okullara Karahanlılar ve Selçuklular döneminde Sıbyan Mektebi ismi yakıştırılmıştır. “Sıbyan” Arapça bir sözcük olup, Sabi anlamına gelen çocuk sözcüğünün çoğuludur. Sıbyan Mektebi de çocuklar için açılmış okul anlamına gelmektedir.

Osmanlılarda sosyal ve eğitim nitelikli Sıbyan Mektepleri vakıflar şeklinde kurulmuştur. Osmanlı İmparatorluğu’nun her tarafında eğitim amacı ile kurulmuş Sıbyan Mektepleri ile onları düzenleyen vakıfları bulunmaktadır. Çok sayıdaki sıbyan mektepleri İmparatorluğun bütün bölgelerine yayılmıştır. Nitekim Evliya Çelebi İstanbul’da 1933 sıbyan mektebi bulunduğunu belirtmiştir. Sıbyan mektepleri Osmanlı eğitim düzeninde Cumhuriyet dönemine kadar yaşamını sürdürmüştür.

Osmanlılar Sıbyan Mektebi ismini kullanmakla beraber değişik dönemlerde bu okullara “Dâru't-tâlim”, “Mektep”, “Tas Mektep”, “Mahalle Mektebi”, “Mektephâne” ve “Mekteb-i Ibtidâiye” isimleri de verilmiştir. Osmanlılarda Sıbyan Mektebinde ders veren hocaya Muallim, yardımcısına da Kalfa veya Halife deniliyordu. Bu konuda bazı vakfiyeler de düzenlenmiştir. Örneğin Süleymaniye Vakfiyesi’nde külliyenin sıbyan mektebine atanacak hoca ve yardımcısının özellikleri belirtilmiştir:

“Ve mekteb-i mezbûrda bir ehl-i tecvid, hâfiz-i Kelâm-i Mecid (Kur'an), ilm-i kiratta ferîd ve salâh u siyânette resîd, sevâyib-i maayib-i töhmetten (saibe ve ayiplar töhmetinden) ma'sûm ve zühd ü felâh ile mevsûm ilm-i fikha vâkif ve vâcibât-i sünen-i salâta ârif kimesne muallim olup, sibyân-i fukara (fakirlerin çocuklari) ve fukara-i sibyâna ta'lim-i Kur'an-i Azîm ve salâta müteallik mesaili tefhim edüp sibyan otuz adetten eksik olmaya ve ücret almaya ve vazife-i yevmiyesi sekiz akça ola. Ve bir sâlih u mütedeyyin, salâh u zühd ile ma'ruf u müteayyin, ehl-i Kur'an kimesne dahi mekteb-i mezburda halife olup atfal u sibyâna ta'lim-i heca ve Kur'an eyleye ve muallime halef olup huzur u magibinde ikamet-i hizmet edicek vazife-i yevmiyesi üç akça ola.”

Sıbyan Mekteplerinde ayrıca Bevvab denilen temizlikçi hademe, çocukları evlerinden alıp getiren, okulda çocukların birbirleri ile ilişkilerini düzenleyen Mubassır isimli görevliler de bulunuyordu. Ders veren Hoca ve Kalfalar mahallenin en güvenilir ve bilgili kişileri arasından seçilmekte idi.

Osmanlı eğitiminde Sıbyan Mekteplerinde verilen derslerin zaman zaman müfredat programları günün koşullarına uygun olarak değiştirilmiştir. Bu tür değişiklikler Fatih Sultan Mehmet ve Sultan II. Beyazıd döneminde başlayarak değişik zamanlarda da devam etmiştir. Nitekim Sultan I. Mahmud’un annesinin Galata’da yaptırdığı bir sıbyan mektebi ile ilgili vakfiye de buna bir örnektir:

“Fenn-i kitabette mahareti müsellem ve ta'lim-i mesk-i hatta a'lem bir kimesne hâce-i mesk olup" denilmektedir. Keza Sultan I. Abdülhamid'in vakfiyesinde de "bir hattat üstad ta'lim-i hatta sahib-i itiyad kim ise mekteb-i serife müdavemet eden sibyâna hâce-i mesk olup edâet ve sinaat-i hat ile eday-i hizmet eyleye.”

Ayrıca Sultan I. Mahmud’un 4 Aralık 1739 tarihli vakfiyesinde de buraya çocuklara güzel yazı öğretmek üzere bir hat hocası atadığı belirtilmektedir. Sultan II. Mahmud 1824 tarihli fermanı ile de çocuklara Kur’an talimi, Tecvid ve İlmihal okutulmasını istemiştir. Sultan II. Mahmud döneminden önce çocukları okula göndermeyen velilerin cezalandırılacağına dair bir ferman ilan edilmiştir. Böylece ilköğretim Osmanlılarda Sultan II. Mahmud’un Tanzimat Fermanı’ndan sonra mecburi hale getirilmiştir.

İstanbul’da 1863 yılında “Daru’l Muallim-i Sıbyan” ismi altında ilkokullara öğretmen yetiştirecek bir de okul açılmıştır. Sultan II. Abdülhamid devrinde de Kanuni Esasi hükümlerine göre ilköğretim zorunlu hale getirilmiştir. 1879’da Maarif Teşkilatı’nda yapılan değişiklerle “Mekatib-i Sıbyaniye Dairesi” kurulmuştur. Böylece ilköğretim Osmanlılarda ciddi olarak ele alınmış ve ilköğretim “Mekatib-i Sıbyaniye” ve “Usu-ü Atika” olarak ikiye ayrılmıştır.

Sıbyan Mekteplerinde öğrenciler ders veren hocanın etrafında, başlangıçta halka düzeninde yerlere oturmaktadırlar. Bu okullarda eğitim süresi için kesin bir tarih verilememektedir. Büyük olasılıkla öğrencilerin zekâsının, çalışkanlığının ön plana alınarak bir tarih saptanmaktadır. Bununla beraber 1846 tarihli bir tezkireden Sıbyan Mekteplerinde eğitimin dört yıl olduğu anlaşılmaktadır.1869 tarihli Maarif-i Umumiye Nizamnamesi’nde de bu süre korunmuş okula devam zorunluluğu erkekler için 7, kız çocukları için de 6 yaş olarak tesbit edilmiştir.

Osmanlı mimarisinde Sıbyan Mektepleri iki ayrı grupta olup, bunlardan bazıları külliyelerin bir bölümünü oluşturmaktadır. Sıbyan Mekteplerinin bazıları da mahalleler içerisinde ayrı yapılar halinde idi. Bu yapılar kesme taş ve tuğladan yapılmış olup, çoğunlukla iki katlı, üzerleri tonoz ve kubbe ile örtülüdür. Yapıların alt katlarında mutfak, tuvaletler, üst katlarında da çoğunlukla üzeri kubbe veya tonozla örtülü, kare planlı dershane bölümü, onun yanında da küçük bir hocanın odası bulunmaktadır. Sıbyan Mekteplerinin bazılarında, alt katlarında dükkânlara da yer verilmiştir.


Ayasofya Sıbyan Mektebi (Eminönü)

İstanbul Eminönü ilçesinde, Ayasofya Müzesi’nin avlusunda bulunan Sıbyan Mektebini Sultan I. Mahmud 1740 yılında yaptırmıştır.

Sıbyan Mektebinin duvar işçiliği bir sıra taş, bir sıra tuğladan örülmüş olup, iki katlı, kare planlı bir yapıdır. Üst örtüsü kasnaklı bir kubbe ile örtülmüştür. Sıbyan Mektebi’nin caddeye bakan zemin katına iki kemerli mekânın ne amaçla yapıldığı bilinmemektedir. Günümüzde bu mekân Ayasofya Müzesi’nin Kütüphanesi olarak işlev görmektedir. Bunun yanındaki dışa bir kapı ile açılan bölümün Bevvab odası olduğu sanılmaktadır. Yan taraftaki bir merdivenle çıkılan üst kat iki bölümden meydana gelmiştir. Bunlardan kare planlı üzeri kubbeli bölüm dershanedir. Bu mekân dışarıya üç cephesinde üçer tane olmak üzere dikdörtgen söveli dokuz pencere ile açılmıştır.

Giriş merdiveninin yanındaki, üzeri ayna tonozla örtülü küçük oda ise ders veren hocaya aittir.


Cevri Kalfa Sıbyan Mektebi (Eminönü)

İstanbul Eminönü ilçesi, Sultanahmet Meydanı’nda, Divanyolu Caddesi üzerinde bulunan Cevri Kalfa Sıbyan Mektebi, kitabesinden öğrenildiğine göre Sultan II. Mahmud tarafından 1819’da Osmanlı sarayı Haremi’nden Cevri Kalfa’nın anısına yaptırılmıştır.

Buradaki kitabenin tarih manzumesinin son mısraında “Merhume Usta’nın ruhiyçün âb-ı zemzem 1235 (1819)” yazılıdır.

Cevri Kalfa 1808 Yeniçeri İsyanı’nda, Topkapı Sarayı içerisinde merdiven başında durarak Şehzade Mahmud’u (Sultan II. Mahmud) öldürmeye gelenlerin gözlerine kızgın kül serpmiş ve şehzadenin kurtarılmasına yardımcı olmuştur. Sultan II. Mahmud padişah olduktan sonra Cevri Kalfa’yı Hazinedarbaşı yapmış, ölümünden sonra da bu sıbyan mektebi ile yanındaki çeşmesini Onun anısına yaptırmıştır.

Cevri Kalfa Sıbyan Mektebi, İstanbul sıbyan mektepleri arasında en büyük ölçüdeki yapıdır. XIX. yüzyıl ampir üslubunda yapılan bu mektep iki kattan meydana gelmiştir. Geniş ön cephesi ve on odalı olarak yapılmasından ötürü de 1858 yılında Kız Sanat Mektebi olarak kullanılmış, Cumhuriyet’in ilanından sonra 1929–1930 yılları arasında Devlet Basımevi’nin Matbaacılık Okulu olmuştur. Adliye Sarayı’nın 1932’de yanmasından sonra da Adliye tarafından kullanılmıştır. 1945-1946’da 59.İlkokulu olarak hizmet vermiş ve 1955–1956 yıllarında da Cevri Kalfa İlkokulu olarak kullanılmıştır. Cevri Kalfa İlkokulu’nun Sultanahmet’te ayrı bir binaya taşınmasından sonra da 1985 yılında Türk Edebiyat Vakfı’na tahsis edilmiştir.

Cevri Kalfa Sıbyan Mektebi’nin girişi yapının solunda olup, ortasında yer alan iki katlı yapının üzeri beş mermer konsol üzerine oturmuş bir çıkma şeklinde dışarıya taşmıştır. Bu bölümün üzeri kurşun kaplı ayna tonozla örtülmüştür. Tonozun üzerine de bir alem yerleştirilmiştir. Bu yapının sağ tarafına kademeli yuvarlak kemerli bir çeşme eklenmiştir. Çeşmenin hemen yanı başında üç katlı, pencere araları yassı plasterlerle birbirlerinden ayrılmış ikinci bir yapı bulunmaktadır. Bu bölüm Sultan II. Abdülhamid (1876–1909) döneminde buraya eklenmiştir.

Cevri Kalfa Sıbyan Mektebi Osmanlı devri mimarisinde yapılmış olan örneklerin sonuncusudur.


Sultanahmet Yapı Topluluğu Sıbyan Mektebi (Eminönü)

İstanbul Eminönü ilçesinde, Sultanahmet’te, Sultan I. Ahmed’in (1603–1617) 1609–1619 yıllarında yaptırmış olduğu yapı topluluğunun bir bölümünü oluşturan sıbyan mektebi Sedefkâr Mehmet Ağa tarafından h.1026 yılında tamamlanmıştır.

Sıbyan Mektebi caminin dış avlu duvarının köşesinde yer almaktadır. Köfeki taşından yapılmış olan mektebin zemin katında bir çeşme ile dükkânlar, üst katında da kare planlı dershane bölümü bulunmaktadır. Dershanenin dışa kapalı olan kuzey duvarının ortasına iki yanında birer niş bulunan ocak yerleştirilmiştir. Yapı güneydoğu ve güneybatı cephelerinde üçü altta, üçü de yukarıda olmak üzere altı pencere ile aydınlatılmıştır.

Sultanahmet’te 1912 yılında çıkan yangın sırasında harap olmuş, daha sonra restore edilmiştir. Günümüzde içten tavan, dıştan da kurşun kaplı kırma bir çatı ile örtülüdür. Orijinal durumunda yangın geçirmesinden ötürü kubbeli olup olmadığı bilinmemektedir.


Zeynep Sultan Sıbyan Mektebi (Eminönü)

İstanbul Eminönü ilçesi, Alemdar Caddesi üzerinde, Gülhane Parkı’nın karşısında Sultan III. Ahmed’in (1703–1730) kızı Zeynep Sultan tarafından Mimar Mehmet Tahir Ağa’ya 1769’da yaptırmış olduğu camisinin yanında sıbyan mektebi de bulunmaktadır.

Caminin batısında bulunan sıbyan mektebi, yanındaki medresenin bitişiğinde olup, önünde de XVIII.-XIX. yüzyıllara ait bir hazire bulunmaktadır. Sıbyan mektebi 1970 yılında yanındaki medrese ile birlikte yanmış, 1983 yılında da İstanbul Vakıflar Başmüdürlüğü tarafından onarılmış, bu arada cadde üzerindeki avlu duvarının içerisine alınmıştır. Uzun süre harap bir halde bulunan bu yapının içerisinde1988’den önce bazı kişiler barınıyordu. Onarımdan sonra Zeynep Sultan İlkokulu’nun dershanesi olarak kullanılmıştır.

Sıbyan mektebi barok üslupta bir yapı olup, önünde üç sütunlu, yuvarlak kemerli bir revak bulunan kare planlı bir yapıdır. İki katlı olan yapının alt katında onarım sırasında kırık mezar taşları ve serpuşlar çıkarılmıştır. Bugün burası Türkiye Anıtlar Derneği’ne tahsis edilmiştir.

Sıbyan mektebi ile yanındaki medrese arasındaki avlunun yuvarlak kemerli kapısı üzerinde de bir ayet yazılı kitabe bulunmaktadır. Sıbyan mektebinin ikinci katı kare planlı olup, giriş dışında kalan duvarları yuvarlak kemerli üçer pencere ile aydınlatılmıştır. Üzeri ahşap çatı ile örtülüdür.


Hacı Beşir Ağa Sıbyan Mektebi (Eminönü)

İstanbul Eminönü ilçesi, Alemdar Mahallesi’nde, İstanbul Valiliği’nin karşısında bulunan Hacı Beşir Ağa Külliyesi Sultan III. Ahmed (1703–1730) ve Sultan I. Mahmud (1730–1754) dönemlerinde Darüssaade Ağalığı yapmış olan Hacı Beşir Ağa tarafından 1744–1745 yıllarında yaptırılmıştır.

XIX. yüzyılın ilk yarısında onarılan bu külliyenin sıbyan mektebi caminin doğusunda yer almaktadır. Oldukça geniş ve yuvarlak kemerle avluya açılan bu yapı kare planlı olup, üzeri ayna tonozla örtülüdür. Güney ve doğuya doğru dörder pencere ile aydınlatılan dershane içerisinde bir de ocağı bulunmaktadır. Önündeki giriş eyvanının ise dershane olarak kullanıldığı sanılmaktadır.


Gedik Paşa Sıbyan Mektebi (Eminönü)

İstanbul Eminönü ilçesi, Mimar Hayrettin Mahallesi, Gedik Paşa Caddesi ile Cami Sokağı’nın birleştiği köşede bulunan Gedik Paşa Camisi ve Sıbyan Mektebi Divan Kâtibi Ali Efendi tarafından XVII. yüzyılda yaptırılmıştır.

Yanında bulunan Gedik Ahmet Paşa’nın hamamından ötürü de Gedik Paşa Camisi ve Sıbyan Mektebi olarak tanınmıştır. Cami ve sıbyan mektebi 1724 Gedik Paşa yangınında harap olmuş ve sonra Bedestani Hacı Ali tarafından onarılmıştır.

Sıbyan Mektebi caminin karşısında kesme taştan, kare planlı ve iki katlı olarak yapılmıştır. Alt kısmında dükkânlar bulunmakta olup, üst kat bütünüyle mektep olarak kullanılmıştır. XIX. yüzyıl mimari üslubunu yansıtan bu yapının alt katı dükkân, üst katı da imam evi olarak kullanılmaktadır.


Üsküplü Yahya Paşa Sıbyan Mektebi (Eminönü)

İstanbul Eminönü ilçesi, Kadırga Karakolu karşısında bulunan bu sıbyan mektebini Üsküplü Yahya Paşa h.912 yılında yaptırmıştır.

Sıbyan mektebi iki katlı, kesme taştan yapılmış olup, günümüze çok harap durumda gelebilmiştir. Kare planlı yapının üzeri sekizgen kasnaklı, tromplu bir kubbe ile örtülüdür. Sıbyan mektebinin kenarlarında altta dikdörtgen söveli, üstte de yuvarlak kemerli ikişer penceresi bulunmaktadır. Uzun süre basımevi olarak kullanılmış ve içerisi orijinal durumundan uzaklaşmıştır.


Kapı Ağası Sıbyan Mektebi (Eminönü)

İstanbul Eminönü ilçesi, Kapı Ağası Camisi’nin yanında bulunan sıbyan mektebini Kapı Ağası Mahmud Ağa 1553 yılında yaptırmıştır.

Sıbyan mektebi iki katlı, kare planlı olup, kesme taştan yapılmıştır. Kesme taş dizilerinin arasına tuğla hatıllar yerleştirilmiştir. Üzeri çatı ile örtülü olan sıbyan mektebi harap bir durumdadır.


Kâtip Sinan Sıbyan Mektebi (Eminönü)

İstanbul Eminönü ilçesinde, Gedik Paşa Akarçeşme Caddesi üzerinde bulunan bu yapının kitabesi bulunmadığından yapım tarihi kesinlik kazanamamıştır. İsmine dayanılarak Kâtip Sinan tarafından XVI. yüzyılda yaptırıldığı sanılmaktadır.

Sıbyan mektebi iki katlı olup, alt katı yuvarlak kemer ve tonozlar üzerine oturan ikinci katı taşımaktadır. Günümüze gelen üst kat sonradan yenilenmiş olduğundan orijinal şekli hakkında yeterli bilgi bulunmamaktadır. Avlu içerisindeki sıbyan mektebinin içerisi alt katında dikdörtgen söveli ikişer, üst katta da yuvarlak kemerli dörder penceresi ile aydınlatılmıştır.


