![]() |
![]() Asker vurulunca değil, unutulunca ölür! |
|
|
#11 |
|
Acı Cekmek Ruhun Fiyakasıdır
![]() ![]() ![]() |
EZİNE Antik Çağ'da Neandria olarak bilinen Ezine, Hamaksitos'un kuzeyinde, Çığrı dağ yöresinde, bir Aiolya yerleşim merkezidir. Aiolya tapınağı Neandria'da kurulmuştur. Kent. M.Ö.yy'nın sonuna doğru az vergi ödeyerek Attika Delos Deniz Birliğine katıldı. M.Ö 339'da Spartalı komutan Derkilidas'a teslim oldu. M.Ö IV yy'nın sonunda Alexandria Troas ile birleşti. Eski Saminlon Ovasında kurulan Ezine, Charles Texier'in küçük asya adlı yapıtında "Ezne-Enay" olarak adlandırılmaktadır. Ezine'nin güneyinde Sankrea siperi olarak bilinen yöre, Bizans imparatorlarınca siyasi suçluların tutuklama yeri olarak kullanıldı. Orhan Gazi döneminde, Türk boylarının bölgeye gelişlerinden sonra Ezine Osmanlı topraklarına katıldı. TARİHSEL YAPILAR Alexandria-Troas ve Neandria kentlerinin kalıntıları bulunan yöre Antik dönem'den bu yana önemli yerleşme merkezlerindendir. ALEXANDREİA TROAS Dalyan köyünde'dir. M.Ö 310'da "Sgia" adlı küçük bir köyün yerine kurulmuştur. Kurucusu Antigonos'un adıyla anılarak, kente Antigonie denmiştir. Daha sonra Lysmakos, yerleşmenin adını "Alexandreia -Troas" olarak değişmiştir. Güçlü ve zengin bir ticaret merkezi olarak gelişen kente, Romalılar döneminde de önemini korumuştur. NEANDRİA Kayacı köyü yakınında Çığrı dağındadır. Kenti çevreleyen surlar 3m. kalınlıkta ve 3.200m. uzunluktadır. Bugün Neandria, Sankrea ve Alexandreia-Troas gibi Antik Dönem'in yerleşme merkezlerinden bir kısmını da hudutları içerisinde barındıran Ezine ilçemizde, Orhan Gazi döneminden, Ahi Yunus Zaviye ve Türbesi, Murad-ı Hüdavendigar döneminden Asılhan bey camii ve Kabri, Yıldırım Beyazit Han döneminden Seferşah hamamı önemli tarihi varlıklarımız olarak dimdik ayakta durmaktadır. ABDURRAHMAN CAMİ Osmanlı camilerinin ilk örneklerindendir. Orhan Gazi dönemindendir. Yalın, moloz taştan, alçak ve kalın duvarlı bir yapıdır. SEFER ŞAH CAMİİ XIV. yy'da Yıldırım Beyazid döneminde yapılmıştır. Duvarlar moloz taştan ve saçaklar tuğladandır. Ayrıca çevreden getirilen antik yapı kalıntıları kullanılmıştır. Caminin yanında Sefer Şah'ın mezarı bulunmaktadır. Bu şirin ilçemizin önemli eserlerinden ikisi Cezayirli Hasan Paşa köşkü ve Asılhan Bey Camidir. AHİ YUNUS ZAYİVE VE TÜRBESİ Ana cadde'de Sefer Şah Caminin karşısındadır. XIV. yy'dan olup son yüzyılda onarılmıştır. KEMALLİ KÖYÜ ASILHAN BEY KÜLLİYESİ Ezine'nin 12. Km. kuzeybatısında, Kemalli Köyündedir. Cami, hamam ve türbeden oluşan yapı topluluğudur. XIV yy.'da I.Murad döneminde yapılmıştır. KESTANSOL KAPLICASI Ezine ilçesinin 18 km. güneybatısında, Alexandreia-Troas'ın kalıntılarının eteğindeki kaplıcanın denize uzaklığı 2km.'dir. Kaynak suları doğal ve artezyen çıkışlıdır. 82 derece sıcaklıkta olan kaplıca suları, klorlu, sodyumlu, demirli, florürlü ve radyoaktif bir bileşime sahiptir. Çevresi seyrek dokulu çam ve meşe ağaçları ile örtülü olan kaplıcada otel, lokanta, kür için banyo ve havuzlar mevcuttur. Ayrıca sürekli doktor da bulunur. Romatizmal, deri, kan dolaşımı, kalp, kadın ve sinir sistemi hastalıkları ile metabolizma bozukluklarında, iç salgı sistemi ve kemik rahatsızlıklarında olumlu etki yapar. EZİNE This small town near which the ancient cities of Neandria, Sankrea and Alexandria- Troas are situated was under the control of the Turkish clans during the time of the Danisments and then joined to the Ottoman Empire during the reign of Orhan Gazi. As well as the ancient cities mentioned above, there are some notable Ottoman buildings including the Ahi Yunus Zaviye Tomb, build in the time of Orhan Gazi, Asıl Han Bey Mosque and Tomb built during the time of Murad Hüdavendigar and Seferşah Turkish Bath built in the time of Yıldırım Beyazit. The tower and mansion of Cezayirli Hasan Pasha is to the east of Beşik Bay in the vicinity of the village of Mahmudiye and was built by this Ottoman high admiral to reside in while he waited for the southern winds necessary for the fleet to proceed. Asıl Han Bey Mosque is in Kemallı village and was built during the time of Murad I in the 14th century. This mosque, which is higher than most of the first Ottoman mosques, has a main room with a single dome and cross- vaulted porch. ALEXANDREIA - TROAS It was founded by Antigonos one of the commanders of Alexander the Great, in 310 B.C. and given the name "Antigoneia." Lysimachos enlarged the city neighboring towns and its name was changed to Alexandeia- Troas. In Alexandreia- Troas the theatre, palace, temple, agora, baths, necropolis and also the harbour on the west of the city and the city walyls may be visited. There has been no archaeological excavations carried out yet in Alexandreia- Troas which was destroyed by an earthquake. NEANDRIA Located on the hill of Çığrı in the vicitiy of Kayacık village. It is 27 km. away from Ezine. SANKREA Sankrea is 27 km. away from Ezine on the hill of Çığrı. KESTANBOL THERMAL SPRINGS These have been in use from the time of the Romans up to the present day and are 2 km from the sea, near the remains of Alexandria - Troas. Every kind of accommodation can be found here. It is ideal for treating nerve inflammation, rheumatism, gynaecological and arthritic complaints. |
|
|
|
|
|
#12 |
|
Acı Cekmek Ruhun Fiyakasıdır
![]() ![]() ![]() |
BAYRAMİÇ
Bayramiç ve yöresinin geçmiş çağlarda Troia krallığının sınırları içersinde olduğu bilinmektedir. İlçe merkezinin bu dönemlerine ilişkin bilgiler, bugün ilçe sınırları içinde kalan bazı eski yerleşim merkezlerinden elde edilmektedir. Bunlardan en önemlileri arasında Troas bölgesinde, bugünkü Kurşuntepe yakınları ve Skamondros (Eski menderes) çayı vadesindeki eski bir Aiolya yerleşim yeri olan Skepsis'Evciler) ve Akpınar, Çaldağ köyünde bulunan Kiemalılar'ın kurduğu bir koloni olan Kebren (Akpınar) bulunmaktadır. Pers egemlenliğine ve daha sonra da sparta istilasına uğrayan kent, halkının Alexandreia -Troas'a göç etmesiyle boşalmıştır. 1356 yılında Osmanlılar, bugün Kültür Bakanlığı tarafından koruma altına alınan. Restorasyonu yaptırılan ve halk arasında "Hadımoğulları konağı" olarak tanınan binayı yaptırmışlardır. Harita üzerinden seçiminizi yapın . . Akpınar Çaldağ köyünde, adını Priamos'un oğlu Kebrianos'tan aldığı söylenen, M.Ö. V.yüzyılda büyük ün kazanan ancak M.