Silahtar Ahmet Ağa Sıbyan Mektebi (Eminönü)

İstanbul Eminönü ilçesi, Gedik Paşa’dan Kadırga’ya inen Akarçeşme Caddesi üzerinde bulunan bu yapıyı Sultan Mustafa’nın silahtarı Mehmet Ağa 1671 yılında yaptırmıştır.

Yapı kesme taş ve tuğla hatıllı olarak dikdörtgen planlıdır. Arazi konumundan ötürü katlar önündeki eğimli yola uydurulmuştur. Sıbyan mektebinin uzun kenarlarında, alt sırada dikdörtgen söveli dörder, üst sırada da yuvarlak kemerli dörder pencereye yer verilmiştir. Kısa kenarlarında da aynı şekilde ikişer pencere dizisi bulunmaktadır. Üzeri ahşap çatı ile örtülü olan sıbyan mektebine yanındaki bahçeden basit bir kapı ile girilmektedir.


Atik Ali Sıbyan Mektebi (Eminönü)

İstanbul Eminönü ilçesi, Divanyolu Caddesi üzerinde Atik Ali Paşa Camisi’nin avlusunda bulunan bu yapıyı Hadım Ali Paşa h.902 (1509) yılında Atik Ali Paşa Külliyesinin bir bölümü olarak yaptırmıştır.

Atik Ali Paşa Hadım, Tavaşi, Şehit, Eski unvanları ile tanınmış, iki kez sadrazam olmuş ve 1511 yılında Şah Kulu İsyanı sırasında şehit edilmiştir. Ali Paşa’nın İstanbul, Edirne ve Mora’da çeşitli vakıfları bulunmaktadır.

Atik Ali Paşa Sıbyan Mektebi dikdörtgen planlı olup, aralarındaki bir sıra tuğla dizisinden meydana gelmiştir. Yapının Divanyolu Caddesi’ne bakan cephesine iki dükkân yerleştirilmiştir. Avlu içerisinden girilen sıbyan mektebinin üst katına bir merdivenle çıkılmaktadır. İkinci kat iki bölüm halinde olup, üzeri tonozlu bir kubbe ile örtülmüştür. Ancak, İstanbul Vakıflar Başmüdürlüğü tarafından bir süre lojman olarak kullanılmış ve içerisinin planı değiştirilmiştir. Günümüzde iyi bir durumdadır.


Merzifonlu Kara Mustafa Paşa Sıbyan Mektebi (Eminönü)

İstanbul Eminönü ilçesi, Çarşıkapı’da Divanyolu Caddesi üzerinde bulunan külliye, Sultan IV. Mehmet dönemi (1648–1687) Kaptan-ı Derya ve Sadrazamı Merzifonlu Kara Mustafa Paşa tarafından 1683–1690 yıllarında yaptırmıştır. Külliyenin dershanesi üzerindeki kitabeden öğrenildiğine göre, Merzifonlu Kara Mustafa Paşa’nın oğlu Ali Bey tarafından Mimar Hamdi’ye yarıda kalan külliyeyi yaptırmıştır.

Sıyan Mektebi yapı topluluğunun medresesinin güneyinde bulunmaktadır. Kesme köfeki taşı ve tuğladan dikdörtgen planlı olarak yaptırılmıştır. İki sıra tuğla dizisi ve bir sıra kesme köfeki taşından oluşan bir duvar işçiliği vardır. Üzeri ahşap çatı ile örtülmüştür. Sıbyan mektebinin güneydeki girişi önünde küçük bir avlusu vardır. Buradaki eğik durumdaki avlu duvarı üzerinde basık kemerli küçük bir kapı ile içeriye girilmektedir. Ayrıca sıbyan mektebinin avlu duvarı köşesi ile yapı topluluğunun avlu duvarı arasında tuğladan yuvarlak kemerli bir bağlantı yapılmıştır.

Sıbyan mektebinin güney ve doğu yönünde çift sıra pencerelere yer verilmiştir. Medrese avlusuna bakan batı cephesinde üç sıra kemerli pencere vardır. Alt sıra pencereler dikdörtgen söveli olup, üzerlerine tuğladan yuvarlak kemerler yerleştirilmiştir. Üst sıra pencereler yuvarlak kemerli ve alçı şebekelidir. Batı ve kuzey duvarlarında üçer dolap nişi bulunmaktadır. Yapının zemini altıgen tuğlalıdır. Son yıllarda medrese avlusuna bakan batı cephesinin ortasına da bir kapı açılmış olup orijinalinden uzaklaşmıştır.

İstanbul Vakıflar Başmüdürlüğü tarafından restore edilen sıbyan mektebi özel kişilere kiraya verilmiştir.


Çorlulu Ali Paşa Medresesi (Eminönü)

İstanbul Eminönü ilçesi, Divanyolu Caddesi üzerinde bulunan sıbyan mektebi Sultan II. Mustafa (1695–1703) ve Sultan III. Ahmed (1703–1730) döneminde sadrazamlık yapmış olan Çorlulu Ali Paşa tarafından 1707–1709 yılında yaptırılan külliyenin bir bölümünü oluşturmaktadır.

Kesme taş ve tuğladan kare planlı olan sıbyan mektebinin üzeri tonozla örtülüdür. Her kenarda alt ve üstte dikdörtgen söveli ikişer pencere ile aydınlatılmıştır. İstanbul Vakıflar Başmüdürlüğü tarafından restore edilmiş olup, günümüzde iyi durumdadır.


Sokullu Mehmet Paşa Sıbyan Mektebi (Eminönü)

İstanbul ili Eminönü ilçesi, Sultanahmet’ten Kadırga’ya inen yol üzerinde, Şehit Mehmet Paşa Yokuşu’nda, Su Terazisi Sokağı’nda bulunan Sokullu Mehmet Paşa Külliye’sinin bir bölümü olan sıbyan mektebi, külliye ile birlikte 1561 yılında Mimar Sinan’a yaptırılmıştır. Bu yapı aynı zamanda dershane olarak da kullanılmıştır.

Sıbyan mektebinin ilginç bir konumu olup, külliyenin yuvarlak kemerli avlu girişi üzerindedir. Sıbyan mektebine giriş avludan birkaç basamakladır. Kare planlı olan yapının üzeri tromplu bir kubbe ile örtülmüştür. Ön ve arka yüzlerinde, altta dikdörtgen söveli, üzerinde de yuvarlak kemerli alçı şebekeli ikişer penceresi bulunmaktadır.


Üçler Sıbyan Mektebi (Eminönü)

İstanbul ili Eminönü ilçesi, Sultanahmet Meydanı’nda İbrahim Paşa Sarayı’nın yanında bulunan bu yapıyı Defterdar Sadık Efendi yaptırmıştır. Kitabesi bulunmadığından yapım tarihi kesinlik kazanamamıştır. Yapı üslubundan XIX. yüzyılda yapıldığı sanılmaktadır.

Kesme taş ve tuğladan yapılan bu yapı, harap bir durumda olup, mimari özelliğini yitirmiştir.


Sultan II. Beyazıd Sıbyan Mektebi (Eminönü)

İstanbul ili Eminönü ilçesi, Beyazıt Meydanı’nda Sultan II. Beyazıd’ın (1481–1512) Şeyh Hamdullah tarafından yazılmış Arapça kitabesinden öğrenildiğine göre,1500–1505 yıllarında yaptırmış olduğu Beyazıd Külliyesi’nin bir bölümünü oluşturan Sıbyan Mektebi, caminin Kıble tarafında, hazirenin de yanında bulunmaktadır.

Sultan II. Beyazıd’ın düzenlediği vakfiyesinde “Yetim ve fakir çocuklara” şartı konulmuştur. Sıbyan mektebi 22 Temmuz 1507’de faaliyete geçmiştir. Zamanla harap bir durumda olan bu yapı İstanbul Vakıflar Başmüdürlüğü tarafından 1960 yılında onarılmış ve burada Hakkı Tarık Us Kütüphanesi açılmıştır.

Sıbyan mektebinin önünde dört sütunlu ve iki yan duvara dayalı bir sundurması bulunmaktadır. Kesme taş ve tuğla hatıllı olarak üzerleri kubbeli birbirine bitişik iki kare mekândan meydana gelmiştir. Bu mekânlardan sol taraftaki geniş bir eyvanla da dışarı açılmaktadır. Buradan ikinci kubbeli mekâna geçilmektedir. Asıl mektep görevini üstlenen bu mekânda bir ocak bulunmaktadır. Eyvanlı kanat Orta Asya Türk mimarisi örneklerini yansıtmaktadır. Yapı günümüze iyi bir durumda gelebilmiştir.


Yusuf Ağa Sıbyan Mektebi (Eminönü)

İstanbul ili Eminönü ilçesi, Cağaloğlu Yokuşu’nun başında, İstanbul Valiliği ile İstanbul Milli Eğitim Müdürlüğü’nün karşısında bulunan bu yapıyı Tersane Emini Yusuf Efendi yaptırmıştır. Günümüze gelemeyen ancak kaynaklardan öğrenildiğine göre burada bulunan bu yapı Darü’s-sıbyan olarak 1771–1773 yıllarında Hassa Başmimarı Mehmet Tahir Ağa tarafından yaptırılmıştır.

İki katlı, fevkani bir yapı olan sıbyan mektebinin alt katında muvakkithanesi bulunuyordu. Cağaloğlu Yokuşuna bakan köşesindeki küçük hazirede bulunan Hacı Yusuf Efendi ve ailesine ait mezarlar 1956 yılında yapılan onarım sırasında ortadan kaldırılmıştır.

Sıbyan mektebinin ikinci katı dışarıya taşkındır. İlk yapılışında taş dizileri ile desteklenen bu bölümün 1956 yılında yapılan onarım sırasında konsollarının arası doldurulmuştur. Yapı, batı ve güney cephelerinde dörder tane olmak üzere düz söveli pencerelerle aydınlatılmıştır. Bunların üzerinde sivri boşaltma kemerlerine yer verilmiştir. Sıbyan mektebine Ankara Caddesi yönündeki cepheden küçük bir kapı ile girilmektedir. Küçük bir giriş bölümünden sonra merdivenle ikinci kata çıkılmaktadır. Burası kare planlı olup, oldukça sade görünümdedir. Kuzey yönündeki iki adet büyük kemer eskiden var olan hazireye açılmaktadır. Üzeri kirpi saçaklı çift meyilli bir çatı ile örtülmüştür.

Bu yapı günümüzde Milli Eğitim Bakanlığı’nın kitap satış bürosu olarak kullanılmaktadır.


Kanuni Sultan Süleyman Sıbyan Mektebi (Eminönü)

İstanbul ili Eminönü ilçesi, Süleymaniye’de Kanuni Sultan Süleyman’ın (1520–1566) Mimar Sinan’a 1553–1557 yıllarında yaptırmış olduğu külliyenin bir bölümünü oluşturan Sıbyan Mektebi’nin vakfiyesinde şunlar yazılıdır:

“Sıbyan-ı fukara ve fukara-i sıbyana ikra-i Kur’an-ı mescid ve talim-i Furkan-ı Hamid maslehati içün bir mekteb-i azim-i dikleş ve darü’t-talim-i Vildan-ı mukim-i cennetveş.”

Bu vakfiyeden öğrenildiğine göre de her gün imaretten iki kez yemek verildiği gibi, yetimlere de yılda iki kez elbise verilmektedir. Ayrıca sıbyan mektebinde ders veren muallim (öğretmen) için “mücevvit ve mürettil-i gayri musamih (tecvit bilen, Kur’anı okuyan) vücuhu kıraate arif ve rüsun-i rivayete vakıf olacaktır” yazılıdır. Bu arada vakfiyede öğrenci sayısının en az 30 kişi olacağı da belirtilmiştir.

Sıbyan mektebi Süleymaniye Külliyesi’nin Evvel Medresesi’nin güneydoğusunda, bugünkü Tiryakiler Çarşısı’nda olup, kesme köfeki taşından 5.87x8.86 m. ölçüsünde, dikdörtgen planlıdır. Üzeri tonoz ve kubbe ile örtülmüştür. Ön kısmında üzeri saçaklı bir bölüme yer verilmiştir. Merdivenle çıkılan dershane bölümü içerisine dolap ve ocaklar yerleştirilmiştir. Sıbyan mektebinin zemin katında üzeri tonozlu bir mekân daha bulunmaktadır. Sıbyan mektebinin cephesinde alt katta dikdörtgen söveli dörder, üst katta da şebekeli yuvarlak kemerli iki penceresi bulunmaktadır.


Ahi Çelebi Sıbyan Mektebi (Eminönü)

İstanbul Eminönü ilçesi, Eminönü Unkapanı arasındaki caddenin deniz tarafında, Eski Yemiş İskelesi’nin yanında, Zindan Hanı’nın batısında, Yoğrtçu Sokağı ile Değirmen Sokağı’nın köşesindeki Ahi Çelebi Camisi’ne bitişik olan bu yapıyı Fatih Sultan Mehmet dönemi hizmetkârlarından Ahi Çelebi XVI. yüzyılda yaptırmıştır.

Ahi Çelebi, Mehmet bin Tabib Kemal Ahi Can Tebrizi olarak tanınmıştır. Fatih Sultan Mehmet, Sultan II. Beyazıd, Yavuz Sultan Selim ve Kanuni Sultan Süleyman devirlerinde yaşamıştır. Candaroğulları’nın hizmetinde bulunurken İstanbul’a gelmiş, Mahmutpaşa semtinde tabiplik yapmıştır. Daha sonra Fatih Darüşşifası’nda hekimbaşılık yapmıştır. Hac dönüşü 90 yaşından fazla iken 1524’te Mısır’da ölmüş ve İmam Şafi Türbesi’ne gömülmüştür. Kendisinin böbrek ve mesane taşları üzerine kitapları bulunmaktadır.
aLper isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Alıntı ile Cevapla
aLper
Açık Profil bilgileri
aLper nickli üyeye özel mesaj gönderin
aLper - Daha fazla Mesajını bul
Alt 01.09.09, 19:54   #28
aLper
Acı Cekmek Ruhun Fiyakasıdır
 aLper - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik tarihi: 31.03.08
Bulunduğu yer: DemLenmekden.
Yaş: 26
Mesajlar: 1,172
Tesekkür: 578
Tesekkür Aldı: 969
Tepki Gösterdi: 2
Tepki Aldı: 10
Tecrübe Puanı: 20
aLper has a reputation beyond reputeaLper has a reputation beyond reputeaLper has a reputation beyond reputeaLper has a reputation beyond reputeaLper has a reputation beyond reputeaLper has a reputation beyond reputeaLper has a reputation beyond reputeaLper has a reputation beyond reputeaLper has a reputation beyond reputeaLper has a reputation beyond reputeaLper has a reputation beyond repute
Standart

Sıbyan mektebi XVI. yüzyılda yapılmış olmasına rağmen XIX. yüzyıl özelliklerini yansıtmaktadır. Bu da daha sonraki yıllarda yenilenmiş olduğunu göstermektedir. İki katlı, kesme taştan yapılan sıbyan mektebinin alt katında dükkânlar bulunmaktadır. Üst katı çatı ile örtülü olup, caddeye yuvarlak kemerli ince uzun üçer pencere ile açılmıştır.


Cerrah İshak Kazgani Sadi Sıbyan Mektebi (Eminönü)

İstanbul ili Eminönü ilçesi, Kumkapı’da bulunan bu sıbyan mektebini XV. yüzyılda Cerrahbaşı İshak Çelebi yaptırmıştır.

Sıbyan mektebi kesme taş ve tuğladan tek katlı bir yapı olup, üzeri tromplu bir kubbe ile örtülmüştür. Kısa kenarındaki bahçe içerisinden bir hol ve dershaneden meydana gelen ana yapıya girilmektedir. Mektebin yanına bir de çeşme eklenmiştir. Günümüzde harap bir durumdadır.


Tavşantaşı Sıbyan Mektebi (Eminönü)

İstanbul Eminönü ilçesi, Kantarcılar Semti, Sabunhane Sokağı’ndaki Kepenekçi Sinan Camisi’nin yakınında bulunmaktadır. Abdullah Paşa’nın yaptırmış olduğu sıbyan mektebinin yapım tarihi bilinmemektedir. Yapı üslubundan XVIII. yüzyılda yapıldığı sanılmaktadır.

İki katlı sıbyan mektebi kesme taş ve tuğladan yapılmış, duvar örgüsünde bir sıra kesme taş, bir sıra tuğla kullanılmıştır. İkinci kat diş kesimi silmeleri ile dışarıya taşırılmıştır. Kare planlı olup, üzeri tromplu bir kubbe ile örtülmüştür.

Uzun süre marangoz atölyesi olarak kullanılan bu yapı bir giriş holü ve bir de dershaneden meydana gelmiştir.


Recai Efendi Sıbyan Mektebi (Eminönü)

İstanbul Eminönü ilçesi Molla Hüsrev Mahallesi, Kovacılar Caddesi’nde bulunan bu sıbyan mektebini Sultan III. Mustafa (1757–1774) dönemi Reisülküttaplarından Recai Mehmet Efendi 1775 yılında yaptırmıştır.

Sıbyan mektebi iki katlı olup, kesme taş ve tuğladan rokoko üslubunda yapılmıştır. Zemin katı mermerle kaplanmış olup, bu cepheye giriş kapısı çeşmeler ve sebil yerleştirilmiştir. Ayrıca birinci katta mermer söveli pencereleri olan dershaneye yer verilmiştir. Giriş kapısından sonra karşılaşılan koridorun sağında tonozlu bir sebil odası ve bunun içerisinde de bir çeşme vardır.
Yapının üzeri tromplu bir kubbe ile örtülmüş, Kovacılar Caddesi’ne bakan cephesine de dikdörtgen mermer söveli dört pencere yerleştirilmiştir. Bu pencereler üzerinde tuğladan boşaltma kemerlerine yer verilmiştir. Giriş kapısı üzerinde ve sebildeki yazılar devrin ünlü hattatı Yesari Mahmud Efendi’ye aittir.

Üst kat yalnızca dershaneye ayrılmıştır. Sıbyan mektebinin cephe düzeni zemin kattaki sebile göre uyarlanmıştır. Sıbyan mektebi ve sebil uzun süre imalathane ve depo olarak kullanılmış, 1970 yılında restore edilmiştir.


Şehzadebaşı Sıbyan Mektebi (Eminönü)

İstanbul ili Eminönü ilçesi, Şehzadebaşı’nda Kanuni Sultan Süleyman’ın (1520–1566) oğlu Şehzade Mehmet anısına yaptırmış olduğu külliyenin yapımına 1543 yılında başlanmış ve 1548 yılında da tamamlanmıştır. Külliyenin bir bölümünü oluşturan sıbyan mektebi caminin dış avlusunun güneyinde, imaretin yanında yer almaktadır.

Sıbyan mektebi kesme taştan, kare planlı olup, üzerini 7.50 m. çapında bir kubbe örtmektedir. Önündeki ahşap saçaklı, revaklı bir girişten dershane kısmına girilmektedir. Dershane içerisinde bir de ocak bulunmaktadır. Uzun süre İstanbul Üniversitesi matbaası olarak kullanılan bu yapının içerisinde bir takım değişiklikler yapılmıştır. Giriş revakı günümüze gelememiş, giriş kapısı kapatılmış ve güney cephesinin pencere düzeni değiştirilmiştir.

Fotoğraf: [Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...] adresinden alınmıştır.

Kaptan İbrahim Paşa Sıbyan Mektebi (Eminönü)

İstanbul Eminönü ilçesinde, Beyazıt İstanbul Üniversitesi’nin Süleymaniye girişinin karşısında bulunan sıbyan mektebini Kaptan İbrahim Paşa 1525 yılında cami, sebil, imaret ve hamamla birlikte yaptırmıştır.

Kesme taş ve tuğladan kare planlı olarak yapılan sıbyan mektebi iki katlı idi. Günümüzde üst katı yıkılmış ve yalnızca alt katı kalmış, orijinalliği de büyük ölçüde değişime uğramıştır.


Şebsefa Kadın Sıbyan Mektebi (Eminönü)

İstanbul Eminönü ilçesi, Atatürk Bulvarı’nda Hacı Kadın Caddesi üzerinde bulunan sıbyan mektebi cami ile birlikte Sultan I. Abdülhamid’in (1774–1789) altıncı kadını Fatma Şebsefa Hatun tarafından 1787 yılında yaptırılmıştır.

Şebsefa Hatun cami ve sıbyan mektebi ilk yapılışında yüksek bir set üzerinde bulunuyordu. Ancak, sonradan yapılan çevre düzenlemeleri sonucunda cadde kotunun altında kalmış ve orijinalliğinden kısmen uzaklaşmıştır. Caminin avlusunda bulunan sıbyan mektebi 1805 tarihli vakfiyesine göre kız ve erkek çocukların ders gördüğü bir okuldu. Uzun yıllar boş kalmış olan bina günümüzde Şebsefa Hatun Camisi Koruma ve Güzelleştirme Derneği’nce kullanılmaktadır.

Günümüzde cadde seviyesinin altında kalmış olan sıbyan mektebinin zemin katında dükkânlar bulunuyordu. Kesme taş ve iki sıra tuğla örgülü yapı tek katlı, dikdörtgen planlıdır. Taş kemerli bir kapı ile içerisine girilen girişin solunda dershane bulunmaktadır. Tonoz örtülü dershane üç cepheye açılmış pencerelerle aydınlatılmıştır. Cephenin sağına tuğladan bir kuş evi yerleştirilmiştir.


Koca Ragıp Paşa Sıbyan Mektebi (Eminönü)

İstanbul ili Eminönü ilçesi, Ordu Caddesi’nde bulunan Koca Ragıp Paşa Külliyesi kütüphane, sebil, çeşme, türbe, dükkânlar, hazire ve sıbyan mektebinden meydana gelmiştir. Bu yapı topluluğu Koca Ragıp Mehmet Paşa (1699–1763) tarafından 1762 yılında yaptırılmıştır.

Sıbyan mektebi kesme taş ve tuğladan dikdörtgen planlı olup, üzeri biri büyük olmak üzere sekiz tonozla örtülmüştür. Cephe görünümünde tuğla ve taş örgüler birer sıra olmak üzere almaşık düzende işlenmiştir. Külliyenin avlusundan merdivenle çıkılan sıbyan mektebi Ragıp Paşa Kütüphanesi kapanıncaya kadar okuma salonu olarak kullanılmıştır. Dış cephe görünümünde ortadaki mermer söveli, yuvarlak kemerli giriş kapısının üzerine kitabe yerleştirilmiştir. İki yanında yuvarlak kemerli ikişer dükkân bulunmaktadır. Cephe görünümünde, ikinci katta altı adet dikdörtgen söveli penceresi olup, tuğladan yuvarlak boşaltma kemerleri bunların üzerine yerleştirilmiştir. Bu pencerelerin belirli bir sistemde yerleştirilmemesi yapımından sonraki dönemlerde yenilendiğini göstermektedir.


Ebû’s-Suud Efendi Sıbyan Mektebi (Eyüp)


İstanbul ili Eyüp ilçesinde, Cami-i Kebir Caddesi üzerinde bulunan sıbyan mektebinin yapılış tarihi bilinmemektedir. Önündeki hazirede bulunan en eski mezar taşı 1562 tarihlidir. Buna dayanılarak sıbyan mektebinin XVI. yüzyılın ilk yarısında yapıldığı sanılmaktadır. Banisi Şeyhülislam Ebû’s-Suud Efendi’dir.

Sıbyan mektebi tuğla hatıllı kesme taştan, dikdörtgen planlı yapılmış, üzeri ahşap, geniş saçaklıklı bir çatı ile örtülmüştür. Bu yapı İstanbul Vakıflar Başmüdürlüğü’nce 1957 yılında Y.Mimar Vasfi Egeli tarafından restore edilmiştir.


Hatice Sultan Sıbyan Mektebi (Eyüp)

İstanbul ili Eyüp ilçesi, Ayvansaray Yavedüt Caddesi üzerinde, İstanbul surlarının önünde bulunan bu sıbyan mektebini, Sultan IV. Mehmed’in kızı Hatice Sultan 1711 yılında cami, sebil, çeşme ve türbe ile birlikte yaptırmıştır.

Sıbyan mektebi iki katlı olup, kesme taş ve tuğladan yapılmıştır. Duvar örgüsünde bir sıra kesme taş, bir sıra tuğla dizisi kullanılmıştır. Dikdörtgen planlı olan mektebin üzeri ahşap bir çatı ile örtülmüştür. Cephesinde dikdörtgen söveli altı penceresi bulunmakta olup, bunların üzeri tuğladan sağır boşaltma kemerleri ile tamamlanmıştır. Cephedeki tuğla saçağının izleri görülmektedir. Arkası surlara bitişiktir.


İdris-i Bitlisi (Ali Ağa) Sıbyan Mektebi (Eyüp)

İstanbul ili Eyüp ilçesi, İdrisköşkü Caddesi’nde, Nakilbent Hasan Ağa Türbesi ile çeşmesinin yanında bulunan bu sıbyan mektebinin kitabesi bulunmadığından yapım tarihi kesinlik kazanamamıştır. Kesin olmamakla beraber İdris-i Bitlisi tarafından yaptırılmıştır. İdris-i Bitlisi Sultan IV. Murad (1623-1640) dönemi Mirahur-ı Evveli olup, 1626 tarihinde attan düşerek ölmüştür. Ali Ağa ve ailesinin mezarları sıbyan mektebinin arkasında yer almaktadır.

Kemerli bir kapıdan girilen avludan merdivenle sıbyan mektebine çıkılmaktadır. Kesme taştan dikdörtgen planlı olarak yapılan sıbyan mektebinin üzeri ahşap çatı ile örtülmüştür. İki katlı yapının alt pencereleri dikdörtgen mermer şebekelidir. Üst sıra pencereleri yuvarlak kemerlidir.


İskender Bey Sıbyan Mektebi (Eyüp)

İstanbul ili Eyüp ilçesinde, Zal Paşa Caddesi’nde Mihrişah Sultan Türbe ve mektebinin arasındaki set üzerinde idi. Günümüze gelemeyen sıbyan mektebi 1800 yılında yıktırılmış ve önüne Mihrişah Sultan mektep ve sebili yaptırılmıştır.


Mihrişah Valide Sultan Mektebi (Eyüp)

İstanbul Eyüp ilçesi, Bostan İskelesi Sokağı’nda Pertev Paşa Türbesi ile Mihrişah Valide Sultan Türbesi’nin karşısında bulunan bu sıbyan mektebi günümüzde mezarlığın içerisinde kalmıştır. Sıbyan mektebi karşısındaki imaret, türbe ve sebil ile birlikte 1795 yılında yaptırılmıştır.

Sıbyan mektebinin giriş kapısı Ferhat Paşa Haziresinin arkasında olup, kemerli kapısı üzerinde kitabesi bulunmamaktadır. Bu yapı içerisinde barınan bir ailenin 1970 yılında neden olduğu bir yangında yanmıştır. Günümüzde harap bir durumdadır.

Kare planlı, tek katlı olan sıbyan mektebi bir sıra kesme taş, bir sıra tuğladan yapılmış olup, üzeri ahşap çatı ile örtülü idi. Cephesinde dikdörtgen söveli demir parmaklıklı beş penceresi bulunmaktadır.

Sıbyan mektebi içerisinde bulunan kitaplığı Eyüp Hüsrev Paşa Kütüphanesi’ne, 1965 yılında da Süleymaniye Kütüphanesi’ne götürülmüştür.


İslam Bey Sıbyan Mektebi (Eyüp)

İstanbul Eyüp ilçesi, İslam Bey Mektebi Sokağı ile Ayten Sokağı arasındadır. İslam Bey Camisi ile birlikte 1519–1520 yıllarında İslam Bey tarafından yaptırılmıştır.

Sıbyan mektebi yığma taş ve tuğla hatıllı olarak tek katlı bir yapıdır. Üzeri ahşap bir çatı ile örtülmüştür. Ön tarafında küçük bir avlusu bulunan bu yapı günümüzde harap bir durumdadır.


La’lizade Abdülbaki Efendi Sıbyan Mektebi (Eyüp)

İstanbul ili Eyüp ilçesi, Kalenderhane Caddesi üzerinde bulunan bu yapının kitabesi bulunmamakla beraber La’lizade Abdülbaki Efendi tarafından türbe ile birlikte 1743’te yaptırıldığı bilinmektedir.

Türk mu*****inin ünlü bestekârlarından Zekai Dede Efendi eğitimini bu mektepte yapmış, babası İmam Süleyman Efendi de burada Hüsn-ü Hat dersleri vermiştir. Zekai Dede’nin amcası Hoca İbrahim Zühtü Efendi de burada ders vermiştir.

Sıbyan mektebi kesme taş ve tuğladan kare planlı bir yapı olup, üzeri sekizgen kasnaklı kiremitli bir kubbe ile örtülmüştür. Sıbyan mektebinin üç cephesinde dikdörtgen söveli üçer penceresi bulunmaktadır. Kıble tarafına bir de mihrap yerleştirilmiştir. Sıbyan mektebinin önünde küçük bir de haziresi vardır.


Ramazan Ağa Sıbyan Mektebi (Eyüp)

İstanbul Eyüp ilçesi, Zal Paşa Caddesi üzerinde bulunan bu sıbyan mektebini Sekbanbaşı Ramazan Ağa 1586 yılında yaptırmıştır.

Sıbyan mektebi kare planlı olup, iki katlıdır. Üzeri ahşap bir çatı ile örtülmüştür. Bir sıra kesme taş ve bir sıra tuğladan meydana gelen bir duvar işçiliğine sahiptir. İçerisinde haziresi de bulunan bir avludan taş bir merdivenle doğrudan doğruya ikinci kattaki dershane bölümüne çıkılmaktadır.

Sıbyan mektebinin kitabesini Sâ’i Mustafa Çelebi yazmıştır:
“Hamdülillâh Ramazan Ağa Ser sekbânân
İtdi bu cây ola nâlan ü kıraat
Mekteb ve meşhedi târihin didi Sâ-i
Yaydı bu mekteb-i bâlâyı Ser Sekbânân
Fatiha 994 (1586).”


Rami Mehmet Paşa Sıbyan Mektebi (Eyüp)

İstanbul Eyüp ilçesi, Eyüp Nişancası’nda, Nişanca Mustafa Paşa Camisi’nin yanında bulunan sıbyan mektebini Sadrazam Mehmet Paşa yaptırmıştır. Rami Mehmet Paşa’nın 1701 tarihli vakfiyesi bulunduğundan kitabesi olmayan bu sıbyan mektebinin de bu tarihten önce yapıldığı sanılmaktadır.

Sıbyan mektebi bir sıra kesme taş ve bir sıra tuğladan iki katlı olarak yapılmıştır. Zemin katında yuvarlak kemerli iki dükkân ile bir de çeşmesi bulunmaktadır. Yapının cadde tarafında dört, sağ tarafında bir, sol tarafında da mermer dikdörtgen söveli iki penceresi vardır. Bu pencerelerin üzerleri tuğla sağır kemerlerle tamamlanmıştır. Üzeri ahşap çatı ile örtülmüştür. Restore edilen bu yapı çocuk kütüphanesi olarak kullanılmaktadır.


Şah Sultan Sıbyan Mektebi (Eyüp)

İstanbul ili Eyüp ilçesi, Defterdar Caddesi üzerinde, Şah Sultan Türbesi’nin yanındaki sebilin üzerindedir. Bu sıbyan mektebinin bulunduğu yerde daha önce İskender Bey’in sıbyan mektebi ile mescidi bulunuyordu. Bugünkü yapı 1800 yılında yaptırılmıştır.

İki katlı olan sıbyan mektebi kesme taş ve tuğladan yapılmıştır. Alt kısımdaki bir galeri üzerine kemerler üzerine oturtulmuştur. Daha sonra sıbyan mektebi yanındaki avluya doğru genişletilmiş ve dışarıya taşkın kısımları mermer sütunlar üzerine oturtulmuştur. Yan taraftan taş bir merdivenle doğrudan doğruya ikinci kattaki dershane kısmına çıkılmaktadır. Alt kısımda ise türbedar ve hizmetlilerin odaları bulunmaktadır.

Sıbyan mektebinin caddeye ve Zal Mahmut Paşa Haziresi’ne bakan cephelerinde mermer dikdörtgen söveli dörder penceresi vardır. Ayrıca cadde tarafındaki pencerelerin üzerine bir de kuş köşkü yerleştirilmiştir.


Amcazade Hüseyin Paşa Sıbyan Mektebi (Fatih)

İstanbul ili Fatih ilçesi, Saraçhanebaşı’nda, Mimar Ayas Mahallesi’nde Sultan II. Mustafa (1695–1703) devri sadrazamı Amcazade Hüseyin Paşa’nın 1697–1702 yılları arasında yaptırmış olduğu dershane-mescit, kütüphane, on altı medrese hücresi, sebilden meydana gelen külliyesinin bir bölümünü de sıbyan mektebi oluşturmaktadır.

Sıbyan mektebi tuğla hatıllı kesme taştan dikdörtgen planlı bir yapıdır. Cadde üzerindeki dört dükkân üzerine fevkâni olarak yapılmıştır. Külliyenin diğer yapıları ile bağlantısı bulunmayan sıbyan mektebinin avluya bakan kısmı yekpare köfeki taşındandır. Orijinal yapımı ile günümüze gelemeyen sıbyan mektebi 1896 depreminde yıkılmış ve yeniden yapılmıştır. Sıbyan mektebine cephedeki dükkânların ortasında bulunan yarım daire kemerli bir kapıdan, üzeri basık tonozlu bir dehlize girilmektedir. Buradaki iç avludan 18 basamaklı bir merdiven ile teras şeklindeki bir sahanlığa çıkılmaktadır. Amcazade Hüseyin Paşa Külliyesi’nin diğer yapılarına bakan bu sahanlıktan yuvarlak kemerli bir kapı ile sıbyan mektebinin birinci bölümüne geçilmektedir. Son onarım sırasında tamamen yenilenen bu bölümün bir köşesinde dikkati çeken başlangıç kemerlerine dayanılarak üzerinin kubbe ile örtülü olduğu anlaşılmaktadır. Bu bölüm ikisi sahanlığa, ikisi de önündeki sokağa açılan dört pencere ile aydınlatılmıştır. Buradan bir bölme duvarındaki kapıdan diğer bölüme geçilmektedir. Öğrencilerin ders gördükleri bu bölüm 6.50x6.50 m. ölçüsünde kare planlı olup, üzeri sekizgen kasnağa oturtulmuş kenarları silmeli pandantifli bir kubbe ile örtülüdür. Bu bölüm sokağa üç, sahanlığa da dikdörtgen söveli bir pencere ile açılmaktadır. İçerisine dıştan sekiz kenarlı bacası bulunan bir de ocak yerleştirilmiştir.

Sıbyan mektebi depremde zarar görerek yenilendiğinden orijinal bezemesinin olup olmadığı bilinmemektedir. Yalnızca iki odayı birbirinden ayıran bölme duvarı üzerinde XIX. yüzyılın ikinci yarısında stilize edilmiş Muhammed yazısı bulunmaktadır.

Sıbyan mektebinin avluya bakan yan duvarı üzerine, burayı hareketlendirmek için iki kuş köşkü yerleştirilmiştir. Mektebin zemin katındaki dört dükkân, Amcazade Hüseyin Paşa vakfiyesinde, “dört kıta kâgir dükkân” olarak belirtilmiştir. Bu dükkânların her birinin altında kendilerine özgü mahzenleri bulunduğu belirtilmişse de bunlar günümüzde kullanılmamaktadır. Büyük olasılıkla bunlar sıbyan mektebinin yenilenmesi sırasında kapatılmıştır.


Şah-ı Huban Hatun Sıbyan Mektebi (Fatih)

İstanbul ili Fatih ilçesi, Vatan Caddesi yakınında, Oğuzhan Caddesi ile Guraba Caddesi’nin kesiştiği köşede bulunan sıbyan mektebi, yanındaki türbe ile birlikte Sultan III. Murad’ın (1574–1595) eşlerinden Şah-ı Huban Hatun tarafından yaptırılmıştır. Mimar Sinan’ın eseridir. Kitabesi bulunmadığından yapı üslubundan 1575–1580 yılları arasında yapıldığı sanılmaktadır.