Ö.III. yüzyılda tamamen boşalan, Kebren Antik şehri ile Kurşunlu köyündeki, yazılı kaynaklara göre etrafı yüksek surlarla çevrili bir kale ve Athena Tapınağı'nın olduğu bildirilen Skepsis kentinin kalıntıları, ilçemizdeki antik yerleşme merkezleridir.Ancak yörede yeterli bir araştırma yapılmadığı için önemli bir antik yerleşim bölgesi olan Bayramiç ve civarı hakkında başka bir bilgi bulunmamaktadır.Osmanlı dönemi yapıları arasında Tepe Camii, Taşköprü Camii, Hadımoğlu Konağı ve taş köprü sayılabilir HADIMOĞLU KONAĞI 17. yüzyılda Konya'nın Hadim kasabasından gelerek, Bayramiç'e yerleşen Mustafa ve Ahmet isimli iki kardeş burada dabaklık yapmaya başlamışlardır. Kısa bir sürede zengin olan kardeşler, zamanın hükümetinden Bayramiç sancaktarlığı'nı almışlardır. Hadimoğlu konağı, bu sancakta kardeşlerden kalan ve günümüze kadar fazla tahrip olmadan gelebilen en güzel sivil mimarlık örneklerinden binidir. Binanın bazı yerlerinde Bayramiç ilçesine 14.km. uzaklıkta yer alan Kurşunlu tepe üzerinde Skepsiz Antik kentinden gelen mimari parçalar dekorasyon unsuru olarak kullanılmıştır. İç ve dış cepheler tamamen resim, fresk, alçı süsleme ve ahşap oymalarla tezyin edilmiştir. 1973 yılında, bina, varislerden hazinece satın alınmış, bilahare Kültür Bakanlığana devredilmiştir. 1996 yılında Bayramiç Kaymakamlığına tahsis edilen konak, "Türk Evi-Etnografya Müzesi" olarak Çanakkale Valiliğince gösterime arzedilip, Bayramiç halkına armağan edilmiştir. KAZDAĞI (AYAZMA) Bayramiç ilçesi, Evciler köyünden sonra 5 km. mesafededir. Kazdağına özgü uzun ağaçları, gürül gürül akan soğuk suları ve piknik yerleri ile ilimizin en güzel mesire yerlerinden birisidir. Kazdağında (Ayazma) her yıl Ağustos ayı içinde geleneksel Kazdağı güzellik yarışması düzenlenmektedir. Troya bölümünde geniş ayrıntıları ile incelediğimiz Antik mitolojiye sahne olan Kazdağı ile ilgili güzel bir efsane anlatılır. Edremit'in Güre köyünde Sarıkız adında çok güzel, iyi yürekli yardımsever bir kız yaşardı. Onu çekemeyenlerin iftiraları sonucu babası Sarıkız'ı 5-10 kazla birlikte Kazdağına bırakır. Uzun bir zaman sonra baba kızını görmeye gelir. Dağta abdest almak için kızından su ister. Sarıkız dağın tepesinden elini körföze uzatarak tasını doldurunca kızının erdiğini anlar. Sırrı anlaşılınca Sarıkız oracıkta can verir. Buna çok üzülen babası da başka bir tepede can verir. Bu rivayete göre İda dağı, Kazdağı, dağın doruğu Sarıkız tepesi, babasının öldüğü yer de baba dağı diye anılır. KÜLCÜLER KAPLICASI Bayramiç ilçesinin 18 km. doğusundadır. Kapılacada kür için banyo ve havuzlar vardır. Kaplıca suları sodyum sülfatlı, kükürtlüdür. 29 derece ile 34.5 derece sıcaklıkta olan kaplıca da, 8.7 ile 14.1 oran değerinde radyoaktivite bulunmaktadır. Romatizmal, cilt, nefrit, kadın, solunum yolu hastalıkları ile felçlerde olumlu etki yapar. BAYRAMİÇ Ottoman forces under Ahi Hızır Emir Bey first settled around Bayramiç when they were marching towards the European side of the Dardanelles. As the place was used for the celebration of holy Days and Feasts (Bayrams), the town became known as 'Bayram Içi' or 'Bayram için', later shortened to 'Bayramiç'. It became a headquarters for Turkish commanders en route to Rumeli (Turkey in Europe). In 1691, two brothers, Mustafa and Ahmet from Hadim in the province of Konya, settled in Bayramiç and built the mansion with the prominent ornamentation known locally as 'Hadimoluları Mansion'. Today this building is a conservation area and is being restored by the Ministry of Culture. The thermal spring of Külcüler is about 18 km to the east of the town. HADIMOĞLU MANSION Coming from the town of Hadim in the 17th century, Mustafa and Ahmet settled in Bayramiç and here started to produce plate- racks. In a short time the brothers became rich and from the government of the time they took the standard- bearer ship of Bayramiç. The Hadimoğlu Mansion of thi brothers has survived up till today without much damage and is one of the most beautiful examples of Ottoman civic architecture. In some parts of the building, architectural components used as decorative elements were taken from the ancient city of Scepsis on Kurşunlu Tepe 14 km from Bayramiç. The interior and exterior fronts are completely adorned with pictures, frescoes, plaster decoration and wooden carvings. In 197, the building was bought from the heirs by the government and after- wards became the responsibility of the Ministry of Culture. The mansion was given as a gift to the people of Bayramiç at the request of the governor of Çanakkale and is now a "Turkish Domestic Ethnological Museum", allocated to the district governorship of Bayramiç in 1996. AYAZMA and MOUNT IDA (KAZDAĞI) Ayazma is on the lower slopes of Mount Ida in the district of Bayramiç, 5 km along the road after the village of Evciler. With its tall trees peculiar to Mount Ida, its bubbling coll- flowing waters and idyllic picnic spots, it is one of the most beautiful excursion places in the province. Every year in August the traditional Mount Ida Beauty Contest is organized at Ayazma, recreating the famous event from mythology. There is a moving legend told about Mount Ida, the setting for many mythological events during the Trojan War. In the village of Güre near Edremit lived a beautiful, kind, fair-haired girl called Sarıkız. But as a result of malicious gossip about Sarıkız, her father could bear the innuendo and rum ours no longer and abandoned Sarıkız with 5-10 geese up on Mount Ida. After many years had passed, the father went to see his daughter. When they met, he asked for water to perform his ablutions. Sarıkız filled his bowl with water by extending her hand form the top of the mountain down to the Gulf of Edremit far below and the father realized at that point that his daughter had attained saintliness. Just after this miraculous event had taken place and its significance understood, Sarıkız died. Her father, greatly grieved at this, also gave up his life, on a different hilltop. According to this tale, Mount (Kazdağı, meaning 'Geese Mountain') has as its summit Sarıkız Peak while the place where her father died is remembered as Baba Da (Father Peak). KÜLCÜLER THERMAL SPRINGS These are 18 km to the east of Bayramiç. At the springs there are curative baths and polls. The waters of the spring are sulphurous and contain sodium sulphate. The springs, which have a temperature of between 29 and 34.5 degrees Celsius, have a radioactivity rating of between 8.7 and 14.1 The spa is beneficial for rheumatism, skin complaints, nephritis, women's and respiratory illnesses and paralysis conditions. |
|
|
|
|
|
#13 |
|
Acı Cekmek Ruhun Fiyakasıdır
![]() ![]() ![]() |
YENİCE