Sıbyan mektebi kesme taştan, dikdörtgen planlı ve tek katlıdır. Yan yana iki odadan meydana gelen yapının her bölümünün üzeri pandantifli birer kubbe ile örtülüdür. Avlu içerisindeki sıbyan mektebinin avluya yönelik güney cephesi dışında kalan bütün duvarlarına simetrik pencereler yerleştirilmiştir. Bu pencereler klasik üslupta, dikdörtgen söveli olup, üzerlerine sivri boşaltma kemerleri yerleştirilmiştir. Giriş kısmında iki ahşap direğin taşıdığı düz, ahşap çatılı bir revak bulunmaktadır.

Sıbyan mektebinin güneybatısında Şah-ı Huban Hatun’un türbesi bulunmaktadır.


Zembilli Ali Efendi Sıbyan Mektebi (Fatih)

İstanbul ili Fatih ilçesi, Zeyrek İtfaiye Caddesi ile İbadethane Sokağı’nın kesiştiği yerde bulunan Zembilli Ali Efendi Sıbyan Mektebi XVI. yüzyılda Zembilli Ali Efendi tarafından yaptırılmıştır.

İstanbul’un fethinden sonra sekizinci şeyhülislam olan Zembilli Ali Efendi’nin mezarı da mektebin haziresi içerisindedir. Lahdinin yanındaki kitabeden de 1525 yılında da öldüğü anlaşılmaktadır.

Sıbyan mektebi kesme taştan kare planlı olarak yapılmış, üzeri sekizgen kasnaklı bir kubbe ile örtülmüştür. Son onarım sırasında kubbe kurşun taklidi beton ile kapatılmıştır. Kasnak ana duvarlardan içeriye doğru çekilmiş ve böylece yapı kademeli bir görünüm almıştır. Saçak seviyesi de kalın taş silmelerle çepeçevre kuşatılmıştır. Ana yapıyı örten kubbe pandantifli olup, kasnağın içerisine dört ayrı yöne açılan yuvarlak pencereler yerleştirilmiştir. Yapının duvarları sivri boşaltma kemerli dikdörtgen sövelidir. Bunun üzerindeki ikinci kat pencereleri alçı şebekelidir. Sıbyan mektebinin giriş kapısı basık kemerli ve mermer sövelidir. Giriş kapısı üzerine içerisi boş bir kitabe panosu yerleştirilmiştir. İç mekânda giriş kapısının karşısına bir ocak yerleştirilmiş, duvarlara da derin nişler halinde kitap rafları yapılmıştır.

Sıbyan mektebi üç yönden avlu duvarlarının içerisine alınmıştır. Avlunun sağ tarafında Zembilli Ali Efendinin mezarının da bulunduğu haziresi vardır.


Sultan Selim Sıbyan Mektebi (Fatih)

İstanbul Fatih ilçesi, Çarşamba’da Yavuz Sultan Selim Camisi’nin girişinde bulunan bu sıbyan mektebini Yavuz Sultan Selim’in babası Kanuni Sultan Süleyman tarafından 1522 yılında yaptırmıştır.

Sultan Selim külliyesinin avlu girişinde bulunan, kesme taş ve tuğladan yapılmış olan sıbyan mektebinin duvarlarında bir sıra taş, bir sıra tuğla kullanılmıştır. Kare planlı yapının üzeri sekizgen kasnaklı bir kubbe ile örtülmüştür. Giriş kısmında üç baklava başlıklı sütunun taşıdığı ahşap bir sundurma bulunmaktadır. Sıbyan mektebi altlı üstlü iki sıra pencere ile aydınlatılmıştır. Alt sıradaki pencereler dikdörtgen söveli olup, üst sıradakiler yuvarlak kemerli ve alçı şebekelidir. Giriş kapısının bulunduğu duvarda sundurmadan ötürü üst sıra pencerelere yer verilmemiştir.

Sıbyan mektebi 1918 yılında yangından zarar görmüş, 1960’lı yıllarda restore edilmiştir.


Haseki Sıbyan Mektebi (Fatih)

İstanbul Fatih ilçesi, Haseki semtinde bulunan bu sıbyan mektebi Haseki Hürrem Sultan tarafından 1538–1551 yıllarında yaptırılmış olan külliyenin bir bölümünü oluşturmaktadır. Bu yapı külliyenin mimarı Mimar Sinan tarafından yapılmıştır.

Kesme taştan dikdörtgen planlı olan yapının üzeri sonraki dönemlerde kubbeden çatıya dönüştürülmüştür. Avlu içerisindeki sıbyan mektebinin duvarlarına altlı üstlü dörder pencere açılmıştır.


Bayrampaşa Sıbyan Mektebi (Fatih)

İstanbul Fatih ilçesi, Haseki’de Cerrahpaşa ile Keçi Hatun mahalleleri arasında, Haseki Külliyesi’nin yanında yer alan bu sıbyan mektebi yapı topluluğu ile birlikte Vezir-i Azam Bayram Paşa tarafından 1634–1635 yıllarında yaptırılmıştır. Yapı topluluğunun mimarı Kasım Ağa’dır.

Sıbyan mektebi günümüze gelememiştir.


Ahmet Paşa Sıbyan Mektebi (Fatih)

İstanbul ili Fatih ilçesi Cerrahpaşa ile Davutpaşa iskelesi arasında, Yokuşçeşme Sokağı’nda bulunan bu yapıyı XIX. yüzyılda Ahmet Paşa yaptırmıştır.

İki katlı, kesme taştan, üzeri ahşap çatı ile örtülü olan bu sıbyan mektebine arazi konumundan ötürü dışarıdan taş bir merdivenle çıkılmaktadır. Uzun süre polis karakolu olarak kullanılmış olup, orijinalliğinden oldukça uzaklaşmıştır.


Naz Perver Kalfa Sıbyan Mektebi (Fatih)

İstanbul ili Fatih ilçesi, Davutpaşa iskelesinde, Samatya Caddesi üzerinde bulunan, Sultan III. Selim’in (1789–1807) kalfası olan Naz Perver Kalfa sıbyan mektebi’ni h.1207 (1792) tarihinde Naz Perver Kalfa tarafından yaptırılmış olup, günümüze iyi bir durumda gelebilmiştir.

Dikdörtgen planlı, iki katlı, iki sıra tuğla bir sıra kesme taştan yapılmış olan yapının üzeri tonoz bir çatı ile örtülüdür. Sıbyan mektebinin birinci katı ile ikinci katı pencere kemerlerinin hizasından dışarıya taşırılmış olan düz bir silme çepeçevre yapıyı dolanmaktadır. Pencerelerin üzerleri hafifletme kemerleri ile hareketlendirilmiştir. Yapının kuzey cephesinin alt kısmı sağır olarak bırakılmıştır.

Mektebin güneydoğusunda avluya açılan barok üslupta gösterişli yuvarlak kemerli giriş kapısı ile avluya girilmektedir. Giriş kapısı yanında XVIII. yüzyılın sonlarına ait barok üslupta bir çeşmeye yer verilmiştir. Sıbyan mektebinin tüm cephesini kaplayan bu çeşmenin üzerinde Şair Sururi Osman Efendi’nin kitabesini Sümbülzade Vehbi Efendi yazmıştır.

Sıbyan mektebinin batısında küçük bir de haziresi bulunmaktadır. Uzun süre özel kişiler tarafından kullanılan bu yapı günümüzde Romatizma Vakfı tarafından kullanılmaktadır.


Yusuf Paşa Sıbyan Mektebi (Fatih)

İstanbul ili Fatih ilçesi, Aksaray’da Hekimoğlu Ali Paşa Caddesi’nin başında bulunan bu yapı h.1126 yılında Yusuf Paşa tarafından yaptırılmıştır.

Sıbyan mektebi kareye yakın dikdörtgen planlı olup, kesme taştan iki katlı olarak yapılmıştır. Zemin katı iki yuvarlak tonoz kemer üzerinde üst katı taşımaktadır. Kirpi saçaklı ve tonozla örtülü olan sıbyan mektebinin önündeki caddeye dikdörtgen söveli iki, iki yanda da birer pencere ile açılmıştır.

Sıbyan mektebi uzun süre depo olarak kullanılmıştır.


Şah-u Ban Kadın Sıbyan Mektebi (Fatih)

İstanbul ili Fatih ilçesi, Vatan Caddesi yakınında, Oğuzhan Caddesi ile Guraba Caddesi’nin kesiştiği köşede bulunan sıbyan mektebi ile yanındaki türbe Sultan III. Murad’ın (1574–1595) eşlerinden Şah-ı Huban Hatun tarafından yaptırılmıştır. Kitabesi bulunmadığından yapım tarihi kesinlik kazanamamış, ancak Mimar Sinan tarafından 1575–1580 yılları arasında yapıldığı sanılmaktadır.

Sıbyan mektebi kesme taştan, tek katlı ve dikdörtgen planlı bir yapıdır. İki odadan meydana gelen yapının odaları ayrı ayrı kubbelerle örtülmüştür. Avluya bakan güney cephesi dışında kalan cepheler dikdörtgen söveli simetrik olarak yerleştirilmiş pencerelerle dışarıya açılmıştır. Bu pencerelerin üzerlerinde sivri boşaltma kemerlerine yer verilmiştir. Sıbyan mektebinin giriş kısmında iki ahşap direğin taşıdığı, düz ahşap çatılı bir revak bulunmaktadır.

Bu yapı günümüzde dispanser olarak kullanılmaktadır. Sıbyan mektebinin güneybatısında da Şah-ı Huban Hatun’un türbesi bulunmaktadır.


Pir Mehmet Çelebi Sıbyan Mektebi (Fatih)

İstanbul ili Fatih ilçesi, Hırka-i Şerif Camisi’nin karşısında bulunan bu sıbyan mektebi Pir Mehmet Paşa tarafından yaptırılmıştır. Yapının yapım tarihi bilinmemektedir. XIX. yüzyılın ikinci yarısında yaptırıldğı sanılmaktadır.

Sıbyan mektebi iki katlı bir yapı olup, diğer sıbyan mekteplerinden ahşap oluşu ile ayrılmaktadır. Dikdörtgen planlı yapının üzeri ahşap bir çatı ile örtülüdür. Uzun süre konut olarak kullanılmasından ötürü orijinalliğini büyük ölçüde yitirmiştir.


İsmail Efendi Sıbyan Mektebi (Fatih)

İstanbul ili Fatih ilçesi, Çarşamba Tevhi-i Cafer Mahallesi Manyasi Caddesi’nde bulunan bu sıbyan mektebi İsmail Efendi Camisi’nin giriş kapısı üzerinde yer almaktadır.

Şeyhülislâm İsmail Efendi’nin 1723 yılında yaptırdığı bu yapı kesme taş ve tuğladan yapılmıştır. Giriş kapısı üzerinden taş konsollarla dışarıya taşırılmış olup, kare planlı ve ahşap çatılıdır. Cadde üzerine mermer söveli, tuğladan boşaltma kemerleri ile açılmaktadır. Günümüzde restore edilmiş olan yapı meşruta olarak kullanılmaktadır.


Tercüman Yunus Sıbyan Mektebi (Fatih)

İstanbul Fatih ilçesi, Draman semtinde, Derviş Ali Mahallesi, Draman Caddesi, Tercüman Yunus Sokağı’nda bulunan bu sıbyan mektebi, Draman Külliyesi’nin bir bölümünü oluşturmaktadır. Bu yapı topluluğu Kanuni Sultan Süleyman döneminde saray tercümanlarından Yunus Bey tarafından 1541 yılında yaptırılmıştır.

Sıbyan mektebi caminin kıble yönünde yer almaktadır. Kare planlı küçük bir yapı olup, üzeri içten pandantifli, dıştan sekizgen kasnaklı bir kubbe ile örtülmüştür. Düzgün kesme taştan yapılan sıbyan mektebinin camiye yönelik cephesinde dörder penceresi vardır. Giriş kapısı önünde bulunduğu sanılan ahşap sundurma günümüze gelememiştir.

Yapıda 1970’li yıllarda caminin onarımı sırasında bazı tadilatlar yapılmış ve orijinalliğinden uzaklaşmıştır.


Balâ Sıbyan Mektebi (Fatih)

İstanbul Fatih ilçesi, Silivrikapı’da Veliedi Karabaş Mahallesi’nde, Tekke Maslağı ile Balâ Sokağı’nda bulunan bu sıbyan mektebi, İstanbul’un fethine katılmış Topçubaşı Balâ Süleyman Ağa tarafından 1453–1457 yıllarında yaptırmış olduğu külliyenin bir bölümünü oluşturmaktadır.

İki katlı yapı değişik dönemlerde yapılan onarımlarla özelliğini büyük ölçüde yitirmiştir. Ampir üslubunda yapılmış olan ve oldukça sade cephe tasarımını yansıtan sıbyan mektebi moloz taş ve tuğladan yapılmıştır. Dikdörtgen kesme taş söveli pencerelerinin üzerinde basık hafifletme kemerleri bulunmaktadır. Cephesi üzerinde Sultan II. Abdülhamid’in onarımını gösteren 1905 tarihli bir kitabeye yer verilmiştir.

Uzun süre yanındaki ilkokulun dershanesi olarak kullanılmıştır.


Gazi Ahmet Paşa Sıbyan Mektebi (Fatih)

İstanbul ili Fatih ilçesi, Topkapı’da Gazi Ahmet Paşa Camisi’nin yanında bulunan bu mektebi Sadrazam Kara Ahmet Paşa h.979 yılında yaptırmıştır.

Moloz taş ve tuğladan, dikdörtgen planlı ve üzeri çatı ile örtülü olan bu yapının cephesinde dikdörtgen söveli dört penceresi bulunmaktadır. Yanındaki bahçeden içerisine girilen sıbyan mektebi uzun süre Topkapı Spor Kulübünün lokali olarak kullanılmış ve yapılan değişikliklerle orijinalliğinden oldukça uzaklaşmıştır.


Ebubekir Ağa Sıbyan Mektebi (Fatih)

İstanbul ili Fatih ilçesi, Aksaray İnebey Mahallesi’nde, Namık Kemal Caddesi üzerinde bulunan bu sıbyan mektebi yanındaki çeşme ve sebil ile birlikte Divan-ı Hümayun Başçavuşu Ebubekir Ağa tarafından 1723–1724 yılları arasında yaptırılmıştır.

Sıbyan mektebi fevkâni bir yapı olup, kare planlıdır. Duvarları kesme taş ve iki sıra tuğlanın almaşık olarak işlenmesi ile meydana getirilmiştir. Yapının üzeri kirpi saçaklıklı bir tonoz ile örtülmüştür. Doğusunda küçük bir avlusu bulunmakta olup, buraya ikinci bir kapı açılmıştır. Aynı zamanda üst kattaki dershaneden revaklı bir balkon bu avluya bakmaktadır. Sıbyan mektebinin kuzey cephesi sağır bırakılmış, giriş batı cephesindedir. Bu girişin solundaki sebil sonraki yıllarda dükkâna dönüştürülmüştür. Giriş kapısı kemeri üzerinde talik yazı ile banisinin ismi ve yapım tarihi yazılıdır. Girişten sonraki koridorun sağında yanındaki hazireye bakan iki küçük penceresi vardır. Koridorun sonunda ise biri avluya, diğeri de hazireye açılan iki kapısı bulunmaktadır. Koridorun sonunda, sol taraftaki kesme taş merdivenlerle ikinci kata çıkılmaktadır. Buradaki revak basık tuğla kemerli, baklava başlıklı bir sütunla meydana getirilmiştir.

Dershane dikdörtgen planlı olup, batı ve güney duvarlarında üçer, revaka açılan kapısının yanında da iki penceresi bulunmaktadır. Bu pencereler dikdörtgen kesme taş söveli olup, üzerlerine hafifletme kemerleri yerleştirilmiştir.


Saliha Sultan Sıbyan Mektebi (Beyoğlu)

İstanbul ili Beyoğlu ilçesi, Azapkapı’da Atatürk Köprüsü’nün başında bulunan sıbyan mektebi Sultan II. Mustafa’nın (1695–1703) eşi ve I.Mahmud’un (1730–1754) annesi Valide Saliha Sultan tarafından yaptırılmıştır. Çeşme Meydanı ismi ile de tanınan bu sıbyan mektebinin yanında sebil ve çeşmeleri de bulunuyordu. Sıbyan mektebinin üzerinde de 1733–1734 tarihli bir kitabesi vardı. Mimarı bilinmemektedir.

Kare planlı, iki katlı ve üzeri ahşap çatı ile örtülü olan sıbyan mektebi her iki cephesindeki üçer pencere ile dışarıya açılıyordu. Bu pencerelerin üzerinde birer boşatma kemerine yer verilmişti. Bu sıbyan mektebi 1957 yılında yapılan imar faaliyetleri sırasında yıkılarak ortadan kaldırılmıştır.


Abdülbaki Efendi Sıbyan Mektebi (Üsküdar)

İstanbul ili Üsküdar ilçesi, Servilik Caddesi’nde Abdülbaki Efendi Camisi’nin son cemaat yerinin önünde bulunan bu sıbyan mektebinin kitabesi günümüze gelemediğinden yapım tarihi kesin olarak bilinmemektedir. Bununla beraber, cami ile birlikte 1644 yılında, Halep Mollası Abdülbaki Efendi tarafından yaptırıldığı sanılmaktadır.

Kesme taş ve tuğladan yapılmış olan sıbyan mektebi meyilli bir arazide olduğundan caddeye bakan tarafı tek, avluya bakan tarafı da iki katlıdır. Değişik zamanlarda yapılan onarımlarla orijinalliğinden kısmen uzaklaşmıştır. Günümüzde Abdülbaki Efendi Camisi’nin meşrutası olarak kullanılmaktadır.


Ali Ağa Sıbyan Mektebi (Üsküdar)

İstanbul Üsküdar ilçesi, Doğancılar Camisi ile birlikte Sümbülzade Sokağı’nda 1702 yılında yaptırılan bu sıbyan mektebi günümüze gelememiştir. Banisinin kimliği bilinmemekle beraber, karşısındaki Ahmet Paşa Türbesi’nden ötürü Onun tarafından yaptırıldığı düşünülmektedir.


Atik Valide Sultan Sıbyan Mektebi (Üsküdar)

İstanbul ili Üsküdar ilçesi, Toptaşı semtinde, Valide-i Atik Mahallesi’nde, Kartal Baba Caddesi ile Valide İmareti Sokağı'nın birleştiği köşede bulunan bu mektep, Sultan III. Murad’ın (1574–1595) annesi Nur Banu Valide Sultan tarafından 1570–1579 yılları arasında yaptırılan külliyenin bir bölümünü oluşturmaktadır. Mimarı Koca Sinan’dır. XVIII. yüzyılda Feridun Ağa isimli bir kişi tarafından kütüphaneye dönüştürülmüştür.

Sıbyan mektebinin kitabesi bulunmamaktadır. Kesme taştan, kare planlı bir yapı olup, üzeri pandantifli kasnaksız bir kubbe ile örtülmüştür. Külliyenin kemerli taş söveli kapısından ayrı küçük bir avluya girilmektedir. Sıbyan mektebi de bu avlunun içerisindedir. Doğudan kesme taş basamaklı bir merdivenle sıbyan mektebinin sahanlığına çıkılmaktadır. Bu bölümün ilk yapıldığında revak ile örtülü olduğu sanılmaktadır. Yapının girişinde ve güney ile batı cephelerinde de pencereler sıralanmıştır. Kuzey cephesi ise sokağa yönelik olduğundan iç mekânı gürültüden arındırmak için duvar sağır olarak bırakılmıştır.

Sıbyan mektebi değişik zamanlarda onarım geçirmiş, 1928 yılında Toptaşı Cezaevi’nin Jandarma Bölüğü emrine verilmiştir. Bu dönemde yapının içerisinde bir takım değişiklikler yapılmıştır. Günümüzde meşruta olarak kullanılmaktadır.


Ayşe Hatun Sıbyan Mektebi (Üsküdar)

İstanbul Üsküdar ilçesinde, Alemdağ Caddesi üzerinde bulunan bu sıbyan mektebi günümüze gelememiştir. Yapım tarihi ve banisi ile ilgili kaynaklarda bilgi bulunmamaktadır.

Sıbyan mektebinin Rodoslu Hasan Efendi’nin kızı Ayşe Hatun tarafından yaptırıldığı sanılmaktadır. Ayşe Hatun’un aynı zamanda Karacaahmet Mezarlığı yakınında, Tunusbağı Caddesi’nde ampir üslubunda 1794–1795 tarihli bir de çeşmesi bulunmaktadır.

Sıbyan mektebi 1930’lu yıllarda bilinmeyen bir nedenle yıkılarak yok olmuştur.


Ayazma Sıbyan Mektebi (Üsküdar)

İstanbul Üsküdar ilçesi, Şemsi Paşa ile Salacık semtleri arasında, Kız Kulesi’nin karşısına gelen yerde bulunan Ayazma Camisi’nin 1760–1761 yıllarında Sultan III. Mustafa (1757–1774) tarafından annesi Mihrişah Emine Sultan ile ağabeyi Şehzade Süleyman adına yaptırıldığı kitabelerinden anlaşılmaktadır.

Ayazma Camisi’nin bir bölümünü oluşturan sıbyan mektebi hamam ve muvakkithane ile birlikte yıkılarak yerine bugünkü bina yapılmıştır.


Aziz Mahmud Hüdai Sıbyan Mektebi (Üsküdar)

İstanbul Üsküdar ilçesi, Kapıcı Çıkmazı ile Aziz Mahmut Efendi Sokağı arasında bulunan sıbyan mektebi 1594–1595 yıllarında Aziz Mahmud Hüdai Külliyesi ile birlikte yaptırılmıştır. Sıbyan mektebi 1850 yılında cami ile birlikte yanmış ve Sultan Abdülmecid (1839–1861) tarafından ampir üslubunda yeniden yaptırılmıştır.


Cevri Usta Sıbyan Mektebi (Üsküdar)

İstanbul Üsküdar ilçesi, Nuhkuyusu Caddesi ile Toptaşı Caddesi’nin birleştiği yerde bulunan Cevri Usta Camisi’nin avlusu içerisinde bulunan bu yapı 1810 yılında Cevri Kalfa (Usta) tarafından yaptırılmıştır.

Sıbyan mektebi yığma moloz taş ve tuğladan bir yapı idi. 1966 yılında önünden geçen yolun genişletilmesi sırasında yıkılmıştır.


Çinili Cami Sıbyan Mektebi (Üsküdar)

İstanbul ili Üsküdar ilçesi, Murat Reis Mahallesi’nde, Çavuşdere Caddesi ile Çinili Mescit Sokağı’nın birleştiği yerde bulunan Çinili Külliyesi, Sultan İbrahim’in (1640–1648) döneminde Kösem Valide Sultan tarafından yaptırılmıştır. Mimarı Kasım Ağa’dır. Cami medrese, sebil, su havuzu ve hamamdan meydana gelen bu külliyenin bir bölümünü de sıbyan mektebi oluşturmaktadır.

Sıbyan mektebi caminin kuzeybatısında yer almakta olup, yanındaki çeşmeye ait su hazinesinin üzerinde fevkâni olarak yapılmıştır. Kare planlı yapının üzeri kasnaksız bir kubbe ile örtülmüştür. Sıbyan mektebi kuzey ve batıdan bir avlu ile çevrilmiştir. Bu avluya biri güneyden, diğeri de kuzeyden basık kemerli iki kapı ile geçilmektedir. Sıbyan mektebine batısında düzgün köfeki taşı korkuluklu on beş basamaklı bir merdivenle çıkılmaktadır. Batı yönündeki dikdörtgen söveli kapının yanında bir penceresi olup, diğer cephelerde de dikdörtgen söveli ikişer pencereye yer verilmiştir. İç kısmında, kuzeyde ocak, diğer duvarlarda da birer niş bulunmaktadır. Bu nişlerin üzerinde sivri kemerli tuğladan birer pencereye de yer verilmiştir.

İstanbul Vakıflar Başmüdürlüğü tarafından 1964 yılında restore edilmiş olup, bugün Kültür ve Turizm Bakanlığı’na bağlı Çinili Çocuk Kütüphanesi ismi ile hizmet vermektedir.


Fatma Hanım Sıbyan Mektebi (Üsküdar)

İstanbul ili Üsküdar ilçesi, Küçük Çamlıca Tepesi’nin güneyinde Şeyhülislâm Bodrumî Ömer Lütfi Efendi tarafından 1891–1892 yıllarında yaptırılan caminin karşısında bulunan bu sıbyan mektebi, Ömer Efendi’nin eşi Fatma Hanım tarafından 1893–1894 yılında yaptırılmıştır. Şair Refet Efendi’nin yazmış olduğu sıbyan mektebinin kitabesi bugün Bodrum Cami Sokağı’ndaki su haznesinin üzerindedir.

Kitabe:
“Hazreti Lütfi Efendi kim odur
Şeyhülislâm ol eb-i fazl ü kemal
Zevce-i ismetpenâhı Fatıma
Hanım al saliha ve huri misal
Fî-sebîlillâh bu zîba mektebi
Eyledi inşa zehi Cennet misal
Padişahın ömrün efzûn ide Hakk
Hacı Hanım da ola mesrûr-i bâl
Cevherîn tarihi yazdım Re'fetâ
Dâr-i feyz ü mekteb-i zîba vü âl
1311 (1893–1894).”

Sıbyan mektebi yığma taştan, kareye yakın dikdörtgen planlı olarak yapılmıştır. 1925 yılına kadar okul olarak kullanılmış, daha sonra caminin meşrutasına dönüştürülmüştür.


Gülfem Hatun Sıbyan Mektebi (Üsküdar)

İstanbul ili Üsküdar ilçesi, Hakimiyeti Milliye Caddesi, Gülfem Sokak’ta bulunan Sıbyan mektebi, Kanuni Sultan Süleyman’ın (1520–1566) cariyelerinden Gülfem Hatun XVI. yüzyılda yaptırmış olduğu camisinin bir bölümünü oluşturmaktadır. Gülfem Hatun bu camisinin yapımını tamamlayamadan (h.969) 1561–1562 tarihinde ölmüş, sıbyan mektebi de cami ile birlikte bir süre sonra tamamlanmıştır. Caminin ve sıbyan mektebinin mimarının Mimar Sinan olduğu ileri süsülmüşse de bu kesinlik kazanamamıştır.

Sıbyan mektebi 1930 yılına kadar harap bir durumda kalmış, 1940 yılında yıkılmıştır. Gülfem Hatun’un mezarı da caminin yanına nakledilmiştir.


Hacı Ahmet Paşa Sıbyan Mektebi (Üsküdar)

İstanbul Üsküdar ilçesi, Doğancılar Mahallesi’nde Çakırcı Hasan Paşa Camisi’nin yakınında bulunan sıbyan mektebi XVI. yüzyılda yapılmıştır. Kaynaklarda Mimar Sinan’ın eseri olduğu belirtilen bu yapı bilinmeyen bir tarihte yıkılmış ve günümüze gelememiştir.


Kemeraltı Sıbyan Mektebi (Üsküdar)

İstanbul ili Üsküdar ilçesi, Atpazarı semtinde, Valide-i Atik Çeşmesi Sokağı’ndaki bu sıbyan mektebi, Darü's-saâde Ağası Mehmet Ağa tarafından 998 (1589–1590) tarihinde Kemer Altı Camii ve Çeşmesi ile beraber yaptırılmıştır. Sıbyan mektebinin kitabesi bulunmamaktadır. Mehmet Ağa’nın 1587 tarihli bir çeşmesi, namazgâhı ve bir de su terazisi vardı.

Sıbyan mektebi kesme taştan, tuğla hatıllı olarak kare planlı yapılmıştır. Üzeri kirpi saçaklı, ahşap çatılıdır. İki katlı olan mektebin alt katında helâ ve bir odaya yer verilmiştir. Taş bir merdivenle çıkılan üst kattaki dershanenin yanında bir de küçük oda bulunmaktadır.


Mihrimah Sultan Sıbyan Mektebi (Üsküdar)

İstanbul ili Üsküdar ilçesi, Üsküdar Meydanı’nda Kanuni Sultan Süleyman’ın (1520–1566) kızı Mihrimah Sultan’ın 1548 yılında yaptırmış olduğu Mihrimah Sultan Külliyesi’nin bir bölümünü sıbyan mektebi oluşturmaktadır. Yapı topluluğu ile birlikte sıbyan mektebi de Mimar Sinan’ın eseridir.

Sıbyan mektebi caminin kıble tarafında, camiden küçük bir yolla ayrılan küçük bir yapıdır. Yokuş üzerinde yapıldığından ötürü dikdörtgen planlı sıbyan mektebinin altına bir de dükkân eklenmiştir. Buradaki yoldan merdivenle sıbyan mektebinin önündeki eyvana çıkılmaktadır. Mektep kesme taştan iki ayrı kare mekânın birleşmesinden meydana gelmiştir.


Rumi Mehmet Paşa Sıbyan Mektebi (Üsküdar)

İstanbul Üsküdar ilçesi, Şemsi Paşa Camisi’nin üst tarafında Boğaz’a hâkim tepe üzerinde bulunan Rum Mehmet Paşa Camisi’ni Sadrazam Rum Mehmet Paşa XV. yüzyılın ortalarında yaptırmıştır.

Caminin avlu kapısının üzerinde bulunan bu yapı günümüze gelememiştir. Kaynaklardan bu yapının ahşap olduğu öğrenilmektedir. Ayrıca Üsküdar’da yapılan ilk sıbyan mektebinin de bu mektep olduğu ileri sürülmüştür.


Selimiye Sıbyan Mektebi (Üsküdar)

İstanbul Üsküdar ilçesi, Selimiye’de, Selimiye Kışlası’nın yanında bulunan Selimiye Külliyesi Sultan III. Selim (1789–1807) tarafından yaptırılmış olup, cami, muvakkithane, sebil, çeşme ve sıbyan mektebinden meydana gelmiştir. Yapı topluluğu 1804–1805 yıllarında yaptırılmıştır. Mimarı bilinmemektedir.

Sıbyan mektebi fevkâni olarak yapılmıştır. Alt katı kesme taş, üst katı ahşaptandır. Mektebin yuvarlak kemerli kapısı cami avlusuna açılmaktadır. Sıbyan mektebi yaklaşık 120 yıl hizmet vermiş, 1915 yılında karakol olarak kullanılmıştır. Günümüzde Kültür ve Turizm Bakanlığı’na bağlı Selimiye Çocuk Kütüphanesi olarak hizmet vermektedir.
aLper isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Alıntı ile Cevapla
aLper
Açık Profil bilgileri
aLper nickli üyeye özel mesaj gönderin
aLper - Daha fazla Mesajını bul
Alt 01.09.09, 19:55   #29
aLper
Acı Cekmek Ruhun Fiyakasıdır
 aLper - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik tarihi: 31.03.08
Bulunduğu yer: DemLenmekden.
Yaş: 26
Mesajlar: 1,172
Tesekkür: 578
Tesekkür Aldı: 969
Tepki Gösterdi: 2
Tepki Aldı: 10
Tecrübe Puanı: 20
aLper has a reputation beyond reputeaLper has a reputation beyond reputeaLper has a reputation beyond reputeaLper has a reputation beyond reputeaLper has a reputation beyond reputeaLper has a reputation beyond reputeaLper has a reputation beyond reputeaLper has a reputation beyond reputeaLper has a reputation beyond reputeaLper has a reputation beyond reputeaLper has a reputation beyond repute
Standart

İstanbul Mevlevihane ve Dergâhları


Galata Mevlevihanesi (Kulekapısı Mevlevihanesi) (Beyoğlu)

İstanbul Mevlevihaneleri arasında günümüze en iyi biçimde ulaşan Galata Mevlevihanesi Beyoğlu’ndan Yüksekkaldırım’a inen Galip Dede Caddesi’nin hemen başındadır.Theophile Gautier, Edmondo de Amicis gibi İstanbul’a gelen batılı gezginlerin Beyoğlu Mevlevihanesi, Kulekapısı Mevlevihanesi diye sözünü ettiği Mevlevihane’nin bulunduğu yerde Bizans’ın St.Theodore Manastırı vardı.

Ağaçlarla kaplı ıssız bu yeri, Sultan II.Beyazıd Bostancıbaşılık ve Beylerbeylik yapan İskender Paşa’ya vermiş, O da burada bir av çiftliği kurmuştu. Mevlana’nın torunlarından Sema-i Mehmet Dede, Paşa’dan mevlevi dergâhı yapmak için arazisinin bir bölümünü istemişti. İskender Paşa da bu dileği kabul etmiş ve Galata Mevlevihanesi’nin 1491’de yapımına başlanmıştır. Galata Mevlevihanesi kuruluşundan kısa bir süre sonra halveti zaviyesine dönüşmüş, XVII.Yüzyıl başlarında Kasımpaşa Mevlevihanesi’nin kurucusu Sırrı Abdi Dede’nin çabasıyla yeniden Mevlevihane’ye dönüşmüştür. Galata Mevlevihanesi Sultan III.Mustafa zamanında 1765-1766’da Tophane yangını sırasında yanmışsa da padişahın emriyle o yıl yeniden yapılmıştır.Mevlevihane’yi Sultan III.Selim, Sultan II.Mahmut ve Sultan Abdülmecid birkaç kez onartmıştır. Ancak bunlardan Sultan III.Selim’in yaptırdığı onarım, diğerlerinden biraz farklı olmuş ve Divan Edebiyatında iz bırakmıştır. O yıllarda Galata Mevlevihanesi’nin post makamında Şeyh Galip bulunuyordu. Divan Edebiyatına yenilik getiren şeyh Galip harap olmaya başlayan, suyu akmayan Mevlevihane’nin onarımını devrin sadrazamına yazdığı ve buna eklediği bir kaside ile istemiştir. Sadrazam da bu durumu padişaha arz ederken Şeyh Galip’in kasidesini de ona eklemiştir. Sultan III.Selim bu kasideyi çok beğenmiş Mevlevihane’nin onarımının yanı sıra uzak bir kaynaktan suyunu da getirtmiştir. Bundan sonra padişah, Mevlevihane’nin açılışına katılmış, bu olaydan birkaç gün sonra da Kaptan Paşa Akdeniz seferinden başarı ile dönünce Mevlevihane’nin uğurlu geldiği düşünülmüştür.

Galata Mevlevihanesi mimari olarak ilgi çeken bir yapıdır. Avlu girişinin yuvarlak kemeri üzerinde Sultan II.Mahmut’un tuğrası ile şair Lebib’in talik yazılı onarım yazıtı yer alır. Kapının iç yüzünde ise Sultan III.Selim’in yapmış olduğu bu onarımı dile getiren Şeyh Galip’in dizeleri bulunmaktadır. Mevlevihane’nin girişinde XIX.Yüzyıla tarihlenen Halet Efendi’nin Kütüphanesi, Sultan Abdülmecit’in onardığı 1649 tarihli Hasan Ağa çeşme ve sebili yer almaktadır. Avluda, üzerinde Mevlevi sikkesinden ilginç bir alemi olan Şeyh Galip’in türbesi vardır.Bu türbeyi Hüseyin Ayvansarayî’den öğrendiğimize göre, Bağdat seferi dönüşünde (1810) Halet Efendi yaptırmıştır.

Semahane, selamlık ve derviş hücrelerini bir araya getiren ahşap yapı avlunun sonundadır. Arazi konumundan ötürü, ön tarafı iki, arka tarafı da üç katlıdır. Semahanenin kapısı üzerine Sultan Abdülmecit’in tuğrası ile 1895 tarihli onarım yazıtı yerleştirilmiştir. Semahanenin içerisi sekiz ahşap sütunun ve bunların arasındaki korkulukların yardımıyla sekizgen plana dönüştürülmüştür. Girişin karşısında mihrap ile minber, ikinci katta kafeslerle ayrılmış mahfiller, şeyh dairesi, Konya Postnişini hücresi ile hünkâr mahfili yer almaktadır. Girişin üzerindeki balkon mıtrip heyetine ayrılmıştır.Sol taraftaki Bacılar Dairesinde de yabancı misafirler sema ayinini izlerlerdi.Mevlevihane’nin hamam, mutfak ve kilerleri avlunun ayrı bir köşesinde yapılmışlarsa da bunlar günümüze gelememiştir.