XIX.yy'ın başlarında bir köy olarak kurulduğu bilinen ilçenin ilk yerleşenlerinin, Kınık Türklerinin Kızıl keçili Boyundan geldikleri sanılmaktadır. İlçenin ilk sakinlerin, Asar dağının kuzey yamacına bakan bir bölgeye yerleştiler ve ilçeye inceköy adını verdiler. Sonralı Yenice adını alan ilçenin Seyvan köyünde hangi tarihi döneme ait olduğu bilinmeyen bir kale ile Asar dağı üzerinde bir kale yıkıntısı bulunmaktadır. 1936'ya dek, Balıkesir ilinin Gönen ilçesine bağlı bir köy olan Yenice, bu tarihten sonra ilçe olarak Çanakkale'ye bağlandı. Çanakkale ilinin güneydoğusunda, doğuda ve güneyde Balıkesir ile, kuzeyde Biga ve Çan ilçeleri, batıda Bayramiç ilçesi ile çevrilidir, deniz seviyesinden 276 m. Yükseklikte olan yerleşim merkezinin kuzeyinde Güre dağı ve güneybatı yönünde yer alan Asar dağı yükseklikleri 900-100 m.yi bulur. İlçeye Hamdibey, Kalkım, Pazarköy beldeleri bağlıdır. Halkın temel uğraşı tarım çalışmalarıdır. Tahıl, baklagiller ve tütün yetiştirilir. Yörede yetiştirilen Agonya tütünü beğenilen bir tütün çeşididir. Bu nedenle üretimi önem kazanmıştır. Harita üzerinden seçiminizi yapın . . Ayrıca fasulye, yeşil ve kırmızı biber, domates üretilen ilçede kurulu bulunan Yenice Gıda Sanayii (Y.G.S) ve Davutköy kalkınma kooperatifi kuruluşu olan Ova Salça Fabrikasında bu ürünler işlenmektedir. Fenni kovanlarla arıcılık yapılmakta olup, bunlar ailelerin tüketimlerini karşılamaktadır. İlçe merkezi Çanakkale-Balıkesir arasında önemli bir durak yeridir. Çanakkale'ye 100 km. Balıkesir'e 113 km'dir. Av turizminin önemli merkezlerinden birisi olmaya aday olan Yenice ilçemiz, her geçen gün yaban domuzu avcılığında seyahat acentalarının odak noktası haline gelmektedir. YENİCE Yenice is on southeast of Çanakkale city, Balıkesir is on East and South it Bayramiç takes place at West of Yenice. At North Yenice surrounds by Biga and Çan. Yenice is 276 m. high from the sea level. Güre montain takes place at North of Yenice. Asar montain is on Southwest of it. They are approximately 900-100 m. high. Kalkım, Hamdibey and Pazarköy are town of Yenice. Main work of people of Yenice is agriculture cereals, broad- bean and tabacco are produced. Agonya tabacco is a Kind of famous tabacco. For that reason, producing tabacco is very important at Yenice. Besides bean, red and green pepper and tomatoes are produced. Sauce is made from these products at Ova Sauce Factory. Apiculture is an important work for people of Yenice. Yenice is an important stop plance between Çanakkale, 113 km. to Balıkesir. Il will be of the most important ceters of hunting truism at next years. Yenice, at hunting is focus point of travel agencies |
|
|
|
|
|
#14 |
|
Acı Cekmek Ruhun Fiyakasıdır
![]() ![]() ![]() |
BİGA
12. yüzyılda Menbaalar adı ile anılan Biga ilçesinin tarihi oldukça eskilere dayanmaktadır. Antik Çağ'da Biga İlçesinin sınırları içerisinde eski Pegea kenti vardı. Biga adı bu kentten kaynaklanır. Anna Komnenos'un XII. Yüzyılda Pigas (Menbaalar) adıyla andığı kent, Pegae'nin yerinde kuruluydu. İlçenin sınırları içerisinde kalan önemli bir başka antik kent ise Parion (Kemer) idi. Parion, Misya'nın Hellespontus kıyısında Miletos'un bir koloni kentiydi; güneydoğuda Lapsakos (Lapseki) ile batıdaki Priapos (Karabiga) arasında yer almaktaydı. Biga'yı M.Ö. 334'de Büyük iskender Makedonya krallığı'na kattı. Daha sonra ilçe uzun süre Bizansızlar'ın yönetiminde kaldı. 1364 tarihinde I. Murad'ın komutanlarından Lala Şahin Paşa tarafından Osmanlı Devletine bağlanan kent, bu tarihten sonra Biga adını almıştır. Timurtaş Paşa'nın oğlu Gazi Umur bey tarafından ilçede cami, medrese ve şadırvanlar yaptırılmış ve döneminde oldukça mamur bir hale getirilmiştir. Harita üzerinden seçiminizi yapın . . Bugün, bu şirin ilçemizde Gelibolu'lu Tahsin kalfa'nın 1911 yılında yaptığı ibadet mekanı tek, son cemaat mahalli üç kubbeli olan Çarşı camii ve caminin tam karşısında bulunan, gene 1911 yıllarında yapımı tamamlanan, şadırvanı mermerden, 12 Kubbeli Büyük Şadırvan görülmeye değer eserlerdendir. Ilıcabaşı kaplıcaları ve Parion (Kemerd), Priapos (Karabiga kalesi) gibi antik yerleşim merkezleri ile ilimizin önemli turistik bölgelerinden birisi ola Biga, çalışkan ve azimli insanları sayesinde ülkemizin ekonomisine hakim olabilecek noktada atılımlar göstermektedir. İlçedeki Oteller KÖŞDERE OTELİ: *** 0 (286) 316 38 70 BİGA The exact date of the founding of Biga, where the ancient city of Pegea located, is unknown. Joined to the Kingdom of Macedonia by Alexander the Great in the year 334 BC after his decisive victory over the Persians at Granikos, it was later under Byzantine rule for many centuries then annexed to the Ottoman Empire by Kara boa, one of Orhan Gazi's commanders, and was called Biga in is honour. It was restored by Gazi Umurbey, son of the famous Timurtaş Pasha, and a large mosque, medresse and fountain were built. Parion (Kemerköy), Priapos (the castle of Karabiga) and Ilıcaba |
|
|
|
|
|
#15 |
|
Acı Cekmek Ruhun Fiyakasıdır
![]() ![]() ![]() |
GÖKÇEADA
İlçenin Antik Çağ'a ilişkin tarihi konusunda pek fazla bilgi yoktur. Adanın en eski yerleşiklerinin Plasglarelar olduğu bilinmektedir. Miltiades M.Ö. 500'de adayı Atina'ya bağladı. Roma egemenliği altına girinceye kadar Atina yönetiminde kaldı. 1455'te Osmanlı imparatorluğu topraklarına katılan Gökçeada, 1922-1923 yılları arasında Yunan işgaline kaldı. 1923 Lozan Antlaşmasına göre, 22 Eylül 1923'te Türkiye Cumhuriyeti'ne bağlandı. Tarih öncesinden bu yana yerleşme alanıdır. Harita üzerinden seçiminizi yapın . . İMBROS Kaleköy yakınlarındadır. Çok yıkık durum olan kale, Bizans ve Ceneviz yapı özelliğini göstermektedir. Çevrede, mermer mimari parçaları, Heykel kırıkları, duvar kalıntıları bulunmaktadır. Antik lahit çeşme olarak kullanılmaktadır. Ada 1456 yılında Fatih Sultan Mehmed tarafından Osmanlı imparotorluğu topraklarına katılmıştır. Ada halkının Kaptan-ı Derya Barbaros Hayrettin Paşa'ya gösterdiği ilgiyi duyan padişah Kanuni Sultan Süleyman, adayı vakıf olarak ilan etmiş ve vergiden muaf kılmıştır. Balkan savaşı yenilgisi sonucu ada, Yunanistan egemenliğine geçmiş, 1914 yılında İngilizler tarafından deniz ve hava üssü olarak kullanılmıştır.24 Temmuz 1923 Lozan Antlaşması ile ada tekrar Türkler'in eline geçmiştir. Adanın fiilen alınması 22 Eylül 1923'tür. Bu tarih adanın kurtuluş günü olarak kutlanmaktadır. Gökçeada 289.5 km yüzölçümünde, 95 km. kıyı şeridi uzunluğuna sahiptir. Kuzey-güney uzunluğu 13 km. doğu-batı uzunluğu 29.5 km'dir. Gökçeada (Kuzulimanı), Çanakkale'den 32 mil, Gelibolu yarımadasında Kabatepe limanı'na 14 mil, Bozcaada'ya 29 mil, Ege denizinde bulunan Yunan adalarından Limni'ye 16 mil, Semadirek Adasına 14 mil uzaklıktadır. Gökçeada çok engebeli, volkanik kütlelerden oluşmuştur. Adanın %77'si dağlık %12'si engebeli %10'u ise ovadır. Adanın güney sahillerinde Akdeniz iklimi, kuzey sahillerinde ise Marmara iklimi hüküm sürmektedir. Hakim rüzgarlar Lodos ve Poyraz'dır. Senenin büyük bölümünde rüzgarlar devamlılık sağlar. Gökçeada su kaynakları çokluğu bakımından dünyanın 4. Adası durumundadır. 5 adet göleti, bulunan adamızda Zeytinli Köy barajı adanın içme, kullanma ve sulama ihtiyacını büyük ölçüde karşılamaktadır. Ayrıca Şahinkaya-Dereköy,Aydıncık ve Uğurlu göletlerinden de tarım amaçlı sulamalar yapılmaktadır. Adanın güney sahilinde bulunun yaklaşık 1 km. büyüklüğündeki Tuz Gölü'nde yapılan analizlerde, içerisinde bol miktarda kükürde rastlanmış olup, çamur kürü tedavisi yapıldığında, romatizma, sedef, kireçlenme gibi hastalıklara iyi geldiği görülmüştür. Gökçeada ilçe merkezi ve 7 köyden oluşmaktadır. Bu köyler, Kaleköy, Eski Bademli,Yeni Bademli, Zeytinliköy, Tepeköy, Dereköy ve Uğurlu'dur. 1990 genel nüfus sayımına göre ilçe merkezi nüfusu 10.000, köylerin nüfusu 3000 civarında olup, toplam nüfus yaklaşık 13.000'dir. Gökçeada, vahşi doğasında göz alabildiğince uzanan kumsalları, pırıl pırıl denizi ile yeşili ve maviyi birleştiren kendine has örgüsü ile geçmişle bugünün birlikte yaşandığı harikat bir doğa güzelliği. Çeşitli kültürlerin buluştuğu adamızda camiler, kiliseler, manastırlar, eski rum evleri ve modern mimari örnekleri bir arada bulunmaktadır. Aydıncık, Yuvalı, Yıldızköy, Uğurlu, Gizli koy gibi daha birçok irili ufaklı doğal plajlarda, sakin, gürültüden usak temiz bir denizde mavinin keyfini, Tepeköy Çınaraltında, Marmarost'a, tabiatla yeşiller bütünleşmenin keyfini yaşamak mümkün. Kaleköy'de, Semadirek Siluetinin karşısında belediye tesisleri ve kıyı lokantalarında yenilen balıklardan sonra, Zeytinliköy'de içilen bir fincan Dibek kahvesinin 40 yıl hatırında serinlemek.. Eski köy merkezlerinden Kaleköy, kalesi,kordonu, balıkçı limanı, çay bahçeleri, lokantaları, dalga ve rüzgarın etkisiyle şekillenmiş kayalıkları ve kıyı yerleşimiyle yaz gecelerinin hareketlendiği Semadirek manzaralı köydür. Eski Bademli köyü, Daracık köy yolları, sessizliği ve adanın balkonu gibi ovaya kuş bakışı hakim olmasıyla görülmeye değer bir köydür. Zeytinliköy, sivil mimari örnekleri, köy meydanı kilisi ve manastırları, çiçeklerle bezenmiş taşlı yolları görülmeye, otantik kahvehanelerinden yükselen dibek kahvesinin kokuku duyulmaya değerdir. Merkeze uzaklığı 3.5 km'dir. Yüksek bir tepenin üzerinde kurulmuş olan Tepeköy'de köy meydanı, sivil mimari örnekleri ve kilisesini görmenin yanında, yüzyıllardır köye bekçilik eden çınar ağacının altında serinlemek ve piknik yapmak da insana ayrı bir zevk verir. Dereköy, kilisesi, kahveleri ve sivil mimari örneklerini sergilemesini yanında yüzlerce evin terkedilmişliği ile yalnızlık türküsü söyleyen bir köydür. Eşsiz doğa ve tarih dokusu olan ada'da, Yenibademli köyü yakınlarında, Kültür Bakanlığı, Anıtlar ve Müzeler Genel Müdürlüğü'nün izniyle 13.07.1996 en eski yerleşim birimlerinden olan Höyük kazısı çalışmalarına da devam edilmektedir. 2813 sayılı kanun ile tescil edilen höyük Hacettepe Üniversitesi, Protohistorya ve Önasya Arkeolojisi Anabilim dalı öğretim üyesi bilimsel danışmanlığında üniversite öğrencileri ve Adalı vatandaşların çalışmaları ile M.Ö. 3000 yıllarına ait sur, ev temelleri, erken Tunç çağına ait keramikler, ağışaklak, taş balta, silex ok ucu, perdeh, ezgi taşları, yonga parçaları bulgularıyla adanın en eski iskan tarihini aydınlatması, doğu ve batı dünyası arasında üstlendiği rolün belirlemesi amaçlanmaktadır. Ev pansiyonculuğunun gelişmekte olduğu ada da gelen yerli ve yabancı turistleri ağırlayabilecek kapasitede merkezde ve kıyı köylerinde olmak üzere konaklama yerleri mevcuttur. (yaklaşık 1000 kapasite) ev pansiyonculuğunun yaygın olduğu adada sevimli pansiyonlar, oteller hizmete açıktır. Ada'nın ulaşımı deniz yoluyla yapılmaktadır. Türkiye Denizcilik İşletmelerine ait iki adet feribotla Çanakkale limanından saat 17.00'de Yeşilada feribotu, Eceabat Kapatepe limanından saat 11.00'de Kınalıada arabalı vapuru ile olmak üzere iki sefer olarak ulaşım sağlanmaktadır. Ayrıca 1200 metre pist uzunluğu olan askeri amaçlı olmakla birlikte sivil havacılığa da açık havaalanı mevcuttur. Turizm yönünden henüz emekleme devresinde olan adamız, denizinin temizliği, doğasının bozulmamış oluşu ve sakinliği ile aranan bir tatil beldesi olma yolundadır. GÖKÇEADA Gökçeada, the largest Turkish island, has a coastal length of 95 km with a total surface area of 289.5 sq km. The distance between Kuzu Limanı and Kabatepe on the Gallipoli Peninsula is 14 km and the islağnd is 29 nautical miles from Bozcaada. The Mediterranean climate is observed on its southern shores while the transitory Marmara climate is prevalent on the Northern eaboard of the island. The administrative composition of Gökçeada consists of a central town with 7 villages. These villages are Kaleköy, Eski Bademli, Zeytinliköy, Tepeköy, Dereköy and Uğurlu. According to the 1990 census the town's population was 10.000 and the ilag1es had approximately 3000 inhabitants. Family-run pension- type accommodation has recently developed and expanded plus there are also clean and reasonably- priced hotels with a capacity of around 3000 bedsScuba diving and hunting have always been most popular sporting activities on the island. Gökçeada offers a crystal- clear turquoise sea with numerous little unexplored coves creating the opportunity to spend an unforgettable holiday on the island in complete tranquility. Being a hilly island, the sheer rocky heights and steep hillsides attract climbing. The coast is ideally suited for water skiing ağnd wind surfing. The best swimming season lasts for 3 months. __________________ |
|
|
|
|
|
#16 |
|
Acı Cekmek Ruhun Fiyakasıdır
![]() ![]() ![]() |
savaş öncesi