Dergahların kapatılmasından sonra bir süre Mevlevihane kendi yazgısıyla baş başa kalmış; haziresinin bir bölümüne Beyoğlu Evlendirme Dairesi yapılmış, semahane Vakıflar’ca lojman olarak kullanılmış, Halet Efendi Kütüphanesi de polis karakoluna dönüşmüştür. Mevlevihane’nin bu perişanlığını önleyebilmek için İstanbul’u Sevenler Cemiyeti 1947’de onarımını yaptırmış, ardından Milli Eğitim Bakanlığı’na, sonra da Kültür Bakanlığı’na devredilmiştir. Kültür Bakanlığı Mevlevihane’nin yeniden onarımını yapmış ve burada Mevlevi kültürü ile divan edebiyatı eserlerini bir araya getiren “Divan Edebiyatı Müzesi”ni açmıştır (26.Aralık.1975).


Kasımpaşa Mevlevihanesi (Beyoğlu)


Kasımpaşa Mevlevihanesi, Kasımpaşa Sururi Mahallesi Mevlevihane Sokağında bulunuyordu. Uzun yıllar harap ve perişan bir halde kalan, kendisine uzatılacak bir yardım elini bekleyen bu tarihi yapı ilgisizlikten yok olup gitmiş, günümüze yalnızca avlu kapısı gelebilmiştir.

Eski İstanbul yaşantısında isminden sık sık söz edilen Kasımpaşa Mevlevihanesi’nin kurucusu Fırıncızade Sırrı Apti Dede’dir. Onun bu Mevlevihane’yi kurmasının özel bir nedeni vardır; Galata Mevlevihanesi’nin şeyhlik makamı boşaldığında kendisinin o makama getirileceğini ummuştu. Ne var ki şeyhlik makamı Mesnevî Sârihi Ankaralı İsmail Rusûhi Dede’ye verilince buna çok üzülmüş ve Kasımpaşa’da babadan kalma bostanlar içerisine kendisini sevenlerin yardımıyla bu Mevlevihane’yi yaptırmıştır.

Kasımpaşa Mevlevihanesi harem ve selamlık olmak üzere bir birini tamamlayan iki ayrı bölümden meydana gelmiştir. Yapımına 38.000 kuruş harcanmış, kerestesi özel olarak Romanya’dan getirilmiştir. Mevlevi muhibbi olarak bilinen Sultan III.Selim, Sultan II.Mahmut ve Sultan III.Ahmet Mevlevihane’ye maddi yardımlarda bulunmuş, çeşitli dönemlerde onarımlarını yaptırmış, fırsat buldukça da ziyaret etmişlerdir.

Kasımpaşa Mevlevihanesi de diğerleri gibi ahşap, üç katlı bir yapı idi. Semahane, selamlık, dedegân hücreleri, harem, hünkâr dairesi, mutbakdan oluşmuş iki bloğun birleşmesiyle bir konak görünümünde idi. Kareye yakın bir planı olan semahanenin çevresini iki katlı mahfiller kuşatıyordu. Üst örtü Sultan II.Mahmut döneminin sevilen ve çok sık uygulanan ampir üslubunda ahşap kubbeliydi. Buradaki bezemeler arasına Mevlevi mu*****inin vazgeçilmez enstrümanları olan ney, kudüm, halile, def, rebab, ud ile nota defteri ve bir de Mevlevi sikkesi resmedilmişti.

Kasımpaşa Mevlevihanesi yakın tarihlere kadar çevredeki fakir fukaranın işgaline uğramıştı. Mevlevihane sonunda son direnme gücünü yitirmiş, ahşap parçaları çevrede yaşayanlarca odun niyetine yerlerinden sökülmüş ve sonunda da yanmıştır.Günümüzde burası Sururi İlköğretim Okulu’nun bahçesinin bir bölümü olup, ayakta kalan iki taş merdiven ile bir Mevlevi mezarı dışında Mevlevihane’yi anımsatacak başkaca iz bulunmamaktadır.



Beşiktaş Mevlevihanesi (Bahariye Mevlevihanesi) (Eyüp)

İstanbul’da günümüze ulaşamayan Mevlevihanelerden birisi de kötü yazgının peşini bırakmadığı, birkaç kez yeri değişen Beşiktaş Mevlevihanesidir.

Beşiktaş Mevlevihanesini XVII.Yüzyılın önde gelen devlet adamlarından Sadrazam Ohrili Hüseyin Paşa 1613 yılında yaptırmıştır. Mevlevihane’nin ilk şeyhi, aynı zamanda Gelibolu Mevlevihanesinin şeyhi olan Agazade Mehmet Dede’dir. Bu Mevlevihane’nin kuruluşunu anlatan ilginç bir de öyküsü vardır:

Kaptan-ı Derya Ohri’li Hüseyin Paşa Akdeniz seferinden dönerken Gelibolu’ya uğramış ve Gelibolu Mevlevihanesi Şeyhi Agazade Mehmet Dede’yi ziyaret etmeyi unutmuştur. İstanbul’a hareketinde şiddetli bir fırtınaya tutulmuş ve geriye dönmek zorunda kalmıştır. Tekrar Gelibolu’ya geldiğinde deniz sakinleşmiş, yeniden hareket ettiğinde fırtına başlamıştır. Bunu bir gönül kırıklığına bağlayan Hüseyin Paşa “galiba Gelibolu erenlerinden birini ziyaret etmeyi unuttuk” diyerek sorup, soruşturmuş ve Mehmet Dede’yi ziyaret etmediğini öğrenmiştir. Bunun üzerine Mehmet Dede’ye giderek kusurunun bağışlanmasını istemiştir. O da donanmanın Marmara’ya açılması için dua etmiş ve Paşa’ya bir daha fırtına ile karşılaşmayacağını söylemiştir. Bunun ardından da yakında Sadaret mührü ile payelendirileceğini, sonra da saraya damat olacağını müjdelemiştir. Gerçekten de Ohrili Hüseyin Paşa İstanbul’a dönüşünde sadrazamlığa yükselmiş, bir süre sonra da damatlık Ona layık görülmüştür. Ohrili Hüseyin Paşa, bütün bunları Agazade Mehmet Dede’nin kerametine bağlamış ve bir şükran borcu olarak da Beşiktaş Mevlevihanesini yaptırmıştır.

XIX.Yüzyılın ikinci yarısında Sultan Abdülaziz Boğaziçi kıyılarında Çırağan Sarayını yaptırırken Beşiktaş Mevlevihanesini de yıktırmıştır. Bunun üzerine Mevlevihane 1867 yılında geçici olarak Fındıklı’daki Karacehennem İbrahim Paşa Konağına taşınmış, orada iki yıl kalmıştır. Maçka sırtlarında, bugünkü İstanbul teknik Üniversitesi Maden Fakültesi’nin bulunduğu yerdeki yeni Mevlevihane’nin yapımı tamamlanınca da oraya taşınmıştır. Beşiktaş’taki son şeyhi Nazif Efendi’nin kemikleri Maçka’ya götürülmüşse de diğer Mevlevi mezarları Çırağan Sarayı’nın bodrumunda kalmıştır. Günümüzde aynı yerde yapılan Çırağan Otelinden ötürü bu mezarların ne olduğu bilinmemektedir.

Mevlevihane’nin kötü yazgısı peşini bırakmamış, yapımından beş yıl sonra buraya bir kışla yapılması kararlaştırılınca Mevlevihane 1873’te Eyüp’ün Bahariye semtine taşınmıştır.
Günümüzde Silahtarağa Caddesi üzerinde bulunan Mevlevihane Hatapemini Hüseyin Efendi ile Mustafa Efendi’nin yalılarının bahçesine büyük bir semahane, harem, selamlık ve türbe yapılmış, sonra da bunlara bir de hazire eklenmiştir.

Bahariye Mevlevihanesi 1877’de okunan bir mevlit ve ardından yapılan Mevlevi ayini ile açılmıştır (18 Rebilüevvel 1294). Sultan II.Abdülhamit Mevlevihane’ye 28 odalı bir harem dairesi eklemiştir. Ne var ki bu yapı deniz kenarında ve ahşap olduğundan rutubetten zarar görmüştür. O sırada Mevlevihane’nin başında bulunan bestekâr ve aynı zamanda neyzen olan Hüseyin Fahrettin Dede’nin yapıyı onaracak mali gücü yoktu. Bu nedenle de yapı topluluğu her geçen gün biraz daha harap olmaya başlamıştı. Sultan Mehmet Reşat’ın Osmanlı tahtına çıkışı Mevlevihane için hayırlı olmuş, Mevlevi muhibbi padişah, dergâhı tamir ettirmiş ve bunu belirten bir kitâbeyi de avlu kapısı üzerine koydurmuştur.

Bahariye Mevlevihanesi, dergâhların kapatılmasından sonra bakımsız kalmış, semahanesi 1935’te yıktırılmış, 1938-1939’da harem dairesi yanmıştır. Mescit uzun yıllar depo olarak kullanılmış, Mevlevihane’nin son şeyhinin varisleri ile Şeyh Hasan Nazif Efendi, Şeyh Küçük Hasan Nazif Efendi, Yenişehirli Avni Bey ve Sikkezanbaşı ailesinin gömülü olduğu türbe çökmüştür. İki fabrika duvarı arasında kalan avlu kapısı ise 1970 yılının başlarında arkasındaki ahşap selamlıkla birlikte yıktırılmıştır. Haziresindeki 20’ye yakın mezardan bazıları eski iplikhanenin karşısında düzenlenen mezarlığa, bazıları da Edirnekapı Şehitliği’ne nakledilmiştir. Günümüzde Eyüp Belediyesi Mevlevihane’yi yeniden canlandırmaya çalışmaktadır.


Yenikapı Mevlevihanesi (Zeytinburnu)

Yenikapı Mevlevihanesi, Topkapı surları dışında, Merkez Efendi Caddesi ile Mevlevi Tekkesi Sokağı arasındaki parselde bulunmaktadır.

İstanbul’daki Mevleviliğin merkezi konumundaki bu Mevlevihane semahanesi, selamlığı, haremi, türbesi, somathanesi, muvakkithanesi, hünkâr mahfili, matbah-ı şerifi, sarnıçları ve müştemilât bölümleri ile tam bir yapı topluluğudur.

Yenikapı Mevlevihanesi’nin kurucusu Kâtip, Kocayazıcı, Yeniçeri Efendisi unvanları ile tanınmış Yeniçeri Ocağı Başhalifesi Malkoç Mehmet Efendi’dir. Malkoç Mehmet Efendi’nin bu Mevlevihane’yi kurmasını, atlatmış olduğu bir ölüm tehlikesine bağlayanlar olmuştur. Hafız Paşa’nın yanında Bağdat ve Revan seferlerine (1635) katılmış, dönüşte Yeniçerilerle aralarında anlaşmazlık çıkmış ve öldürülmek istenmiştir. Bu badireyi atlattıktan sonra dönüşte Konya Mevlâna Dergâhı’nı ziyaret etmiş “İstanbul’a sağ salim gitmek nasip olursa, orada bir Mevlevi dergâhı yaptıracağım” diye dua etmiştir.İstanbul’a dönüşünde de dergâhın yapımını başlatmış, 1597’de Mevlevihane’yi açarak Sinan Mevlevi’nin oğlu Kemal Ahmet Dede’yi şeyh yapmıştır.


Yenikapı Mevlevihanesi, kuruluşundan tekke ve zaviyelerin kapanışına kadar geçen 350 yıl içerisinde 20 Mevlevi büyüğü burada şeyhlik yapmıştır.

Yenikapı Mevlevihanesi başlangıçta semahane, mescit, harem, sebil, türbe ve 18 derviş hücresinden meydana gelmişse de kısa sürede gelişmiştir. Sonraki yıllarda bu yapılar yıkılmış ve yerlerini daha büyükleri almıştır. Sultan II.Mahmut 1818’de 33.474 kuruş vererek semahane, türbe, harem ve müştemilat binalarını yenilemiştir. Ayrıca bunlara hünkâr mahfili, sarnıç, türbedar odası, matbah ve taamhane eklemiştir. Abdurrahman Nafiz Paşa buraya bir kütüphane, yanına da kendi türbesini yaptırmıştır. Bu yenilemeler yapılırken semahane kapısına da İzzet Molla 1816 tarihli kitabeyi, kubbe çevresine de Nuri Dede talik yazı ile bazı beyitler eklemiştir.Ayrıca, Sultan IV.Murat, Mihrişah Sultan, Sultan Abdülmecit, Maliye Nazırı Abdurrahman Nafiz Paşa, Devlet Kethüdası Halet Efendi ve Mısır Valisi Zuval Paşa da buraya bağışlarda bulunmuştur.

Ne yazık ki Mevlevihane’nin kütüphanesi altındaki mahzende bulunan odunlar 1903 yılında tutuşarak kütüphaneyi yakmıştır. Bunun üzerine Sultan Mehmet Reşat 1910’da Mevlevihane’yi yeni baştan onarmıştır. Bu onarım işlerini Mimar Kemalettin Bey üstlenmiş ve bu kez dergâh neo-klasik üslupta yapılırken yanına bir de minare eklenmiştir.

Yenikapı Mevlevihanesinin bazı bölümleri bilinmeyen bir nedenle 1961 yılında yeniden yanmış arta kalan yapılara Mevlânakapı Çocuk Yetiştirme Yurdu taşınmıştır. Yakın tarihlerde Mevlevihane bir kez daha yanmış, mezarlar ve yapının duvarları dışında ortada hiçbir şey kalmamıştır.


Üsküdar Mevlevihanesi (Üsküdar)

Üsküdar, İmrahor semtinde Doğancılar’ın batısında yer alan Mevlevihane âstâne olmayıp, bir zaviyedir. Son yıllarda yapılan onarımlar sonunda bir bölümü camiye dönüştürülmüş ve yapı tüm özelliğini yitirmiştir. Bu Mevlevihane’nin diğerlerinden farklı bir konumu vardır. İstanbul’dan Anadolu’ya giden dervişlerin konaklamaları için kurulmuştur. Galata Mevlevihanesi Postnişini Yeğen Ali Paşa’nın oğlu Numan Bey kendi evini semahaneye dönüştürmüş, bahçesine de diğer yapıları ekleyerek Mevlevihane’yi kurmuştur (1794). Sultan II.Mahmut Mevlevihane’yi yeni baştan yaparcasına onarmış (1834-1835), Sultan Abdülmecit’te yapı topluluğunun eksiklerini tamamlamıştır.

Semahane, selamlık, harem, matbah-ı şerif, derviş hücreleri ve türbeden oluşan Mevlevihane iki katlı bir yapıdır. Zemin katı türbeye, üst katı da semahaneye ayrılmıştır. Bu Mevlevihane’de türbenin semahane altında oluşu tarikat mimarisinin tek örneği olarak nitelenir. Yapının bu plân düzeninde oluşu yer kısıtlığından kaynaklanmaktadır. Mevlevihane içerisinde sanat tarihi yönünden değerli bezemelere rastlanmamıştır.Günümüzde Mevlevihane hem cami hem de konuyla ilgili bir dernek tarafından kullanılmaktadır.
aLper isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Alıntı ile Cevapla
aLper
Açık Profil bilgileri
aLper nickli üyeye özel mesaj gönderin
aLper - Daha fazla Mesajını bul
Alt 01.09.09, 19:55   #30
aLper
Acı Cekmek Ruhun Fiyakasıdır
 aLper - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik tarihi: 31.03.08
Bulunduğu yer: DemLenmekden.
Yaş: 26
Mesajlar: 1,172
Tesekkür: 578
Tesekkür Aldı: 969
Tepki Gösterdi: 2
Tepki Aldı: 10
Tecrübe Puanı: 20
aLper has a reputation beyond reputeaLper has a reputation beyond reputeaLper has a reputation beyond reputeaLper has a reputation beyond reputeaLper has a reputation beyond reputeaLper has a reputation beyond reputeaLper has a reputation beyond reputeaLper has a reputation beyond reputeaLper has a reputation beyond reputeaLper has a reputation beyond reputeaLper has a reputation beyond repute
Standart

İstanbul Köprüleri


İstanbul ile ilgili eski kaynaklardan öğrenildiğine göre şehirde ilk köprüyü Fatih Sultan Mehmet Haliç’te kurdurmuştu. Yalnızca beş kişinin yan yana geçebildiği bu ahşap köprü yapılan ilaveler ve onarımlar ile 1836 yılına kadar işlevini sürdürmüştür. Oysa o dönemlerde Osmanlılar Rumeli’de ve Anadolu’da fetihler akınlar düzenlediklerinde orduların geçebilmeleri için taş köprüler yapıyorlardı.

1502-1503 yıllarında Galata ile İstanbul arasında bir köprü kurulması için Leonardo da Vinci İstanbul’a davet edilmiştir. Onun hazırladığı krokiye göre köprü tek gözlü ve her iki ucu ayaklı olacak ve uzunluğu 350 m.yi, genişliği de 34 m.yi geçmeyecekti. Ancak bu proje teknik yönden olanaksız olunca bu kez Michel Angelo İstanbul’a köprü yapmak üzere davet edilmişse de sanatçı İstanbul’a gelmemiştir. Bundan sonra İstanbul’un köprü projesi XIX. yüzyıla kadar askıya alınmıştır. Bu arada Leonardo da Vinci’nin Boğaz’ın iki yakasını birbirine bağlayan bir projesi olduğundan da söz edilmektedir.

Sultan II.Mahmut Unkapanı ile Azapkapı arasında bir köprü yapımını istemiş ve bunun için de Kaptan-ı Derya vekili Fevzi Ahmet Paşa’yı görevlendirmişti.3 Eylül l836’da açılan bu köprü birbirine bağlı sallar üzerinde kurulmuştur. F.Flandin, T.Allom ve W.H. Barlet’in yapmış olduğu gravürlerde köprünün taşıyıcı sisteminin sal biçiminde olduğu ve iki yerinde de küçük gemi ve kayıkların geçebilmesi için gözler açıldığı görülmektedir. Uzunluğu 600 arşından fazla, genişliği de iki araba yüklü at ile insanlara dokunmadan geçilebilecek genişlikte idi. İstanbul’da Kadir Gecesi’ni izleyen gün açılan köprünün açılışında Sultan II.Mahmut bir irade çıkararak kimseden para alınmamasını istemişti. Bu iradede; “ Zinhar kimseden akça alınmayacak ve herkes meccanen gelip geçecek” demişti. Bu yüzden de İstanbul’da yapılan bu köprüye “Hayratiye” ismi verilmiştir. Ne var ki, bir süre sonra padişahın bu iradesini dinlemeyenler köprüden geçme parası olarak “Mururiye” ismi altında para almaya başlamışlardır.