Yirminci yüzyılın başlarında Avrupa sınırlarından taşıyordu. Ekonomik rekabet, sömürgecilik ve milliyetçilik akımları Avrupa’yı ikiye bölüyordu. Almanya-Fransa ve Rusya-Avusturya arasındaki çekişmeler gerginliğe dönüşüyordu. 28 Haziran 1914’te Avusturya-Macaristan İmparatorluğu Veliahdı Arşidük Ferdinand’ın bir Sırp milliyetçisi tarafından öldürülmesi bu gerginliğe son noktayı koydu. Avusturya’nın 28 Temmuz 1914’te Sırbistan’a seferberlik ilanının ardından 1. Dünya Savaşı başlamış oluyordu. Bir yandan Almanya, Avusturya-Macaristan ve İtalya’dan oluşan üçlü İttifak Devletleri, bir yanda da İngiltere, Fransa ve Rusya’dan oluşan Üçlü İtilaf Devletleri sonunda Avrupa’yı ikiye bölmüşlerdi. Savaş ilanlarının ardından İtalya tarafsızlığını ilan ettiyse de bir yıl sonra İtilaf Devletleri’ne katıldı. Osmanlı İmparatorluğu tarihin gördüğü en geniş sınırlara sahip olmuş, her çeşit milleti ve inanışı içinde barındırmış ve yaklaşık 600 yıl süren saltanatını 20. Yüzyılın başında kaybediyordu. Dışta ve içte yaşadığı mücadeleler Osmanlı Devleti’ni çökertiyor, topraklarını ve gücünü dağıtıyordu. Son olarak Trablusgarp ve Balkan Savaşları ile arka arkaya yenilgiler alan Osmanlı Devleti, Doğu Trakya dışında Avrupa’daki bütün topraklarını kaybetmiş, saygınlığını ve gücünü yitirmişti. Artık Osmanlı Devleti’nin ölümü bekleniyor ve diğer ülkeler tarafından paylaşım planları hazırlanıyordu. Rusya boğazları ele geçirip sıcak denizlere inmeyi hedeflerken, İngiltere Süveyş Kanalı ve Hint yolunun güvenliği için Filistin’i ele geçirmeyi tasarlıyor, Fransa; Lübnan, Suriye ve Kilikya’nın kontrolünü düşlüyor; Almanlar doğuya yayılma politikası güdüyor, İtalyanlar ise Antalya’ya sahip olmayı istiyorlardı. Birinci Dünya Savaşı’nın patlamasının ardından Osmanlı Devleti önce İtilaf Devletleri ile birlikte olmaya niyetlendiyse de, Rusya’nın bu duruma soğuk bakması Osmanlı’yı Almanya’ya doğru yönlendirdi ve 2 Ağustos 1914’te yapılan gizli bir antlaşma ile Alman-Türk ittifakı kesinleşti. Bu tarihten sonra, güvenliği açısından seferberlik ve silahlı tarafsızlık ilan eden Osmanlı Devleti, 10 Ağustos 1914’te İngiliz donanmasından kaçan GOEBEN ve BRESLAU adlı Alman savaş gemilerinin boğazlardan geçmesine izin verir ve boğazları tüm yabancı gemilere kapatır. GOEBEN ve BRESLAU’ın boğazlardan geçmesi itilaf devletlerinin tepkisine yol açar. Bunun üzerine Osmanlı Devleti, bu iki gemiyi, daha önce İngilizlere sipariş ettikleri ve hatta parasını ödedikleri halde alamadıkları iki gemi yerine satın aldıklarını açıklar. Böylece, Yavuz ve Midilli adı verilen bu iki savaş gemisi Osmanlı Donanması’na katılmış olur. 27 Eylül 1914’te Amiral Souchon komutasındaki Yavuz, tatbikat amacıyla çıktığı Karadeniz’de Ruslar’a ait Sivastapol ve Novorosisk limanlarını bombalayınca 1 Kasım 1914’te Ruslar Kafkasya’da sınırı geçerek fiilen savaş başlatmış ve Osmanlı Devleti de sıcak savaşın içine çekilmiş olur. Osmanlı Devleti’nin elinde bulunan boğazlar, konumları nedeniyle özellikle Avrupa için çok büyük bir önem taşıyorlardı. Tarih boyunca uğurlarında nice savaşlar verilen boğazlar stratejik, ekonomik ve kültürel açıdan paha biçilmez değerdeydiler. Bugün bile bakıldığında değerlerini korumaya devam ettikleri açıktır. İtilaf Devletleri’nin Boğazları açma nedenlerinin başında, elbette ki boğazların sahip olduğu bu stratejik önem yatıyordu. Rusya’ya yardım edebilmek hedefiyle yapılanan bu düşünce ; aynı zamanda Almanya’dan yeterli yardım alamayacağı ve fazla direnemeyeceği düşünülen Osmanlı’yı tek başına ve planlanmış bir barışa mahkum etmeyi planlıyordu. Ayrıca boğazları kazanmak demek, İstanbul’u ele geçirip Osmanlı ve tüm Avrupa üzerinde manevi bir yıkıma sebep olmak demekti. Tarafsız kalan pek çok ülke bu başarıya kayıtsız kalamayacak ve İtilaf Devletleri’ne katıldıklarını açıklayacaklardı. Boğazlardan geçilebilirse, kazanılacak olan başarı tüm Müslüman sömürgeleri sindirecek, güneyde sömürge devletlerini rahatsız eden hiçbir şey yaşanmayacaktı. Bu düşünceyle İngiltere 28 Ocak 1915’te Osmanlı’ya savaş kararı aldı ve bu karara Fransa da katıldı. |
|
|
|
|
|
#17 |
|
Acı Cekmek Ruhun Fiyakasıdır
![]() ![]() ![]() |
Denizlere hakim olan dünyaya hakim olur.” düşüncesiyle hareket eden İngilizler, boğazları ele geçirmek için donanmanın yeterli olacağına inanıyorlardı. Bahriye Nazırı Churchill’in planları Akdeniz filosu komutanı Amiral Carden tarafından da desteklenince, Lord Fisher’ın şüpheli gördüğü bu harekatın donanma ile yapılmasına karar verildi. Tarihinde hiçbir yenilgi almamış olan İngiliz donanmasının silah, teknoloji ve başarı açısından kendine güveni tamdı. Dünyanın yenilmez donanması, Fransa’nın da desteği ile dünyanın en büyük armadasını oluşturuyordu. Bu donanmaya karşı gelebilecek hiçbir güç düşünülemezdi. Hele ki yıpranmış, teknoloji açısından zayıf ve parçalanmak üzere olan Osmanlı, bu armada ile asla baş edemezdi.
İtilaf Devletleri’nin deniz harekatı 19 Şubat 1915’te başladı. 13 Mart 1915’e kadar düşman gemileri tabyaları top ateşine tuttu, mayın tarama gemileri olabildiğince yol açtı. Boğazları zorlayarak geçebileceklerine inanan düşman kuvvetlerinin, kararlı ve dirençli bir karşılık almaları bu işin o kadar da kolay olmadığını gösteriyordu. Bir ay boyunca yapılan binlerce mermi atışının ardından çok da büyük bir gelişme elde edilememişti. 18 Mart’a kadar geçen bu dönemde boğazın girişinde bulunan Rumeli yakasındaki Seddülbahir ve Ertuğrul tabyaları ile, Anadolu yakasındaki Kumkale ve Orhaniye tabyaları tahrip edilmişti. Boğaza giriş kapıları aralanmış ama hala ilerde olacaklar belirsizdi. Ve 18 Mart 1915 sabahı geldiğinde kimse günün sonunda neyle karşılaşacağını bilmiyordu. 17 Mart 1915’te Amiral Carden’in yerine Amiral De Robeck’in atanmasıyla 18 Mart da gerçekleşecek plan uygulamaya konuluyordu. Plana göre; 18 Mart sabahı 3 deniz tümeninden oluşan düşman filosu boğazda belirdi. Filonun en güçlü gemilerinden oluşan 1. Tümen bizzat Amiral de Robeck tarafından kumanda ediliyordu. Queen Elizabeth, Agamemnon, Lord Nelson muharebe gemileri ve Inflexible muharebe kruvazöründe oluşan 1. Tümen, saat 10:30’da boğazdan içeri girdi. Filonun önündeki muhripler savaş alanını tanıyorlardı. Planlanan noktaya ulaşıldığında Queen Elizabeth’in hedefi Rumeli Mecidiye Tabyası, Lord Nelson’un hedefi Namazgah Tabyası, İnflexible hedefi ise Rumeli Hamidiye Tabyası idi. “A Savaş Hattı” olarak adlandırılan bu plan 11.30’da uygulanmaya başlandı ve 11.30’da merkez tabyalarına ateş başladı. Bu arada düşman gemileri Kumkale’den gelen tedirgin edici ateş hattına da girmişlerdi. Obüslerden üstlerine ateş yağıyordu. Yine de mesafe uzak olduğundan Türk bataryaları savaş gemilerine karşılık veremiyordu. Saat 12.00 sularında Çimenlik, Rumeli Hamidiye ve Anadolu Hamidiye ateş almıştı. B Hattı diye adlandırılan Amiral Guepratte komutasındaki 3. Tümen Suffren, Bouvet, Goulois, Charlemagne adlı dört Fransız gemisiyle Triumph ve Prince George adlı iki İngiliz muharebe gemisinden oluşuyordu. Plana göre bu tümen 1. Tümenin arkasından hareket geçti ve B hattı önündeki yerini aldı. Yavaş yavaş yaklaşan gemiler bu cesurane ilerleyişlerinde Türk bataryalarından düşen mermi ateşi altında B hattına vardılar. Şiddetli yapılan karşılıklı çatışmalarda aradaki bataryalar sustuysa da merkez bataryalar ateşe devam ediyorlardı. 900 yarda kadar içeri sokulduklarından şiddetli ateş bu gemilerin üzerine yağıyordu. 3. Tümene ait olan iki İngiliz gemisi Triumph ve Prince George A hattının kıç omuzluklarında yerlerini almış Rumeli Mesudiye ve Yıldız Tabyalarını hedeflemişlerdi. Rumeli merkez bataryaları çok yoğun bir ateş altındaydı. Mermilerin çoğu tabyalar içine düşmüş, telefon hatlarını bozmuş, yangınlar çıkarmıştı. Rumeli Mecidiye tabyası topçuların şehit olması ile devre dışı kalmıştı. Planın ikinci aşamasında Türk bataryaları üzerinde yeteri kadar üstünlük sağlanabilirse Albay Hayes Sadler komutasındaki 2. Tümen devreye girecekti. Ocean, İrresistible, Albion, Vengeance, Swiftsun ve Majestic’ten oluşan 2. Tümen, 3. Tümenin yerini alacak ve B Hattından son olarak yakın muharebe yapılarak Tabyalar içinde olmayıp mayın hatlarını savunan toplar tahrip edilerek bombardımandan hemen sonra mayın tarama işlemlerine başlanacaktı. Fakat 3. Tümenin yerini alacak 2. Tümen gelmeden önce beklenmedik bir şey oldu. Saat 14:00’e doğru Suffren büyük bir hızla boğazı terk etmekte ve Bouvet’de onu izlemekteydi. A hattını geçmek üzereyken Fransız gemisi Bouvet’de bir iki patlama oldu ve Anadolu Hamidiye tabyasınca ateş altındayken 3 dakikada suların altına gömüldü. Derin bir şaşkınlık yaşanıyordu. Queen Elzabeth ve Agamemnon dışındaki bütün gemiler ateşi kestiler. Muhripler ve istimbotlar personeli kurtarmaya gittiklerinde 20 kişi kurtarılabilmiş, 603 kişi sulara gömülmüştü. Bu arada 12.30 sularında Goulois isabet almış ve ağır yaralarla boğazı terk ediyordu. 15.30 sularında mayına çarpan Inflexible’ın durumu kötüydü ama yoğun çabayla Bozcaada’ya ulaştı. 2. Tümen İngiliz gemileri, 3. Tümenin yerini aldığında bu manzara ile karşılaşmıştı. Saat 14.30’da ateşe başlayarak 10 yardaya kadar yaklaştılar. Namazgah tabyasını bombardıman ediyordu. Saat 15.00’te Rumeli Hamidiye daha sonra da Namazgah aldığı isabetle savaş dışına kalmıştı. Anadolu Hamidiye tabyası hasar görmemişti ve İrrisistible’a ateş ediyordu. Saat 15.14’de İrrisistible’ın yanında korkunç bir patlama duyuldu. Saat 16.15’te tabyalarda uzaklaşmak isterken bir mayına çarptı. Bu bölgede bir gece önce Nusret’in döktüğü mayınlar hiç hesapta yokken can alıyordu. Bölgenin mayınlı olduğunu anlayan Amiral de Robeck 2. Tümenin geri çekilmesi için emir verdi. 18.05’te geri çekilirken Ocean da mayına çarpmıştı. Güçlü top ateşine rağmen Ocean’ın personeli muhripler tarafından boşaltıldı. 18 Mart’ta yaşananlar şaşkınlık yaratmıştı. Lord Fisher gibi ordusuz bir donanmanın başarıya ulaşamayacağını söylayenler haklı çıkıyor, de Robeck ve Churchill gibi hala donanma ile boğazları zorlayıp İstanbul’a çıkılabileceği düşüncesi yeni hareket planları doğuruyordu. |
|
|
|
|
|
#18 |
|
Acı Cekmek Ruhun Fiyakasıdır
![]() ![]() ![]() |
--------------------------------------------------------------------------------
Çanakkale Savaşları’nda Deniz Harekâtı’nın başarısızlığı umutları Kara Harekâtı’na çevirmişti.Daha 1 Mart’ta Yunanistan, Gelibolu yarımadasını işgal etmek, mümkün olduğu takdirde İstanbul üzerine yürümek üzere İngiltere’ye üç tümenlik bir kuvvet önermişti. İngiliz ve Fransızlara kalsa öneri kabul edilebilirdi. Ancak Rus Çarı, İngiliz Büyükelçisi’ne, hiçbir şart altında Yunan askerinin İstanbul’a girmesine izin vermeyeceğini bildirerek bu tasarıyı önledi. Londra’da ise, harekâtı Donanma yalnız mı yapsın, yoksa Kara Ordusu ile birlikte mi hareket etsin tartışması yapılmakta idi. Bir Kara Ordusuna ihtiyaç olduğunu savunanların arasında Lord Fisher geliyordu. Bununla beraber son karar, Savaş Bakanı (Harbiye Nazırı) Lord Kitchener’indi. O ise, ısrarla elinde birlik olmadığını söylüyordu, ama seçkin bir birlik olan ve İngiltere’de bulunan 29’ncu Tümen’e hiçbir görev verilmemişti. Nihayet Mart’ta Kitchener Çanakkalecilerin tarafına kayarak 29’ncu Tümenin Ege’ye sevk edileceğini, Çanakkale’de bulunan Deniz Piyadelerine Gelibolu Yarımadası’nın temizlenmesinde yardım edeceğini açıkladı. Bu haber Fransa cephesinde buluna İngiliz Generallerinin öylesine büyük tepkisine yol açtı ki, Mareşal sözünü geri alarak 18 Şubat’ta bu birliğin yerine o sırada Mısır’da bulunan Avustralya ve Yeni Zelanda Tümenlerinin gideceğini bildirmek zorunda kaldı. Askeri durumu tetkik için Çanakkale’ye gönderilen General Sir William Birdwood, 5 Mart’ta Kitchener’a gönderdiği raporda, Donanmanın tek başına Bağaz’dan geçemeyeceğine inandığını, kuvvetli bir ordunun karadan donanmayı desteklemesi gerektiğini bildiriyordu. Bu rapor Kitchener’in bütün tereddütlerini giderdi. 10 Martda 29’ncu Tümenin Ege’ye gönderileceğini açıkladı. Ayrıca bir Tümen de kendilerinin göndermeleri için Fransızları ikna edeceğini ilave ediyordu. Böylece Mısır’daki Anzac Tümenleri ile birlikte 70 bin kişilik bir kolordu bu işe ayrılmış oluyordu. Birdwood’un raporuna rağmen, hala donanmanın tek başına Boğazı geçebileceğini düşünenler vardı. Bu karışıklık içinde Kara kuvveti hazır olana kadar Donanmanın harekatını geri bırakmasını, bu suretle Kara ve Deniz Kuvvetlerinin müşterek harekata başlamasının en iyisi olacağını hiç kimse aklına getiremiyordu. O sıralarda Londra’ya hakim olan bu kargaşalık ve belirsizliği, ne yapacağı belli olmayan Sefer Kuvveti’nin Komutanlığına yapılan atamadan anlamak mümkündür. Bu komutan, Kitchener’in Güney Afrika savaşlarından eski bir arkadaşı General Sir Ian Hamilton’du. Donanma asıl saldırısını yapana kadar, Hamilton’un birlikleri işe karışmayacaktı. Eğer deneme başarıya ulaşmazsa Hamilton Gelibolu yarımadasına çıkarma yapacak, başarıya ulaşırsa yarımadaya zayıf bir kuvvet bırakıp doğrudan doğruya İstanbul üzerine yürüyecekti. Oradan İstanbul Boğazına çıkarılmış bir Rus Birliği ile birleşmesi umuluyordu. Türk tarafı ise, 18 Mart’ta kazandığı zaferden dolayı kendisine olan güvenini tazelemiş, Çanakkale’nin Boğazlar’dan geçilemeyeceğini tüm dünyaya göstermişti. Bu zaferin ardından, Müttefiklerin kaçınılmaz kara harekâtına karşı Türk tarafı da son sürat hazırlıklara başlamıştı. Çanakkale ‘de 5. Ordu oluşturulmuş başına da Mareşal Liman von Sanders getirilmişti. Kıyılara dikenli tellerle çevriliyor, birlikler önemli yerlere yerleştiriliyor, müttefiklerin her hareketi gözleniyordu. Müttefik çıkarmasını bekleyen bir başka kişi ise 19. İhtiyat Tümeni’nin başında bulunan yarbay Mustafa Kemaldi. |
|
|
|
|
|
#19 |
|
Acı Cekmek Ruhun Fiyakasıdır
![]() ![]() ![]() |
İlk motorlu uçağın uçuşundan yedi yıl gibi kısa bir süre geçtikten sonra, 1910 yılında uçaklardan askeri amaçlarla yararlanma düşüncesi ortaya çıkmış ve takip eden yıllarda uçak, yeryüzünde etkin bir taarruz silahı olarak kullanılmaya başlanmıştır.