Bu köprü 1839 ve1840 yıllarında onarılmış ve döşemeleri yenilenmiştir. Kesin olmamakla beraber bu köprü 1862’de yanmıştır.

İstanbul’da bu köprülerden sonra üçüncüsünü Sultan Abdülmecit 1845 yılında aynı yerde “Cisr-i Cedid” ismi ile kurdurmuş ve köprüden önce kendisi geçmiştir. Açılış nedeniyle halkın üç gün ücretsiz geçmesini ve sonra da paralı olmasın istemiştir. Daha sonra bu köprü Unkapanı ile Azapkapı arasına getirilmiş buraya George Vals isimli bir İngiliz demir dubalar üzerine yeni bir köprü yaptırmıştır.


Büyükçekmece Köprüsü (Büyükçekmece)

İstanbul Büyükçekmece ilçesinde bulunan Büyükçekmece Köprüsü, uzun yıllar Büyükçekmece- Mimar Sinan Köyü arasındaki bağlantıyı sağlamıştır. Aynı zamanda da bu köprü Büyükçekmece Gölü ile Marmara Denizi arasında bir geçit niteliğindedir.

Köprünün bulunduğu yerde Bizans döneminde de bir köprü olduğu kaynaklardan öğrenilmektedir. Kanuni Sultan Süleyman (1520-1566) Zigetvar seferine çıkarken bu köprünün yapımına başlanmış, Sultan II.Selim Zamanında (1566-1574), bir yıl içerisinde de tamamlanmıştır.Mimar Sinan’ın eserlerinin listesini veren Tuhfetü’l-Mimarin ve Risale-i Tezkiretü’l-Ebniye’de bu köprünün Mimar Sinan’ın eseri olduğu yazılıdır.

Bostancı Köprüsü’nün bulunduğu yerde Osmanlı döneminde bir de Bostancı Ocağı bulunuyordu. Bu ocak Anadolu’dan İstanbul’a gelenlerin kontrolünü yapar, işsiz güçsüz veya şüpheli kişilerin şehre girmesini engellerdi. Aynı şekilde Büyükçekmece’de bulunan Bostancı Ocağı da Rumeli’den İstanbul’a gelenlerin kontrolünü yapar, şehre girip, giremeyeceklerine karar verirdi.

Mimar Sinan köprünün yapımında yüzlerce neccar, senktraş çalıştırmış, gölün suları büyük tulumbalarla çekilmiştir. Temellerinde iki-üç insan boyunda kazıklar çakılmış, bunların aralarına kurşun akıtılarak kazıklar birleştirilmiştir.

Büyükçekmece Köprüsü 635.57 m. uzunluğunda, 7.17 m. genişliğinde dört ayrı köprünün birleştirilmesinden meydana gelmiştir. Çevresine de geniş rıhtımlar yapılmış olan köprü inişli çıkışlı olup Büyükçekmece yönündeki ilk iki bölümü yedişer, üçüncüsü beş, dördüncüsü de dokuz gözlüdür. Ancak bu gözlerin yükseklikleri birbirlerine eşit değildir. Orta gözlerin kemerleri diğerlerinden daha yüksektir ve onun dışındaki gözler köprünün iniş ve çıkışlarına uyum sağlayarak alçalıp yükselmektedir. Köprüyü oluşturan bölümlerin birleştikleri yerlere de sulardan köprünün zarar görmemesi için selyaranlar yapılmıştır.

Köprünün yapımında 35.000-40.000 m3 taş kullanılmış ve bunlar birbirlerine eritilmiş kurşunlarla bağlanmıştır.

Büyükçekmece Köprüsü’nün mimari yönden en ilginç noktalarından birisi de taş konsollar üzerine oturtulan kitabeli balkon-köşkleridir. Bu balkonlar Osmanlı köprülerinde dinlenme veya sohbet yeri olarak yapılmışlardır. Köprünün dördüncü bölümünde karşılıklı iki kitabe bulunmaktadır. Devrin ünlü hattatlarından Derviş Mehmet’in eseri olan bu kitabenin dört beyitlik manzum metnini Şair Hüdai yazmıştır. Bu kitabelerden birisinde;

“Hazret-i Sultan Süleyman kim ana
Şâhirâh ola Sırat-ı müstakim
Başladı bu hayrı olmadın temam
Kıldı azm-ı sâ-yı cennet-ün naim
Geldi anı zıll-i Hak Sultan Selim
Etti tekmil oldu bir cisr-i azim
Dedi tarihin Hüdâyi ol zaman
Yaptı âb üzre bu cisri şeh selâm
Ketebehu Derviş Muhammed”. Yazılıdır.

Bu kitabenin sağındaki köfeki taşından babanın üzerindeki 0.33x0.47 m. ölçüsündeki mermer bir levhaya Kelime-i Şahadet, solundaki babada da Mimar Sinan’ın “Abdullah oğlu Yusuf” olarak Mimar Sinan’ın imzası bulunuyordu.

Bu kitabede bulunan Mimar Sinan’ın imzası 1961-1962 yıllarında yerinden sökülmüş ve nerede olduğu da bilinmemektedir. Köprü l970 yılında onarılırken bu imzanın bir benzeri yazılarak yerine konulmuştur. Ayrıca köprünün diğer taraftaki tarih köşkünde de 2.36x0.83 m. ölçüsünde Hattat Derviş Mehmet’in nesih yazılı, Sultan II.Selim zamanında tamamlandığını belirten bir diğer Arapça kitabe daha bulunmaktadır.

Bu Arapça kitabenin mealen anlamı:

“Tanrı onu ve bizzat çalışanlara mağfiret etsin. Bu güzel köprünün ve değerli geçidin temelini Allah-ı Teâlanın rızası için Selim Hanın oğlu Sultan oğlu Sultan, Sultan Süleyman attı (Yarabbi onu sırat ve mizanın tehlikesinden koru). Bunu müteakip merhum mağfur deni dünyadan canibi rahmet ve cennete intikal etti. Sonra en büyük Sultan, Ulu Hâkan Arab ve Acem’in meliklerinin efendisi, dünyada ve âhirette Allah’ın gölgesi ve Sultan Osman’ın oğlu Sultan Orhan’ın oğlu Sultan Murad’ın oğlu Sultan Bayezid’in oğlu Sultan Selim’in oğlu Sultan Süleyman’ın oğlu Sultan oğlu Sultan Selim onun tahtı saltanatına câlis oldu ve 975 senesinde o köprüyü tamamladı. Zamanın sonuna kadar devletini ebedi kılsın ve saltanatını idame etsin. Tanrı Kur’anın hürmetine ikisinin hayratlarını kabul etsin.”

İstanbul-Edirne karayolu üzerinde yeni bir köprünün yapılmış olmasından ötürü bugün Büyükçekmece Köprüsü kullanılmamakta ve korunması gereken tarihi bir eser ve ilçenin simgesi olarak iyi bir durumda bulunmaktadır.


Silivri Köprüsü (Silivri)

İstanbul Silivri ilçesinde Silivri Çayı üzerinde bulunan bu köprü eski İstanbul-Edirne yolunun önemli bir geçit noktasında bulunmaktadır. Köprünün kitabesi bulunmamakla berber ne zaman ve kimin tarafından yapıldığını açıklık kazanamamıştır. Bununla beraber Mimar Sinan’ın yapmış olduğu yapıların listesini veren Tuhfet’ül Mimarin’de Mimar Sinan eserleri arasında ismi geçmektedir. Ayrıca mimari yapısı da XVI.yüzyılda yapıldığını göstermektedir.

Silivri Köprüsü 348.00 m. uzunluğunda 32 gözden meydana gelmiştir. Alçak bir vadide oldukça uzun oluşundan ötürü de köprü gözleri mimar Sinan’ın diğer eserlerinde olduğu gibi sivri kemerli olmayıp hafifçe basık kemerlidir.Yapımında köfeki ve kalker cinsi taş kullanılmış, tampon duvarları büyük bloklarla örülmüştür. Köprünün selyaranları memba ve mansapta üçgen şeklindedir. Bunlar sivri olarak başlayıp kısa bir yükselmeden sonra köprünün tempan duvarları ile birleşerek kaynaşmaktadır. Bunun da nedeni köprünün fazla su tazyiki ile karşılaşmamasıdır. Köprünün her iki yanındaki korkuluklar birbirlerine demir bağlantılarla, kamalarla kuvvetlendirilmiştir. Köprünün her iki yanında ikişer tane baba taşı bulunmaktadır. Bu taşlar birbirinin eşi olup son derece sanatkârane işlenmişlerdir.

Köprü Dalgıç Ahmet’in Başmimarlığı sırasında h.l114 (1605) yılında yeni baştan onarılmıştır.


Silivri Girişi Köprüsü (Silivri)

İstanbul Silivri ilçesi girişinde bulunan bu köprünün ne zaman yapıldığı bilinmemektedir. Mimar Sinan köprüleri ile yakınlığı olduğu göz önüne alınırsa XVI.yüzyılda yapıldığı sanılmaktadır. Bununla beraber değişik zamanlarda yapılan onarımlarla özelliğini büyük ölçüde yitirmiştir. Kemerleri de özelliğini bütünüyle yitirmiştir.

Köprü köfeki ve kalker taşından iki göz olarak yapılmıştır. Baba taşları Silivri Köprüsü ile işçilik yönünden büyük benzerlik göstermektedir.


Harami Dere Kapıağası Köprüsü (Büyükçekmece)

İstanbul Büyükçekmece, Yakuplu’da bugün çevre yolları arasında kalmış olan Kapıağası Köprüsü eski İstanbul-Edirne kervan yolunun üzerinden geçtiği bir köprü idi. Sancak Tepelerin doğusunda Harami Derenin üzerinde yapılan köprü Mimar Sinan’ın eseri olup yapım tarihi kitabesi olmadığından belli değildir. Bununla beraber yapı üslubu ve Mimar Sinan tarafından yapılmış oluşundan ötürü XVI.yüzyıl köprülerindendir.

Köprü 69.00 m. uzunluğunda olup 6.20 m. eninde, sivri kemerli üç gözden meydana gelmiştir. Orta göz 8.79 m yüksekliğinde, iki yanındaki gözler de 7.37 m. yüksekliğindedir. Korkuluk duvarları da 65 cm. yüksekliğindedir. Bu küçük gözlerin yanında daha küçük ve su tahliye gözü denilen tahliye gözlerine yer verilmiştir.

Köfeki taşından muntazam sıralar halinde köprü duvarları işlenmiştir. Köprünün giriş ve çıkışında dört köşe yuvarlak başlıklı ikişer baba taşı bulunmaktadır.


Çobançeşme Köprüsü (Bahçelievler)

İstanbul, Silivri-Topkapı yolunda Halkalı Deresi üzerinde bulunan Çobançeşme Köprüsü Bizans döneminde, IV.yüzyılda yapılmış, Osmanlı döneminde de kullanılmıştır. Kitabesi bulunmamaktadır. Bugün Sefaköy yonca yaprağı içerisinde kalmıştır.

Köprü 37.67 m. uzunluğunda, 5.00 genişliğinde, 6 gözlü olarak yapılmıştır. Bu gözlerin en büyük kemer açıklığı 4.35 m.dir. Köprü gözlerinin oluşturan kemerler yuvarlaktır ve tek sıra halinde kesme taştan yapılmıştır. Kemerlerin kilit taşları üzerinde bazı rölyefler bulunmaktadır. Bunlar Bizans ve daha sonraki dönemlerde tılsım niteliğinde yapılmışlardır. Köprünün gözleri yanlara doğru alçalmakta ve daralmaktadır. Kemerlerin üzerine kabartma kornişler yerleştirilmiş, bunların üzerine de iri kesme taştan korkuluklar oturtulmuştur.

Köprü zaman zaman onarılmış ve bu onarımlar köprünün orijinalliğini olumsuz yönde etkilemiştir. Son olarak da 1972 yılında Karayolları tarafından onarılmıştır.


Kemerli Köprü (Beşiktaş)

İstanbul Beşiktaş ilçesinde Dolmabahçe Sarayı’nı Yıldız Sarayı bahçesine bağlayan köprünün altından günümüzde Dolmabahçe-Beşiktaş yolu geçmektedir.

XIX.yüzyılda Sultan Abdülaziz tarafından Balyan ailesinden Sergis Balyan’a yaptırılmıştır. Dolmabahçe ve Yıldız Saraylarını birbirine bağlamak amacıyla yapılan köprü köfeki taşındın yuvarlak kemerlidir. Muntazam taş işçiliği olup köprü kemerinin kenarlarında kabartma kornişler ve bir de kilit taşı bulunmaktadır.

Günümüzde iyi bir durumda korunmuştur.


Odabaşı Köprüsü (Büyükçekmece)

İstanbul Halkalı-Hadımköy yolu üzerinde bulunan bu köprü XVI.yüzyılda Mimar Sinan tarafından yapılmıştır.

Büyük kesme taşlardan yapılan köprü 39.00 m. uzunluğunda, 5.35 m. genişliğindedir. Üç yuvarlak gözden meydana gelen köprünün ortadaki gözü 4.75 m. genişliğinde olup, diğerlerinden daha büyüktür. İki yandaki gözler daha küçüktür. Ayaklardaki selyaranlar memba tarafında üçgen, mansap tarafında yuvarlak olarak yapılmıştır. Köprü yanlara doğru eğimli olarak yol seviyesine inmektedir. Bu gözler tempan duvarları ile aynı düzeydedir. Yalnızca büyük kemerin kilit taşı dışarıya çıkıntılıdır ve üzerinde de haça benzer bir rölyef yerleştirilmiştir. Büyük kemer üzerindeki korkuluk taşları yıkılmıştır.


Küçükçekmece Köprüsü (Küçükçekmece)

İstanbul Kücükçekmece ilçesinde Küçükçekmece Gölü’nün zamanla dolan kenarında, yol ile kaynaşmış durumdadır.

Küçükçekmece Köprüsü’nün yapımına XVI.yüzyılın ikinci yarısında, Kanuni Sultan Süleyman döneminde başlanmış, Sultan II.Selim zamanında da tamamlanmıştır. Kitabesi bulunmadığından kesin yapım tarihi bilinmemektedir. Büyük olasılıkla Büyükçekmece Köprüsü ile birlikte yapılmıştır. Mimarı Acem Alisi’dir. Ancak bugünkü köprü 1950 yılında eski köprünün üzerine yeniden yapılmış, eski köprüden yalnızca bir kemeri kalmış ve orijinalliğinden uzaklaşmıştır.

Köprünün tek gözü olup, günümüze gelen kemerinin açıklığı 12.00 m, yüksekliği de 5.00 m.dir.


Bostancı Köprüsü (Kadıköy)

İstanbul, Kadıköy ilçesi Bostancı Mevkiinde bulunan Bostancı Köprüsü, Bostancı Deresi üzerinde 1523-1524 tarihinde yapılmıştır. Osmanlı döneminde şehrin en uç, çıkış noktasında bulunan bu köprünün bulunduğu yerdeki Bostancı Derbendi aynı zamanda şehre giriş ve çıkışları kontrol ederdi. Bu Derbentten ötürü de köprüye “Cisr-i Derbend” ismi verilmişti.

Köprü 1709’da bir su taşkını ve fırtınadan ötürü yıkılmış, ardından Bostancı Ali Ağa tarafından yeniden yaptırılmıştır. Kaynaklardan öğrenildiğine göre ilk köprünün ortasında bir kitabe köşkü bulunuyordu. Ancak bu köşkün nasıl olduğu konusunda bir bilgi bulunmamaktadır. Köprünün kitabesi de kaybolmuştur.

Köprü kesme taştan yapılmış, orta bölümü diğerlerinden daha yüksek tutulmuştur. Köprünün uzunluğu 37.50 m. genişliği 6.00 m. olup, korkuluklarının yüksekliği 0.50 m.dir. Ortadaki göz 6.40 m genişliğinde ve sivri kemerlidir. Bunun iki yanında da 4.00 m. genişliğinde birer küçük sivri kemerli göz daha bulunmaktadır. Ortadaki gözün her iki yanında, büyük ölçüde selyaranlar bulunmaktadır. Ayrıca eski köşkün olduğu yere 1.30x0.35 m. ölçüsünde bir niş yerleştirilmiştir. Bu nişin olduğu yerde eski köşkün bulunduğu sanılmaktadır. Köprünün her iki başında ikişerden kavuk şeklinde başlıkları olan dört baba taşı bulunmaktadır. Ancak bunlardan yalnızca ikisi günümüze gelebilmiştir.

Köprü 1987 yılında onarılmış, bu arada çevredeki dükkanlara yer kazandırmak amacıyla köprünün her iki yan gözü doldurulmuş ve zemin yükseltilmiştir. Böylece köprü orijinal durumundan büyük ölçüde uzaklaşmıştır.


Galata Köprüsü (Eminönü-Beşiktaş)

İstanbul’da Unkapanı ile Azapkapı arasında 1836’da yapılan Hayratiye köprüsünden sonra Karaköy ile Eminönü arasında 1845’de ahşap malzeme ile dubalar üzerinde bir köprü daha yapılmıştır. Cisr-i Cedid isimli bu köprünün uzunluğunun yaklaşık 500 m. olduğu sanılmaktadır.

Köprü 1853 yılında yenilenmiştir. Kaptan-ı Derya Ateş Mehmet Paşa tarafından yaptırılan köprünün malzemesi yine ahşaptı ve köprüyü 96 duba taşıyordu. Bu dubalar çıpa ve zincirlerle birbirine bağlanmış ve demirlenmişti. Köprünün uzunluğu 504 m. genişliği de 14.00 m. idi. Deniz seviyesinden 5.00 m. yüksekliğinde küçük tonajlı gemilerin geçebilmesi için de altında gözler bulunuyordu. Bu köprünün maketi 20 Şubat 1863’de Paris’te açılan Sergi-i Umumi-i Osmani’de sergilenmiştir.

1860’lı yıllarda bu yeni köprünün de yenilenmesi gündeme gelmiş, bu kez tersane olanakları dışında ahşaptan olmayan demir bir köprü gündeme gelmiştir. Bunun için yabancı şirketler devreye girmiş, 24 Eylül 1869’da “Forges et Chantiers de la Mediteranee” isimli Fransız şirketi ile anlaşma imzalanmıştır. Bu sırada İngiliz “Georges Wells” şirketi de aynı yerde köprü yapmak üzere teklif getirmiştir.