Dünyadaki bu gelişmeyi yakından izleyen ve önemini değerlendiren zamanın Harbiye Nazırı Mahmut Şevket Paşa’nın direktifiyle, 1911 yılında, Genelkurmay başkanlığı bünyesinde askeri havacılıkla ilgili bir şube oluşturulmuş ve Türk Askeri havacılığı’nın temeli olan teşkilat kurulmuştur. Bu yeni silahın edinilmesine büyük önem veren Mahmut Şevket Paşa maaşının bir kısmını bağışlayarak uçak alımı için kampanya başlatmış ve bu kampanyaya başta padişah Sultan Reşat olmak üzere Donanma Cemiyeti, subaylar ve bazı zenginler iştirak etmiştir. İki uçaklık para, kısa zamanda toplanmış ve Fransa’dan biri 25 Beygirlik, biri de 50 Beygirlik iki uçak satın almıştır. Müteakiben, Yeşilköy Safra düzlüğünde Kara tayyare Mektebi, Yeşilköy Feneri yakınlarında da deniz tayyare Mektebi kurulmuş ve havacı personel yetiştirilmek üzere ordu ve donanmadan istekli subaylar seçilmiştir. Çanakkale Muharebeleri başladığı zaman dünya ve Türk askeri havacılığı mütevazı ve geliştirilmeye muhtaç bir durumda idi. Çanakkale Muharebeleri havacılık yönünden, yeni silahın gerçek değerinin anlaşıldığı ve bugünkü modern hava kuvvetlerinin temelini atan kahramanları kavramaya çalışırken, icra edilen hava harekatının sadece o günkü müşterek harekata katkısı değil aynı zamanda bugünkü havacılığımıza olan katkısı da düşünülmekte ve hava kuvvetlerinin temelinin atılarak, hava stratejisi ve taktiklerinin oluşturulmaya başlandığı bir harekat noktası olarak değerlendirilmektedir. Havacılık açısından işte böyle bir ortam içinde, 2 Ağustos 1914 günü seferberlik ilan edilmiş ve buna paralel olarak Yeşilköy’de bulunan deniz uçaklarından 2’si İzmir, birisi de Çanakkale Müstahkem Mevzi Komutanlığı emrine verilmiştir. 25 Ağustos 1914 tarihinde Çanakkale Nara Meydanı’na konuşlandırılan Nievport tipi deniz uçağı ile, Deniz Yzb. Savmi, Ütğm. Fazıl ve Ütğm. Cemal’in yaptığı keşif uçuşları sayesinde, bölgedeki İngiliz ve Fransız gemilerinin faaliyetleri izlenmeye başlanmıştır. 18 Mart 1915 tarihine kadar olan dönemde yapılan başarılı hava keşif görevleri hem düşmanın elindeki gemi tip ve miktarını tespit, hem de taarruz hazırlıklarını devamlı takip imkanı sağlamıştır. 18 Mart 1915 günü, havacılarımız erken saatlerde yaptıkları keşif raporunu vermişlerdir. “ Bozcaada önünde, 40 düşman gemisi sayıldı. Bunlardan; 19’u ağır, 3’ü hafif olmak üzere 22’si kruvazör, diğerleri; şilep, destek gemisi ve uçak gemisidir. Sayıları tam olarak saptanamayan denizaltılar görülmüştür. 6 adet zırhlı İngiliz gemisi, muharebe düzeninde boğaza doğru ilerlemekte ve Fransız gemileri de demir almaktadır. ” Bir süre sonra, boğaza giren ve kıyı bataryalarını şiddetle bombardıman eden düşman donanma topçusuna, Ark Royal uçak gemisinden havalanan İngiliz uçakları da ateş tanziminde geniş çapta yardım etmiştir. 18 Mart günü öğleden sonra, havacılarımıza; Limni Adası civarındaki düşman kuvvetlerinin durumunu keşfetmeleri emredilmiştir. Bir saat içinde görev bölgesine ulaşan pilotlar Mondros Koyu’nda 13 harp, 4 nakliye, 29 kömür gemisi olmak üzere toplam 46 geminin bulunduğunu, ayrıca Fransızların Gaulois gemisinin sahil topçumuzun ateşi ile Çanakkale ağzında yara aldığını rapor etmiştir. Çanakkale Muharebeleri süresince, karşılıklı keşif harekatı devam ederken; Türk havacıları, o tarihler için başarılı sayılabilecek diğer hava görevlerini de icra etmişledir. Bu görevlerden biri 18 Nisan 1915’de yapılmıştır. O gün Çanakkale Boğazı bölgesinde gittikçe kuvvetlenen ve hava üstünlüğü kurmasından endişe edilen düşman hava gücünü tesirsiz hale getirmek maksadıyla, Bozcaada’da 18 düşman uçağının konuşlandığı meydana hava taarruzu planlamıştır. Ancak bu meydandaki uçaklar, keşif görevi için daha önceden kalktığından, havada karşılaşılmış, kısa bir hava muharebesinden sonra zayiatsız olarak meydana dönülmüştür. Bu görev amacına ulaşmadıysa da, asli taktik hava görevlerinden olan “mukabil hava harekatı” nın ilk ve tipik bir uygulaması olması açısından önem taşımaktadır. Türk uçaklarının meydan taarruzu planlamasından esinlenen İngilizler aynı gün üçer uçaklık iki kol ile meydanımıza taarruz etmişler, ancak uçaklarımız daha önceden meydan içinde dağıtılarak gizlenmiş olduğundan, atılan bombalar hasar meydana getirememiştir. Bu da, ufki dağılma ve gizleme yapılarak, beka tedbirlerinin alınışına güzel bir örnek teşkil etmiştir. 14-19 Mayıs 1915 günleri, güney cephemizdeki karşı taarruzumuzu desteklemek amacıyla; düşman çıkarma gemileri ve ordugahı bombalanmış Mayıs ayı başından itibaren sabit balon ile boğaz gözetlemesi ve topçu atış tanzimi ve birliklerimizi taciz eden manika balon gemisine taarruzlar yapılmış, her hava hücumunda gemi, balonunu toplayıp yer değiştirmek zorunda bırakılmıştır. Böylece bugün “yakın hava desteği” olarak bilinen görev tipinin basit bir uygulaması yapılmıştır. 25 Haziran’da; Arıburnu bölgesindeki düşman karargahı üzerine propaganda amacıyla 300 adet ingilizce yazılı bildiri atılmıştır. Bu görev, hava gücünün psikolojik harpte kullanılmasına ilişkin güzel bir örnektir. 30 Kasım 1915’te ise, Üsteğmen Ali Rıza, Teğmen Orhan’la beraber, Çanakkale girişinde karaya oturmuş bulunan bir düşman kruvazörüne taarruz etmek için görevlendirilmiştir. Tam bu esnada bir düşman uçağının yaklaştığı görülmüş ve yapılan hava muharebesinde Üsteğmen Ali Rıza fransız uçağını makinalı tüfek ateşiyle düşürmeyi başararak Türk havacılık tarihine ilk düşman uçağını düşüren pilot olarak geçmiştir. Sonuç olarak; Çanakkale Muharebeleri’nde, kahraman kara ve deniz kuvvetlerimiz gibi havacılarımız da, üstün silah ve teknik olanaklara sahip düşmanları karşısında, kendilerine düşen görevleri cesaret ve üstün görev bilinici içinde başarıyla icra etmişler ve resmi İngiliz harp tarihi kitaplarında: “Harikulade müdafaasında yılmadan mücadele eden ve sonunda başaran düşmanımıza hayran kaldık” dedirtmişlerdir. Çanakkale Muharebeleri’nin ileri görüşlü askeri önderleri yeni silahın gereksinimi olan strateji ve taktiklerin oluşturulmasına öncülük etmiştir. Bu kapsamda ulu önder Atatürk şöyle buyurmuştur: “ GÖKLERDE BİZİ BEKLEYEN YERİMİZİ ALMAK ZORUNDAYIZ. YOKSA O YERİ BAŞKALARI İSTİLA EDER VE İŞTE O ZAMAN BU ÜLKE VE MİLLET ELDEN GİDER. HALBUKİ BİZ TÜRKLER, BÜTÜN TARİHİMİZ BOYUNCA HÜRRİYET VE İSTİKLALE ÖRNEK OLMUŞ BİR MİLLETİZ. TAYYARECİLER! ŞUNU UNUTMAYIN Kİ YARININ EN BÜYÜK TEHLİKELERİ SEMALARDAN GELECEKTİR. BU SEBEPLE SİZLER DAİMA HAZIR BULUNMAYA VE O ŞEKİLDE YETİŞMEYE GAYRET EDECEKSİNİZ.” |
|
|
|
|
|
#20 |
|
Acı Cekmek Ruhun Fiyakasıdır
![]() ![]() ![]() |
Çanakkale savaşları deyince akla ilk gelen ve bu savaşların simgesi olan kahraman Nusret Mayın gemisidir. 18 Mart Deniz Savaşı'nda Müttefik Donanmasını dağıtan, Müttefik Komutanlarını şaşkınlığa uğratan, Türk askerine moral, Türk Milleti'ne sevinç kaynağı olan 26 mayınla bir yazgının değişmesine sebep olan bir kahramanlık hikayesidir Nusret Mayın Gemisi.
Nusret Mayın Gemisi'nin başarısı o kadar büyümüştür ki destansı özellikler katılarak menkıbe kitaplarında baş köşeyi almıştır. Çoğu kaynakta "17 Mart'ı, 18 Mart'a bağlayan gece" diye başlar Nusret'in serüveni. Bu verilen tarih doğru olmamakla birlikte, olayın dramatik yanını artırması açısından kullanılmıştır. Nusret'in kahramanlık hikayesi çok önceden başlar; Nusret Mayın Gemisi Boğaz sularına 3 Eylül 1914'te geldi. Teoman Erbay arşivinden Nusret Mayın Gemisi Teoman Erbay arşivinden Nusret Mayın Gemisi Almanya'da özel olarak inşa edilmiş bu tekne, dar alanlarda kolayca manevra yapabiliyor ve az su çektiğinden mayın alanları üzerinde güvenle dolaşabiliyordu. Nusret Mayın Gemisi'nin künye bilgileri şöyledir : Tipi Mayın Gemisi İnşa Yeri Almanya Tonajı 360T Hizmete Girişi 1912 Boyu 40 m Eni 7,4 m Çektiği su 2 m Silahları 1 adet 7,5/40 Top, 2 Adet 4,7 Top, 2 mk. 5b. Sürat 15 mil Hizmet Dışı 16.06.1957 Akıbeti Müttefik donanmasının boğazlardaki tabyaları bombalamaya başlamaları (Şubat 1915) ile birlikte Mart ayına kadar geçen süre içinde, dünyanın en büyük donanması boğaz önünde toplanıyor, keşif uçuşlarıyla mayın alanları belirleniyor, mayın araştırma ve keşif gemileri boğazın içlerine kadar girip mayınları temizliyorlardı. Nusret'in mayınlarını döktüğü Karanlık Liman önündeki mayın hatları ise tamamen temizlenmişti. Uzun süreli bu temizlik çalışmalarının ardından Müttefik donanmasının boğazı geçme girişiminde bulunacağı kesinde. Bunun üzerine Müstahkem Mevkii komutanlığı daha önceden düşündüğü gibi, bir Alman subayının da teklifiyle elde kalan son 26 Mayını Karanlık Liman'a dökme kararı aldı. Bu olayın içinde yaşayan Müstahkem Mevkii Kurmay Başkanı Selahattin Adil anılarında şöyle yazmaktadır : "Düşman kesin saldırısının birkaç gün içinde yapılacağı belli oluyordu. Deniz işlerine bakan ve izleyen tecrübeli, sevimli, uysal bir ihtiyar olan Alman Amirali Menter Paşa'nın teklifine uyularak, geride kalan yedek mayınların atılmasına karar verilmiş ve 30 kadar mayın Nusret gemisinde hazırlanmıştı." Böylece Müstahkem Mevkii Komutanı Cevat Paşa'nın da görevlendirilmesiyle, Yüzbaşı Tophaneli Hakkı Bey komutasındaki Nusret Mayın gemisi 7/8 Mart gece yarısından az sonra göreve çıkıyordu. Müstahkem Mevkii Mayın Grup Komutanı Yüzbaşı Hafız Nazmi (Akpınar) Bey'de Nusret Mayın Gemisi'ndeydi. 7/8 Mart gece yarısından az sonra sisli bir havada Çanakkale'den ayrılan Nusret Mayın Gemisi bütün ışıklarını söndürmüş, kıvılcım atmasın diye ocaklarını bastırmışlardır. Daha önceden dökülmüş olan mayınların arasından, Nazmi Bey'in kılavuzluğunda geçerek karanlık Liman'a doğru ilerlemeyi sürdürürler. Kıyıya paralel olarak 100'er metre aralıklarla ve suyun 4,5 metre altında 26 mayın da sessizlik içinde dökülür. Görev tamamlandığında yine aynı sessizlik ve dikkatle geriye dönen Nusret Mayın Gemisi, bir savaşın kaderini değiştirecek 26 Mayınlık imzasını bırakmıştır geride. Ertesi günlerde, Müttefikler tarafından yeni keşif uçuşları ve mayın taramaları yapılmıştır. Her nasılsa bu 26 sürpriz mayın kendilerini saklamayı başarmıştır. Hatta Karanlık Koy'da mayın bulunmadığına dair rapor veren İngiliz Pilot, bu sürpriz mayınların başarısından bir gün sonra kurşuna dizilmiştir. 18 Mart günü yaşananlar Türk tarihinde gerçek bir zaferdir. Bu zaferde Nusret Mayın Gemisi'nin başarısı tartışılmazdır. Winston Churchill 1930'da ""Revue de Paris" dergisinde bu olayı şöyle yorumluyordu. "Birinci Dünya Harbi'nde bu kadar insanın ölmesine harbin ağır masraflara mal olmasına, denizlerde 5,000 tane ticaret ve savaş gemisinin batmasına başlıca neden, Türkler tarafından bir gece önce atılan ve incecik bir çelik halat ucunda sallanan 26 adet mayındır." Görüldüğü gibi Nusret Mayın Gemisi ve 18 Mart Zaferi bütünleşmiş ve bu zaferle birlikte anılan bir destana dönüşmüştür. Nusret Mayın Gemisi 2000 yılı itibariyle hala Mersin'de bulunmakta, batmaması için vakıflar ve gönüllüler yardımı ile içindeki su boşaltılmaktadır. Belki Yavuz ve Midilli gibi jilet olmayacaktır, ama bu kaderi paylaşmamak için yardıma ihtiyacı vardır. |
|
|
|
![]() |
| Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir) | |
| Seçenekler | |
| Stil | |
|
|
Benzer Konular
|
||||
| Konu | Konuyu Başlatan | Forum | Cevaplar | Son Mesaj |
| Agrı (KapsamLı) | aLper | Dogu Anadolu Bölgesi | 13 | 11.07.09 03:26 |
| İzmit (KapsamLı) | aLper | Marmara Bölgesi | 35 | 24.06.09 03:07 |
| Rize (KapsamLı Anlatım.) | aLper | Karadeniz Bölgesi | 19 | 26.04.09 11:16 |
| Çanakkale | Night123 | Marmara Bölgesi | 6 | 16.04.09 20:13 |
| 18 Mart Çanakkale Zaferi ve Çanakkale Şehitlerini Anma Günü | Anarcy¹9º³ | Tarihimiz | 10 | 19.03.09 12:27 |
| Sistem Bilgileri | Site Bilgileri |
|
Powered by vBulletin® Version 3.8.5 Copyright ©2000 - 2010, Jelsoft Enterprises Ltd. |
Sitedeki duzenlemeler ve tasarim : Lanet ve X tarafindan yapilmistir.
|