Bu arada köprünün birkaç kez yer değiştirmesi söz konusu olmuş, bu arada Azapkapı’ya kaydırılması da düşünülmüştür.

XIX.yüzyıl sonunda tramvayların kent ulaşımında etkinlik kazanması ile eski köprünün yıprandığı ve bu ağırlığı kaldıramayacağı düşünülmüş, bu arada yabancı şirketler de teklifler getirmiştir. Alman “Man Şirketi” ile l907’de anlaşma yapılmışsa da II.Meşrutiyetin ilanı ile bu mukavele geçersiz kalmıştır. Bunun ardından aynı firma ile 14 Ekim l909’da ikinci bir mukavele yapılarak işe başlanmıştır. Tramvay hattıyla birlikte 237.000 altın liraya çıkan köprünün yerine yerleştirilmesi ile eski köprünün sökülmesi işlemi birlikte yürütülmüştür.

Çağın ileri bir teknolojisi ile yapılan köprünün 27 Nisan 1912’de açılışı yapılmıştır.
Köprü 466.6 m. uzunluğunda ve 25 m. genişliğinde olup derinliği ortalama 3.00 m.dir. Köprüyü 28 duba taşımaktadır. Köprünün altındaki bekleme salonları ve dükkanlarının cepheleri, iç bölümleri değiştirilmiştir. Ayrıca köprü dubaları arasındaki açıklığın dar oluşunun Haliç’in kirlenmesine neden olduğu da ileri sürülmüştür. Bu nedenle 1980’li yıllarda köprünün yerine kazıklar üzerine oturan yeni bir köprü yapılması gündeme gelmiştir. Yapımını “STFA-THYSSEN” Konsorsiyumu’nun üstlendiği ve Karayollarının denetiminde sürdürülen çalışmalar devam ederken de eski köprü 16 Mayıs 1992’de yanmıştır. Böylece yapım çalışmaları 47.000.000 dolara keşif bedeli, daha sonra 59.000.000 dolara yükselmiştir. Bundan sonra 12 Haziran l992’de köprü ulaşıma açılmıştır. Köprü 80 m. boyunda 2.00 m. çapında 114 kazık üzerine oturtulmuş ve 80.m.lik genişliği ile de dünyanın en geniş ikinci köprülerinden biri olmuştur.


Unkapanı Köprüsü (Atatürk Köprüsü) (Fatih)

XIX. yüzyılın sonlarında Haliç’te bulunan köprülerin değiştirilmesi gündeme gelmiş ve Osmanlı tersanelerinin olanakları el vermeyince burada demir bir köprü yapılması düşüncesi ön plana çıkmıştır. Bu konuda yabancı şirketler konuya yaklaşmışlardır. “Forges and Chantiers de la Mediterranee” isimli bir Fransız şirketi Galata’ya; “Wells and Taylor” isimli bir İngiliz Şirketi’de Unkapanı’na demir konstrüksiyonlu köprüler yapması için anlaşılmıştır. Ancak bilinmeyen bir nedenle bu düşünce değiştirilmiş ve Fransızlara yaptırılacak köprünün Mahmudiye Köprüsü yerine konulması uygun görülmüştür. Sökülen Mahmudiye Köprüsünün yerine yapılan Unkapanı Köprüsü’nün Eylül l872’de açılışı yapılmıştır. Mahmudiye Köprüsü’nün sökülen parçaları da mezatta satılmıştır. Böylece İstanbul’da ilk demir köprü Unkapanı ile Azapkapı arasında açılmıştır.

Bu köprü 504 m. boyunda, ortasında iki parçadan oluşan 30 m. açıklığı olan bir de kapısı vardı. Bu kapının iki yanında gemi ve kayıkların geçmesi için 12 m. genişliğinde bir açıklığı bulunuyordu. Köprüyü 24 demir duba taşıyordu. Bu köprü 11 Şubat 1936 yılına kadar hizmet vermiştir. O tarihte çıkan bir fırtınaya dayanamayarak parçalanmış ve batmıştır.

Bunun üzerine yeni bir köprünün yapımı için çalışmalara başlanmıştır.Yeni köprünün projesini Fransa Yollar ve Köprüler Müfettişi M. Pigeaud hazırlamış ve 1.585.665 liraya ihale edilmiştir. Vali Muhittin Üstündağ zamanında köprünün yapımına başlanmış, 29 Ağustos 1936’da temeli atılmıştır. Temel atma merasiminde eski Türk altınları ile yeni Türk paraları serpilmiştir. Köprü Cumhuriyetin kuruluşunun 16. yıldönümünde 29 Ekim 1939 ‘da zamanın İstanbul Vali ve Belediye Başkanı Dr. Lütfü Kırdar tarafından törenle açılmıştır.

TBMM’nin daha önceden almış olduğu karar ile köprünün isminin “Gazi Mustafa Kemal Paşa Köprüsü” olması kararlaştırılmıştır. Günümüzde Atatürk Köprüsü ismi ile tanına köprü, çelik konstrüksiyonlu olup, 24 adet çelik duba ile taşınmaktadır. Bu dubaların her biri 600 ton yük taşıyabilecek kapasitededir. Uzunluğu da 453 m, genişliği 25 m.dir. Gemilerin giriş ve çıkış gözleri 17.75 m.dir. Köprü 1939 fiyatlarına göre 2.300.000 liraya mal olmuştur.

Köprü zaman zaman onarılmış, l950’li yıllarda ahşap parkeli yolu asfaltlanmıştır.


Boğaziçi Köprüsü

İstanbul Boğazında, Asya ile Avrupa’yı birleştiren Boğaziçi Köprüsü, Beylerbeyi ile Ortaköy arasındadır.

Boğaziçi Köprüsü’nün yapımı için Freeman,Fox and Partners isimli İngiliz firması ile 1968 yılında anlaşma yapıldı. Yapımı gerçekleştirecek firmayı seçmek için açılan ihaleyi “Hochtief AG” isimli Alman firması ile “Cleveland Bridge and Engineering Company” isimli İngiliz firmalarının oluşturduğu konsorsiyum kazanmıştır.

Boğaziçi Köprüsü, Boğazın iki yakasında birer taşıma kuleleri ve bunların arasında gerilmiş iki ana kabloya askı kabloları ile asılmış olarak tabliye (araçların geçtiği köprü zemini) yerleştirilmiştir. Kulelerin kutu kesitli iki düşey ayağı vardır ve bunlar üç noktada kutu kesitli üç yatay kiriş ile birbirlerine bağlanmıştır. Oldukça yumuşak, yüksek dirençli çelikten yapılmış olan köprü kuleleri 165 m. yüksekliğindedir. Köprünün orta noktası ile deniz arası 64 m. yüksekliğindedir. Kulelerin içerisinde yolcu ve servis asansörleri bulunmaktadır. Köprünün iki yanında 2.70 m. eninde konsollar bulunmaktadır. Köprü üçü gidiş, üçü de geliş olmak üzere altı şeritlidir. Köprünün uzunluğu 1.560 m, iki kule arası da 1.074 m.dir.

Köprünün yapımına 1970’te başlanmış, Cumhuriyetin 50.yılında 29 Ekim 1973’de açılmıştır. Köprünün maliyeti 21.774.283.49 $ dır.


Fatih Sultan Mehmet Köprüsü

İstanbul Boğazı’nda Asya ile Avrupa’yı birleştiren ikinci köprü olan Fatih Sultan Mehmet Köprüsü Kavacık ile Rumelihisarı, Hisarüstü arasındadır.

Köprünün yapımına l985 yılında başlanmış, 1 Temmuz 1988’de açılmıştır. Köprünün projesini “İngiliz Freeman Fox and Partners” firması hazırlamıştır. Yapımını da Ishikawajima Harima Heavy Industries Co.Ltd” , “MitsubishiHeavy Industries Ltd” ve “Nippon Kokan K.K “ isimli Japon şirketleri ortaklaşa yapmıştır. Köprünün maliyeti 125.000.000 $ dır.

Köprü her iki kıyı arasında birer taşıma kuleleri ile bunların arasına gerilmiş iki ana kabloya askı kabloları ile asılmış tabliyeden (araçların geçtiği zemin) meydana gelmiştir.Taşıyıcı kuleler zeminde 4.00x4.00, en üst noktada 3.00x4.00 ölçülerinde kutu kesitli iki düşey ayaktan meydana gelmiştir. Bunlar iki düşey ayakla birbirlerine bağlanmışlardır. Kuleler dirençleri yüksek olan berkitmeli çelik panellerin bulonları ile birbirleri ile birleştirilmiştir. Kuleler içerisine servis asansörleri konulmuştur. Kuleler 102.10 m. yüksekliğindedir. Tabliyeler 39.40 m. genişliğinde 62 kutu kesitlidir. Tabliyelerin taşıyıcı kabloları diğer köprüde olduğu gibi eğik değil, dikey düzenlenmiştir. Tabliyelerin üzerinde dördü gidiş, dördü de geliş olmak üzere sekiz yol bulunmaktadır. Ayrıca yandaki konsollar üzerinde de yaya yolları yapılmıştır.

Köprü 1.510 m. uzunluğunda, iki kule arası da 1.090 m.dir. Taşıyıcı teller yüksek dirençli galvanizli çelik tellerdir. Taşıyıcı ana kabloların çapları 77 cm, kenar açıklıkları da 80 cm.dir.
aLper isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Alıntı ile Cevapla
aLper
Açık Profil bilgileri
aLper nickli üyeye özel mesaj gönderin
aLper - Daha fazla Mesajını bul
Cevapla
Sayfa 3 Toplam 8 Sayfadan < 12 3 45 > Last »

« önceki Konu | sonraki Konu »

Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler
Yazdırılabilir şekli göster Yazdırılabilir şekli göster
Sayfayı E-Mail olarak gönder Sayfayı E-Mail olarak gönder
Stil
Normal Normal
Hybrid-Şeklinde Hybrid-Şeklinde gösterime geç
Ağaç şeklinde Ağaç şeklinde gösterime geç

Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı
Trackbacks are Kapalı
Pingbacks are Kapalı
Refbacks are Kapalı

Forum Rules
Hizli Erisim

WEZ Format +4.5. Şuan Saat: 08:48.

Sistem BilgileriSite Bilgileri
Powered by vBulletin® Version 3.8.5
Copyright ©2000 - 2010, Jelsoft Enterprises Ltd.

Sitedeki duzenlemeler ve tasarim : Lanet ve X tarafindan yapilmistir.

Arşiv
Yöneticilere özel, Forum Hakkında, Yönetici özel, Istekleriniz, Anketler, Sen Yenisin Galibaa :), Forum Haberleri ve Duyurular, Cografi Bölgelerimiz, Genel, Güncel konular ve En Son Haberler., Magazin, Yurt içinden Haberler, Dünyadan Haberler, Teknoloji, Kültür ve Sanat, Şiir Hikaye / Güzel Sözler., Müzik ve Sinema, Müzik, Yerli Müzik, Sinema, Sohbet Eğlence, Aşk bahçesi, Bilmeceler, Oyunlar, Forum Oyunları, Flash Oyunlar, Genel Sohbet, Sorunlariniz, Muhabbet, Geyik, Binbir Gece, Meydan, Videolar, Komik Videolar, Film Videoları, Animasyon Videolar, Futbol & Spor Videoları, Müzik Videoları, Diğer Videolar, Resimler, Genel Resimler, Komik Resimler, Otomobil Resimleri, Duvar Kağıtları, Komik Şeyler, Serbest Kürsü, IRCd ve Webmaster Dunyasi, IRCd Networking, mIRC Scripting, Zurna.Net, #OperHelp, #Help, Global Kanallar, Özel Kanallar, Duyurular, #Radyo Kanalı, Bilgisayar, Internet ve Teknolojiler, Genel Programlar, Crack, Key, Serial ve Lisans, Webmaster, Photoshop, Grafik, Tasarim ve Animasyon, Yer imleri, Bilim ve Teknoloji Haberleri ve Sorunlarınız, Elektronik Dünya, Bilim Ve Teknoloji, Spor ve Futbol, Türkiye Gündeminden Spor Haberleri, Dünya Gündeminden Spor Haberleri, Fenerbahçe, Beşiktaş, Dini Bilgiler & Paylaşımlar, Galatasaray, Trabzonspor, Anadolu Takımları, Diğer Spor Dalları, Komik Loglar, Mustafa Kemal ATATÜRK, Güncel ve Genel Bilgiler, Services, Genel IRCd, Dökümanlar, Kodlamalar, Script Tanıtımları, Hazır Kodlar, Php, Asp, Html, Flash, Java(jsp),, Vbulletin, Google, Müzik, Sinema ve Televizyon, Biyografiler, Yerli Biyografiler, Yabancı Biyografiler, Alaca Karanlık (+18), Merak Ettikleriniz, Genel Paylaşım, Sağlık Köşesi, Otomobil, motorlar ve hız tutkunları, Özel Günler, Oyun Dünyası, Msn Messenger, mIRC, ICQ ve sohbet programları, Fıkra, Türkiyem, Tarihimiz, Anadolu, Kadınca, Makyaj ve Cilt Bakımı, Moda, Giyim ve Alışveriş, Anne ve Çocuk, Damak keyfi, Küçük Kadınlar, Bez Bebek, Dudaktan Kalbe, Dini Hikayeler, Yerli Diziler, Akasya Durağı, Arka Sokaklar, Arka Siradakiler, Avrupa Yakasi, Bicak Sirti, Bilgisayar & Parça Fiyatlari Hakkında.., Roportajlar, Din Büyüklerimiz Hakkında Bilgiler, Dini Resimler, Rapor edilen mesajlar, Gizemli Olaylar, Dualar & Hadisler ve Anlamlari, Dini Programlar, Dini Videolar, TÜRK Milli Takımımız, Geri Dönüşüm Kutusu, Çöp Kutusu, Cinsellik (+18), Sosyal Bilimler, Felsefe, Edebiyat, Psikoloji & Sosyoloji, Dogu Anadolu Bölgesi, Akdeniz Bölgesi, Ege Bölgesi, Güneydoğu Anadolu Bölgesi, İç Anadolu Bölgesi, Marmara Bölgesi, Karadeniz Bölgesi, Astroloji, Burc Dünyasi, Fal Dünyasi, Rüya tabirleri, Dini Bilgiler & Sorular, Kullanici Resimleri, Web Script, |a - b - c - ç|, Yabancı Müzik, İlginç Olaylar ve Yazılar, İnanç Tartışmaları, Müzik Tartışmaları, Siyaset Tartışmaları, Diğer Tartışmalar, Elveda Derken, Elveda Rumeli, Unutulmaz, Geniş Aile, Kavak Yelleri, Köprü, Sessiz Firtina, Vazgec Gönlüm, Yaprak Dökümü, Kurtlar Vadisi Pusu, Selena, Yerli Sinema, Yabancı Sinema, Yabancı Diziler, Lost, Prison Break, The OC, The OZ, Heroes, Nip Tuck, TV - Programları, |d - e - f - g|, Zurna Sözlük, |ğ - h - ı - i|, |j - k - l - m|, |n - o - ö - p|, |r - s - ş - t|, |u - ü - v - y - z|, Diğer harfler, Kullanici cezalari, Webmaster Dünyası, Ücretsiz Scriptler, Webmaster Programlamları, Webmaster Genel, Web 2.0, Ücretsiz Script İstek, Banner değişimi, PHP, ASP, HTML, GRAFIK, Programlama, Dizinler, Hazır Sistem'ler, Google Yardım, Moderator Başvuru Link, Moderator Başvuruları, Zeka, IQ, Sınavlar ve Hazırlık - ÖSYM, Matematik, Eğitim ve Öğretim, KPSS, Liseler, Lise'nizi Tanıtın, Açık Öğretim Lisesi, Akşam Lisesi, Dershaneler, Üniversiteler, Ödev Arşivi, Açık Öğretim Üniversitesi, Yurt Dışında Yaşam ve Eğitim, Dersler, Türkçe & Edebiyat, Tarih, Kimya, Fizik, Coğrafya, Biyoloji, İngilizce, Felsefe & İnsan ilişkileri, Diğer Dersler, Kitap, Kitap Özetleri, Hobi, Antikacılık, Hobileriniz, Balıkçılık, Dans, Ev Dekorasyonu, Dikiş Nakış, Kitap Tanıtımları, El Sanatları, Takı Tasarımı, Bahçe Bakımı ve Çiçekler, Motorlu Araçlar Dünyası, Modifiye, Sanal Modifiye, Ses ve Görüntü Sistemleri, Kendi Arabalarımız, Fotoğrafçılık, Zurna Papparazi, Donanim ve Elektronik, Efsaneler destanlar, Çok Bilmiş, Genel Kültür, DJ Resimleri, Aşk-ı Memnu, Hanımın Çiftliği, Aşk Yakar, Adanalı, Eski Uygarlıklar ve Mitoloji, Donanım Teknik Yardım..., Zurna.Net Yonetici Resimleri, Mısır Mitolojisi, Gelenekler görenekler, Memleketim, Roma Mitolojisi, Yunan Mitolojisi, Anadolu Mitolojisi, Çin Mitolojisi, Japon Mitolojisi, Astronomi ve Uzay bilimleri, Donanımlar, Evcil Hayvanlar, Overclock, Helper Resimleri, Ses Sistemleri, Sistem Önerileri, Güncel Teknoloji Haberleri ve İncelemeleri, Güncel Driver / BIOS / Firmware, Digital Fotoğraf Makineleri, Hobby Elektronik, Otomasyon & PLC Sistemleri, Oper - Admin Resimleri, Moderator - Yonetici Resimleri, İkizler, Bursaspor, Yengeç, Balık, Boğa, Resimli Anlatımlar, Koç, Aslan, Başak, Terazi, Akrep, Yay, Oğlak, Kova, Uyuşturucu Maddeler ile Mücadele, Türkçe'miz, Oper / Admin Ozel., Güvenlik Acıkları ve Çözümleri, Multi Üyelik Fenomeni, Cep telefonları, Forum Yarışmaları, Nokia, Samsung, Sony Ericsson, Motorola, iPhone, Siemens, Üye Günlügü, Rehberlik & Psikolojik Danışmanlık, #Mirchelp,
Bize Yazin - Arşiv